Bu haftanın başından beri kaç yazı yazıp sildim bilmiyorum. On beş yaşımdan bu yana her gece avazım çıktığı kadar bağırmak istediğim ama her defasında kendi sesimi susturan diğer sesimden kaynaklı yenildiğim çukura düştüm yine. Ben her ne kadar her defasında güçlü çıkan diğer sesime kulak versem de cılız çıkan sesim bir taraftan asla rahat bırakmıyor beni.

Tacizcileri ifşa konusu tam kaç yılında başladı emin değilim ama sanırım çok uzun bir geçmişi yok. İfşaların uzun geçmişinin olmamasının yanı sıra tacizlerin başlama geçmişine

dönersek içinden çıkamayız diye düşünüyorum. Hastalıklı bir toplumun hastalıklı torunları olarak kök salmaya devam ediyoruz.
Ben kendi hatırladığım yıl kadar geri dönerek yazmak isterim.

Ortalama on yaşında falandım. Ortaokul kaçıncı sınıftayım hatırlamıyorum. Sınıfımda Yıldız diye bir arkadaşım var ve sürekli döverek istediği şeyleri yaptırıyor. Ailede anlatabileceğim birisi olmadığı için yapabileceğim bir şeyse yapıyor, yapmak istemiyorsam dayak yiyorum. Uzun bir süre sadece parası olmadığı için beni kullandığını ve iyi bir şeye aracı olduğumu düşündüğüm Abid Dede'yi öpme operasyonu yıllar sonra, ilk tacizim diye travma günlüğümde yerini aldı.

Her gün okula giderken donunu toplayamayan Abid Dede beni yanağımdan öpüyor ve demir para veriyor. Günler günleri kovaladı ve haftalar birbirini kovalamaya fırsat bulamadan Yıldız sıkıldı bu durumdan. Artık demir para ikna etmediği için bu öptüğünde kağıt para istememi saçlarımı yolarak anlattı.

Yeni haftanın ilk günü Abid Dede benim okula gittiğim yerin başında bekliyor. Benim Yıldız’ın söylediği cümleyi kurmama fırsat vermeden ‘para vereceğim ama bu kez dudaktan öperim’ dedi. Oradan nasıl kaçtığımı ve yediğim dayağı bugünkü ben bile aynı kızgınlıkla hatırlıyorum.

İkinci tacizimde 13 yaşındaydım. Babamın misafir olarak eve getirdiği arkadaşı, babamların bahçede olmasını fırsat bilip taciz etti. Ben sohbet ettiğimizi falan düşünecek kadar küçüktüm, ablam kurduğu cümleleri ve yaklaşımını tesadüfen görüp ortalığı ayağa kaldırdı. Çünkü benim bir ablam vardı…

Ben en eskiden başlarken yazıma, tam yirmi sekiz yıl önce, annem dâhil tüm akrabalarıma Turan isimli ikinci dereceden akrabam tarafından tacize uğradığımı söyleyip on beş yaşında bir çocuk olarak kendi kendimi koruma çabalarım düştü aklıma.

Yalnız kaldığım, suçlandığım, taciz ettiğini söylediğim için taciz eden kişiden özür dilemek zorunda bırakıldığım geçti gözümün önünden. Tam yirmi sekiz yıl önce Turan isimli akrabam tarafından tacize uğradığımı söylediğim için Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesine yatırılmakla korkutulduğum günler düştü aklıma. O kadar imkansız geldi ki anlattıklarım, delirmiş olabileceğime inanmak daha kolay geldi duyanlara.

Tam yirmi sekiz yıl önce tacize uğradığım için yanımda olması gereken kadın akrabalarımdan birinin "benim kocamı da baştan çıkarırsa" diye kocasının benimle görüşmesini yasakladığı, kocasının da "haksız mı böyle düşünmekte? " dediği düştü hatırıma. Duyuyor musunuz canım insanlar tam yirmi sekiz yıl önce ‘aman yaaaa ne var sana bilmem ne yaptıysa, bana da yapıyor, art niyetli değil’ diyen başka akrabam düştü beynimin kusmaktan harabe düşmüş diğer yanına.

Yirmi sekiz yıl geriye dönmek ağır geldi ruhuma, durup dinleneyim dedim. Tam derin nefes alacakken annemin ne yapayım kızım söyleyip rezil mi olalım, evlendi, boşansın mı? Adın mı çıksın’ dediği cümleler her nefes alışımın ortasına çadır kurup oturdu.

Ben annemin kalbimin ortasında kurduğu çadırda her gün eridim. Ben her aklıma geldiği zaman annemin baktığı penceren bakıp tacizcimin ailesini, yuvasını, kız çocuklarını görüp yaptığım empatinin her gün boğazımı sıkışına ikna oldum, sustum, öldüm… Ben her gün, ya da herhangi bir anda nefesim kesilerek yarım ve eksik bir insan olarak devam ettim hayatıma. Yanlış yaptığım gerçeği ve cesaretsizliğimle yüzleşmenin verdiği güçle bugün sesini çıkarma cesaretini gösteren herkesi selamlıyorum.

Böyle bir süreci yaşamış ve bir erkek çocuğunu aynı hassasiyetle büyütmüş bir anne olarak, bugünün genç kadınlarının ifşalarını görünce bir taraftan umutlanıyor diğer taraftan ürperiyorum ister istemez.

Bunca yıl sonra gür seslerinden güç alıp, içimdeki kız çocuğunun kulağına usuldan fısıldadım. Yalnız değilsin.

Sevgili Aslı Tohumcu T24’de yazdığı köşe yazsında ‘Az sonra bahsini açacağım şeyi dile getirmek çok zor benim için. Daha bu cümleyle bile gözlerim doldu, kalbim korkuyla çarpmaya başladı. Nedenini daha sonra açıklamaya çalışacağım. Ama her şeyden önce kızım da okuyacak muhtemelen bu yazıyı ve onun hissedebileceklerinin düşüncesi şimdiden kalbimi kırıyor.‘ diye yazmış. Benzer şeyleri yaşamış biri olarak, birazdan yazdığım bu yazıları oğluma göndereceğim son okumasını yapması için. Daha o hayatta yokken yaşadığım tüm travmalarımın güncesi gibi.

İfşalarımızla tacizcilerin uykularını kaçırmaktan öteye gitme hayali dönüp duruyor beynimin ücra köşelerinde. Uzun yıllardır adaletin rafa kaldırıldığı, hukuk sisteminin naftalinlenecek seviyeye geldiği bu süreçte, bizler eski yaşadığımız tacizlerimizin izini süremeyeceğimizin gerçeği ile yüzleşip yeniden örgütlenmeliyiz. Sadece sosyal medya üzerinden yapılan ifşaların bizi yarı özgür bıraktığını, bir kanadımızın hala kırık olduğu gerçekliğini görmeliyiz belki de.

Bizlerin bilmem kaç yıl önce sesimizi çıkardığı fakat yapmamız gerekeni bilmediğimiz için ya da benzer nedenlerle sustuğumuz için. Bugün yapılan ifşaları çok önemsiyorum.
Mine Söğüt’ün T24’de yazdığı köşe yazısında kaleme aldığı bu cümleler ve daha fazlası için sadece sosyal medya ifşaları değil, daha fazla mücadele, daha fazla örgütlülük, daha fazla hukuksal destek ve daha fazla dayanışma.

‘Siz susmadıkça, siz haykırdıkça yıkılan kaleleri, devrilen devletleri, tutuşan iktidarları, titreyen insanları görürsünüz… sesinizi daha da yükseltirsiniz.
Ve düzen değişir
Kazanırsınız

İstediğiniz olmuştur. Eril düzen kadınların erkekler tarafından nasıl bir dünyaya sıkıştırıldığını, sıkıştırıldıkları o dünyada nasıl eziyetlere maruz kaldıklarını ve korkudan, güvensizlikten, suçluluk duygusuyla biçimlendirilmiş bir kimliğin tedirginliğinden dolayı ne kadar korkunç şeyler yaşadıklarını kayda geçirmek zorunda kalmıştır.’
Bir gün üst paragrafta yazanların gerçekleştiği günlere uyanabilmek için, bugün içinde yaşadığı bin bir türlü tedirginliğe rağmen cesaret alıp konuşamadıklarını dile getiren her bireye her anlamda yalnız olmadığını göstermek gerek.

Her konusu açıldığı zaman ‘annem yanındayım, ne yapmak istersen yalnız değilsin’ diyen oğlum için, yanımızda olan, yanımızda olduğunu hissettirenler için, içimizdeki sesini çıkaramayan o kız çocuklarının toplumsal çürümüşlüğün köprüsünde asılı kalmasına izin vermemek için. Bağır canım kardeşim, inlesin adaletsiz adalet sarayları.

Bağır canım kardeşim senin önünde kapansın cübbelerin önleri. Bağır canım kardeşim sadece kız çocuklarının gideceği okul açan bakanlık ve buna sessiz kalan toplum için bağır. Bağır canım kardeşim, sanki tacizler sadece karma okulda oluyor, cemaatlerde, vakıflarda, bilmem ne kurslarında olmuyor diye bağır. Bağır canım kardeşim, taciz ve tecavüz sadece bir kesim ya da bir cinsiyete özgü değil diye bağır. Bağır la bağır bugün yapılan ifşalar ne zaman vakıflara, derneklere, muhafazakâr camiaya ulaşacak diye bağır.

Bağır canım kardeşim, otuna bokuna, boyuna posuna karıştıkları kız çocuklarının miras hakkına çökenler için bağır. Bağır canım kardeşim, açık, kapalı, makyajlı, makyajsız, dinli, dinsiz diye bizi ayırıp sindirenler için bağır. Bağırın canım kardeşlerim öyle ifşa niyetine değil sadece, çarşaf çarşaf hayatımıza çökenler, ezenler, sindirenler, geleceğimizi iç edenler için bağır. Bağır bağır, seninle aynı ülkede aynı şartlarda yaşayan kız kardeşine falan değil, yaşadığın ülkenin sistemine, düzenine, üzenine bağır...

Velhasıl taciz konusunda bile bizi ayrıştıran, bölen, konuyu dağıtan zihniyet için bağır!

Susmayın…Yıkılsın kaleler, yıkılsın devletler, tutuşsun tüm siyasi partiler, titresin tüm insanlık suçu işleyenler.

Vicdanı rahat olmayan herkesin uykusu kaçsın. Bir gün sıra size de gelecek…

Yeni bir haftada hayallerin gerçeğe dönüştüğü günlerde de buluşabilmek umudu ile…