İnsan gibi yaşayayım diye, karda kışta börek satarak primlerimi ödedim. Çocuklarım destek çıkmasa elime mendil alıp dileneceğim. 16 bin maaşım, 16 bin kiram var.

Bir sokak röportajında konuşan emeklinin cümleleriyle başladık sayfaya kirlerimizi saçmaya. Yeni yılın ilk ayında belirlenecek emekli maaşı zamları için gözler kulaklar haberlerde. Hani yapılacak zammı tahmin etmek zor olmasa da bir umuttur işte, olmayan vicdanlar belki sızlar diye hayal edilse de zamanında ölmeyen emeklileri öldürmek için ne kadar ne yapılması gerekiyorsa ellerinden gelenin fazlasını yapacaklardır. Kuşkumuz yok.

Sayfanın başında yazdığım cümleyi dinleyince yüzüm kızardı, kendimden ve yaşadığım toplumun bu hale gelmesinden utandım. Daha fazla mı mücadele etmek gerekirdi? Daha fazla koşmak, daha uzun yürümek, daha güçlü bağırmak, daha korkusuz, daha cesur, daha gözü kara olmak; bulunduğumuz konumu ve durumu değiştirir miydi diye düşünmeden edemiyor insan.

Kaçımız birleşsek durdurabilirdik bu örgütlü kötülüğü, kaçımız avazı çıktığı kadar bağırarak sesiyle doldursa tüm sokakları mücadele alanına çevirebilirdik. Hangimiz yüksek bir yere çıkıp seslense bu günleri yaşayacağımıza inandırabilirdi toplumu?

Babaannemin bir cümlesi vardı, hayal meyal hatırlıyorum, ‘kıyamet günü yaklaşınca kötülükler artacak. Ahir zaman işidir, insan insan olmaktan çıkacak’ derdi. Kıyamet diye bir şey var mı bilmesek de bu kadar kötülüğe kopmayan kıyamet pek hayra alamet gibi görünmüyor. Etten kemikten ibaret zombiler gibi dolanıyoruz ülkenin dört bir yanında. Dispotik bir filmi reelde gösterime almakla kalmayıp yaşayarak gösteriyoruz siyah perde arkasından, sosyetenin ve siyasetin önde gelenlerine.

Açlıktan birbirine kıran, öldüren insanları gördükçe daha bi heyecanla izliyor VIP salonunda şampanyasını yudumlayanlar. Üşüyen ellerini birleştirerek ısınmaya çalışanların gösterildiği sahneye gelince sahneden sesler yükseliyor, ‘vatan, millet, bayrak, Allah.’ Birleşen eller tüm hırçınlığıyla birbirlerini tırmalayarak ayrılıyorlar. Başı kesik kukla gibi sahnenin ayrı köşelerine savruluyor her biri.

Daha kaç senaryo yazar, kaç film çeker, kaçında tatmin olurlar bilmemekle birlikte zenginlerin kurduğu düzenin oyuncu ve figüranları olarak nice ölümler, nice zulümler var henüz yaşamadığımız. Daha kaç canımızın ölümünü bekleriz göçük altında, daha kaç canımızı toprağa gömeriz de toprağı kurumadan salınır katilleri. Daha kaçımız hayat endişesi gütmekten yorulup takvimin sonuna gelemeden koparır yaprağı. Daha nice yangınlar, nice ölümler, nice zulümler var senaryolaşmayı bekleyen.

Ölmeyi bekleyen bir hasta gibi bekliyoruz yarının getireceklerini. Tüm kötülerin sırat köprüsünü geçemeden düşmesini umuyoruz umarsızca. Oturduk sahne arkasındaki yerimize yazdıklarını oynatamadan ölmelerini bekliyoruz sessizce. Kendi ölümümüz için yazdıklarının taslaklarını okuyor, attıkları kahkahaları dinliyoruz.

Ölüyoruz eyy biz, hepimiz…

Kimimiz ay başını getiremeden, kimimiz çocuğunu hastaneye götüremeden, kimimiz gece pazarlarında topladıklarını yetiremeden, kimimiz daha yaşam nedir bilmeden azar azar, toplu toplu, sessiz sessiz ölüyoruz.

Bir sokak röportajı ile başladığım yazının sonuna ‘Yaşamaya Dair’ şiirini eklemek isterim. Belki silkeleniriz belli mi olur. Belki henüz yaşamak nedir bilmeyenler olarak merak eder, örgütlenir yaşam için bir refleks gösterir, belki bir örgüt kurar boşalan dağları, ovaları, sokakları doldurur, ‘bu hayat, bu ülke, bu dünya, bu sokaklar, dağlar bizimdir’ falan diye slogan atarız.

"Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani o derecede, öylesine ki,

mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

insanlar için ölebileceksin,

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel en gerçek şeyin

yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak yanı ağır bastığından."

NAZIM HİKMET RAN