Milletçe, nostaljiye olabildiğine açız. Hayatımızın her alanına sirayet etmiş bu durum. Özel hayatlarımız, akrabalık ve aile ilişkilerimiz, ekonomik durumlarımız, siyaset, spor… Sürekli, “ah nerede o eski …..lar” cümlesini kurar günümüze, geleceğimize dair her şeye gözümüzü kapatıp geçmişimizin dibini sünnetleriz.

Tartışmalardan ve teknolojiden paçasını zorla kurtarmış aile sohbetlerinin üstüne ebeveynlerin antika düğün kasedi ya da çocukların sünnet görüntüleri çöker.

Yozlaşmış, halktan kopmuş, saraylara sıkışmış siyasetten kaçmaya çalışan kendini ‘32. Gün’de bulur.

Gündemden uzaklaşıp biraz kültürlenmek isteyen, aşiretlerle, mafyalarla, torbacılarla, kadına şiddet görüntüleriyle dolu 3 saatlik dizilere tutulmak istemeyen “Muhteşem Yüzyıl”ı ararken “Öyle Bir Geçer Zaman Ki” der.

Yasa dışı bahse, siyasete, şikeye bulaşmış futboldan sıkılanlar da ya takımının eski maçlarına ya da Türkiye’nin dünya üçüncüsü olduğu 2002 yılına dönerdi; 2 gün öncesine kadar.

A Milli Futbol Takımımız 2026 Dünya Kupası Elemeleri Play-Off Final maçında Kosova'yı 1-0 mağlup ederek 24 yıl sonra Dünya Kupası’na katılmaya hak kazandı. Bizlere büyük gurur yaşattı. Teşekkür ederiz…

Sadece galibiyet için değil teşekkür, aynı zamanda günümüzün dertlerine gözümüzü kapayıp her şeyin 2002 Dünya Kupası’ndaki kadar güzel olduğu yalanından uyandırdığı için.

Dünya Kupası’na gitmemizi kutlamak için Taksim’e giden bir yurttaşın, sokakları boş görünce, “Biz İsviçre miyiz? Sanki başka ülke kazandı, bir tane korna yok. Ülkemizin ruhu bitmiş” cümlelerini kurması uyanışın ayak sesleri.

Günaydın… İsviçre olmadığımızı yavaştan fark etmeye başlamışız. Sabaha iş var, akşama aş yok. Yarısı asgari ücretle çalışıp kirasını bile yetiştiremeyen millette sokağa çıkacak enerji de sevinecek ruh da kalmaz. En az 3.lük gelirse işte o zaman 20 yıl daha gerçekleri unuturuz.

Bir uyanış da geçtiğimiz haziran ayında bir programında verdiği tarihsel bilgi nedeniyle “Cumhurbaşkanı’nı tehdit” suçundan tutuklanıp aralık ayında tahliye edilen Fatih Altaylı’dan gelmiş.

Milli sevinç bile kalmamış” başlıklı köşe yazısında bizleri de aydınlatıyor: Dün Dünya Kupası finallerine vize almışız kimsenin umurunda değil. Ne doğru düzgün bir sevinç ne doğru düzgün bir coşku…

Kimsenin sevinmemesini de “Takımdaşlık, takım fanatizmi milli takımın üzerine çıkmış” cümlesi ile temellendiriyor. Bu mudur? Hani, ülkedeki ekonomik kriz almış başını gidiyor, hukuksuzluklar; tutuklanan gazeteciler, seçilmiş belediye başkanları, siyasetçiler… Bunlar yeterli sebep değil sanırım, içten bir sevinç yaşanamaması için.

Bu söylemlere bakılacak olursa biz sevinmemek için çabalıyoruz sanırım. E sevinecek bir şeyler bulalım biz de. Türkiye forması 6 bin TL (7 günlük asgari ücret) olduğu için çocuğuna forma alamayan babaların olduğu yerde, TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun Milli Takım futbolcularına Bodrum’daki villa projesinden villa hediye etmesine sevinelim.

Ha öyle sağdan soldan da almıyor villaları. Trabzonlu müteahhidimiz, Mandalya Körfezi’nin kıyısında bulunan ve 197 farklı kuş türüne ev sahipliği yapan Tuzla Sulak Alanı'ndaki 4.000 villalık projesinden veriyor. Artık kuşlara değil, çevre dostu (!) inşaat şirketlerine ve milli futbolcularımıza ev sahipliği yapacak. Sevinelim…

Ne demişti Fatih Altaylı, “milli sevinç bile kalmamış.”

Millilerin galibiyet sevincini yaşadığı anları ekrana vermek yerine biraz daha para kazanmak için reklama giren Acun’a sormak lazım “milli sevincimiz” nerede diye. Deprem bölgesinde insanlar hala konteyner kentlerde kalırken, “aman yeşil alan bırakmayalım memlekette” motivasyonuyla, milletin vergisiyle villacıklar dağıtan Hacıosmanoğlu’na soralım, “hangi yüzle” diye…

Kolumuza takım elbisemize göre seçtiğimiz milyonluk saatleri takıp yurttaşın yaşayamadığı sevincini sorgulamadan önce bir düşünelim.

Biz zamanında hangi “milli etkinliklere” katıldık, kimlere yanaştık, kimleri zengin ettik, nelere sustuk da ortada milli sevinç falan bırakmadık” diye…