Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Bundan bir önceki milli bayram olan 29 Ekim gününde yazdığım köşe yazımı hatırıma getirmeden edemiyorum.
Başlığında, “Kutlamalara Doymazsak Ağlamalara Doyacağız” demiştim. Yanılmışım… Bu gidişle ağlamalara da doymayacağız.
Kutlayalım
“23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı mesela, kutlayalım. Narin Güran’ın, Mattia Ahmet Minguzzi’nin, Berkin Elvan’ın, Leyla Aydemir’in… Canımız ülkemizde üç noktalara sığdıramadığımız çocukların çocuk bayramını kutlayalım, nasıl olsa ilelebet çocuk olarak kalacaklar, her sene kutlayalım” diye yazmıştım.
Yine üç noktalara sığamadı canım ülkemde çocuklar. Bugün de Kahramanmaraş’ta yine bir çocuğun düzenlediği okul saldırısında hayatını kaybeden Furkan Sancak Balal’ın, Bayram Nabi Şişik’in, Belinay Nur Poyraz’ın, Zeynep Kılıç’ın, Şuranur Sevgi Kazıcı’nın, Kerem Erdem Güngör’ün, Adnan Göktürk Yeşil’in, Yusuf Tarık Gül’ün ve Mustafa Aslan’ın çocuk bayramını kutlayalım.
Teşekkür edelim
İsmini anmaya gerek olmayan siyasetçilere. Atatürk’ün, “… memleketi asıl aydınlığa boğacak olan sizsiniz” diyerek çocuklara ve gençlere emanet ettiği ülkemizi, çocukları umutsuzlukla, mutsuzlukla, nefretle daha üzücüsü kanla boğacak hale getirdikleri için teşekkür edelim.
Memleketin akıbetini, köy enstitülerini kuran ve dünya klasiklerini Türkçeye kazandıran Hasan Ali Yücel’den, Atatürk’ün, “çocukları sağlıklı ve bilgili yetiştirilmeyen uluslar, temeli çürük binalar gibi çabuk yıkılırlar” sözünü doğrulayan Yusuf Tekin’e getirenlere de teşekkür edelim.
Tebrik edelim
El kadar çocuklara 1 öğün yemek, vermeyip okullara 1 kutu sabun, 1 rulo peçete koymak yerine mescit ve din görevlisi atayanları ve tüm bunlara susanları; 1 yılda onlarca çocuğun MESEM’lerde can vermesine göz yumanlara; gençleri bir yarım tostu veresiye defterine yazdırmaya mecbur bırakıp, ülkenin ekonomik krizinde boğup dalga geçer gibi 3000 TL burs verenleri; bu saydıklarım bu çocukların gerçekliğiyken tüm yaşananları, yarım tost alamayanların dışarıda sosyalleşmek yerine bilgisayar oyunu oynamalarına bağlayanları tebrik edelim.
Sorgulayalım
Eksiğimiz okullardaki mescitler ve din âlimleri mi yoksa çocuklara sunulan nitelikli bir eğitim mi? Bu eğitimi sağlamakla yükümlü olduğunun farkında olan bir Milli Eğitim Bakanı mı yoksa kafasını laik eğitimi kaldırma amacı ile bozmuş ve tek görevini çocuklara “İslam kültür mirasını tanıtmak” olarak bellemiş bir bakan mı?
Son günlerde yaşananların sebebi gerçekten çocukların oynadığı oyunlar mı, onlara bilgisayar oyunları dışında bir sosyalleşme alanı bırakmayan; çalışma, uyuşturucu kullanma, suça karışma yaşını 13-14 yaşına kadar düşüren bu çeyrek asırlık iktidar mı?
“Ülkedeki her problemi bir bakana ya da bu iktidara bağlıyorsunuz, her şeyin suçlusu bu iktidar mı” diyen tanıdıklarım oluyor. Çeyrek asır… Ülkede yaşanan her türlü olayın suçlusu, "Dicle'nin kenarında kurdun kaptığı bir koyun bile benim mesuliyetim altındadır" diyenler mi yoksa yaşanan bunca şeye rağmen çeyrek asırdır siyaset üretemeyip halkın içine inemeyen, iktidara gelemeyen ana muhalefet partisi mi? Sorgulayalım…
Karar verelim
Milli bayramlarımızı derin bir hüzünle, dini bayramları çocuklara veremediğimiz şekerlerin burukluğuyla geçireceğiz ya da “nerede o eski bayramlar” cümlesini bir daha kurmamak için bir şeyler yapacağız.
Nasıl bir toplum istiyoruz? 19 Mayıslarda vals gösterisi yapan gençlerin sanatını gururla izleyen bir toplum mu, o gençleri çıplaklıkla itham eden bir toplum mu istiyoruz?
Birilerini içeri alırken bahsedilen meşhur “aile düzeni”nin, ebeveynlerin günün yarısında çalışmak zorunda olduğu için çocuklarıyla ilgilenemediği şekilde olmasını mı, geçim derdi olmadığı için beraber geçirilen kaliteli vakitlerle anılmasını mı istiyoruz?
Liyakatli kadrolar mı istiyoruz yoksa çocuğunun işlediği cinayeti örtbas eden vali ya da oğlunun psikoloğa gitmesi gerektiğini söyleyen öğretmene ihtar gönderen polis müfettişleri mi?
Bayramlarımızı, eskiden olduğu gibi “bugün bayram erken kalkın çocuklar” sesleri ile mi yoksa çocuk bayramının arifesinde hayattan koparılan çocukları düşünüp, “bugün 23 Nisan, neşe dolamıyor insan” diyerek mi geçireceğiz. Karar verelim…