Geçtiğimiz günlerde, hayatımı çalışarak geçireceğim için büyük çoğunluğunu kaçıracağım tekrar aklıma geldi. Bu düşünceyle uyanıp sallana sallana ofise gittim, ömrümün bir kısmını daha kaçırmaya.
Ofisimizde bir Zeynep Abla’mız var. Çalışarak geçirdiğim zamanı, neşesiyle, sohbetiyle, anlattığı anılarıyla güzelleştiren bir insandır kendisi.
Son birkaç aydır, ailesiyle satın aldıkları arsaya kurdukları minik prefabrik evde yaşadığı mutlu anların heyecanıyla güzelleştiriyordu günümüzü. “Bu haftanın yorgunluğunu çiftlikte torunlarımla mangal yapıp atacağım” diyerek kendini motive edip bizi de mutlu ediyordu.
Bu hafta gündemimiz o mutlu anlara sebep olan evin yıkılacak olmasıydı. Resmi Gazete'de yayımlanan yeni yönetmeliğe göre tarım arazilerindeki hobi bahçesi, bungalov ve bağ evi gibi yapılar denetim kapsamına girdi. Böylelikle tespiti yapılan kaçak yapılar yıkılacak, alan tekrar tarıma uygun hale getirilecek.
Normal bir ülkede yaşasaydım bu haberleri okuduğumda, “ne güzel, ülkemiz kaçak yapılara izin vermiyor” derdim. Keşke normal bir ülkede yaşasaydık. Zira ülkemiz, Zeynep Abla gibi milyonlarca emekçinin kendine ve ailesine ayıracak zamanları olmasına izin vermiyor.
Ülkemizde soy ismi “…oğlu” ile bitenlere, “havasına, suyuna, taşına, toprağına” dediğimiz cennet vatandan parsel parsel satılıyor. Maden faaliyetleri için ikizköy, kazdağları, iliç gibi doğal alanlar tahrip ediliyor. Ormanlar yanıyor, doğa kan ağlıyor, çiftçi isyan ediyor ama kıymetli ülkemiz “Tarım arazilerinin korunması” adı altında insanları mülksüzleştirme çabasına giriyor. Tek problem tarım arazilerine yapılan hobi bahçeleri sonuçta…
İsmini bildiğimiz ama zikredersek “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu”ndan dolayı sıkıntı yaşayacağımız şirketlerin milyarlarca lira vergisi silinirken; tek problem üç kuruşluk motoruna binerken eldivenini takmadığı için yüz binlerce lira ceza yiyen yurttaş oluyor.
Sadece zenginin alabildiği pırlantaya, elmasa, yata, kata getirilecek vergi teklifi ne hikmetse bazı vekillerin önerisiyle tekliften çıkarılıyor. Birileri de kürsüye çıkıp emekçiye, emekliye, “yastık altındaki dövizleri, altınları bozdurun” diyor. Çünkü tek suçlu kötü günler için kenara para ayırmaya çalışan halk. Milletin vergisiyle bileğine milyonluk, koluna yüz binlik çanta takan vekiller suçlu değil.
Yurttaşın derdini sırtlamaktan değil, omzundaki bilmem kaç asgari ücretlik kürkü giymekten kambur olan siyasiler bizi düşünüyorlar sonuçta. Düşünmekten uykuları kaçıyor. Ömrü boyunca çalışıp başının üstüne bir ev, ayağının altına bir araba alamayacak bu millete ülkeyi nasıl dar ederiz diye düşünüyorlar. Evden işe, işten eve sürüp giden yaşantımızın stresini, etkinliklerimizi, hobilerimizi, planlarımızı elimizden alarak 2+1 evimize sıkışıp yaşayalım istiyorlar.
Onların çocukları yurt dışında özel okullarda okusun, bizim çocuklarımız tuvaletinde sabun olmayan devlet okullarında karma eğitim bile göremesin. Onlar birkaç farklı yerden maaş alsın ama hiç çalışmasın, biz Pazar alışverişini iyi yapalım diye fazla mesaiye kalalım. Onlar kuş cennetini harap edip 4.000 villalık proje yapsın, biz 100 metrekarelik arsamıza 30 metrekarelik kutu dikemeyelim istiyorlar.
Bir de bütün bu yaptıklarına rağmen sandık önümüze geldiğinde onlara oy verelim, öyle mi?
Aynen öyle…