Gezi’nin anıları ile büyüyen çocukların, Gezi’nin yanına yaklaşamayan simülasyonunu yaşayalı neredeyse 1 sene oldu. O dönem, “Buradan Gezi çıkmaz” cümlesini kaç kişiden duydum hatırlamıyorum bile. Bu söylemler öngörü müydü yoksa ön kabul mü bilmiyorum. Ama hala aynı düşüncedeyim. Böyle bir hareketin arifesinde iki türlüsünün de umutsuzluk yaratacağı kesindi. Belki bir devrim çıkmazdı buradan ama daha büyük bir kazanımla çıkılabilirdi.
Sonuçta hangi kazanım “Buradan bir şey çıkmaz” denilerek kazanıldı ki?
O günlerde sokakları doldurup taşıran, ideolojilerinin birbiri ile alakası olmayan gençlerin tek bir söylemi vardı: Ekrem İmamoğlu için çıkmadık… Evet, son 23 yılın getirmiş olduğu ekonomik sıkıntılar, hukuksuzluklar, yolsuzluklar ve sayamayacağımız birçok şey dökmüştü bizi sokağa. Ancak sanıyorum ki kimse reddetmez, bardağı taşıran son damla İmamoğlu’ydu.
Belki de tam da bu yüzden yanına yaklaşamadık Gezi’nin. “Ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayının tutuklanması ile o bardak zaten taşar. Kolaysa bir ağaç ile taşırın” dediler bize. O ağaçlar için iş makinelerinin önüne geçip, “Fakir fukaranın gölgesinin kesilmesine izin vermeyeceğiz” diyen bir Sırrı Süreyya Önder vardı. Bizim payımıza da gençler Bozdoğan Kemeri’nin altında plastik mermi yerken parti otobüsünün üstünde Türk Kürt tartışması yapan siyasiler düştü.
Ne değişti, 23 yılda ne değiştiyse o, hiçbir şey! Siyaseti, iktidar mahkeme salonlarına, ana muhalefet partisi de iktidar partisinin gündemlerine sıkıştırdı. Ülkenin kurucu partisi kendi siyasetini üretemez, varlığını iktidarın gündemlerine cevap vererek sürdürür hale geldi.
Bir senenin sonunda elimizde çeyrek asra yaklaşan bir iktidar, 2 bin 352 yıla kadar hapsi istenen cumhurbaşkanı adayı, 100’e yakın miting ve umudunu yitirmiş bir gençlik kaldı. Bütün bunların kazanımı da mitinglerde, basın açıklamalarında defalarca söylenerek pekiştirilen cümleler dışında bir şey değil.
‘E bu iş böyle yapılıyorsa siyasetçiler bıraksın da emekçi yurttaş yapsın’ demeden edemiyor insan. Öyle her cümlesini prompterdan okuyup, kaçırdığında da “Geri al” falan da demez yurttaş. Herkesten sağlam konuşur, yılların dolmuşluğu ile. “Eeeyyy şu ülke, eeyyy bu devlet adamı” diye naralar atıp, yıllarca güçlü devlet adamı rolünü de oynamaz.
Siz çok özlediğiniz “King”inizi oynarken gençler sizin kürsünüzden konuşsun. Üç-beş kanun teklifi birkaç kere el kaldırıp indirme, 273 bin lira maaş…
Mecliste yapılacak konuşma da hazır, uzun bir liste olacak hazırlanalım:
7’den 70’ herkes mutsuzken, 7’sindeki ya okulda yiyemediği bir öğün yemekle ya da söylenen ilahi ile siyasete alet edilmişken, 70’indekinin emekli maaşı karnını doyurmaya yetmezken, gençlerin dertlerini konuşmaya satırlarımız yetmezken; Öğretmeni atanamazken, atananı öldürülürken, geçinemeyeni devlet yerine mafyadan medet umarken, mafya sokak hayvanlarına mama dağıttığı sırada devlet onları (sokak hayvanlarını) toplatmak için yasa çıkarırken; Ormanlar, umutlar, hayaller, kadınlar, gençler, bir zamanlar elimizde olan her şey yanıp kül olurken…
“Bu kadar paranın siyasetçilerde ne işi var, bu kadar paranın siyasetçilerde ne işi var, bu kadar paranın siyasetçilerde ne işi var?”