Acımasız bir Netanyahu ile acımasız bir Trump izliyoruz. Gazze’deki Filistinlilerin çocuk, kadın, bebek ayrımı yapılmaksızın katledilmesine itiraz edenler oldu ancak bir müdahale olmadı.  Sağlık kuruluşları, Kızılhaç ve Kızılay görevlileri de öldürüldü.

Filistinlilerin Mısır sınırına silah ve bomba gücüyle toplu göçe zorlanmasının ardından orada kalacakları ve başka ülkelerine gönderilmeleri öngörülmüştü. Fakat evleri tamamen yerle bir olan Filistinliler topraklarına, daha doğrusu harabeye dönen evlerinin yıkıntılarına döndü. Aylarca aç kaldılar, çocukların bir kısmı açlıktan öldü. Netanyahu zor şartlarda yaşamını sürdürmeye çalışan bu halkı bombalamayı sürdürüyor. Trump’ın kafasında yine de Gazze’deki Filistinlilerin başka yerlere nakledilmesi var. Ayrıca bu sahillerde turistik tatil köyleri yapılması isteğini de sürdürüyor.

Netanyahu’nun arkasında Trump vardı, yine var. Bunun nedenlerinden biri olarak Epstein skandalı var mı, bunu zamanla göreceğiz. Ancak Trump’ın başka ülkelerin petrol ve nadir elementler gibi kaynaklarına “mafya” usulü çökmesine bir iki ülke dışında itiraz edebilen yok. Zira sesini çıkarana ABD gümrük vergisini arttırıyor, başka ülkelerle olan ticaretinin, Rusya, Çin gibi, engellenmesine çalışıyor.

Türkiye hala Orta Doğu savaşının içine çekilmeye çalışılıyor. NATO’nun İran’dan gönderildiğini iddia ederek iki füzeyi düşürdüğünü açıklaması ilginçti. İran, “Biz Türkiye’ye füze atmadık, ortak araştırma grubu kuralım” dese de Batı medyası bu konuyu abarttı. Hatta 11 Mart 2026 Çarşamba akşamı BMGK - Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde konuşma yapan İsrail temsilcisi İran’ın saldırdığı komşular arasında Türkiye’yi de saydı. Demek ki, önceden hazırlanmış bir senaryo uygulanıyor.

İsrail gece gündüz Lübnan’ı, özellikle Beyrut’u bombalamaya başladı. Bir ara asker indirmeye kalktı, Hizbullah ateş açınca gerisin geriye döndü. Aynı durum Amerikan askerleri için de geçerli. Trump önce terörist Kürt gruplarına İran’a saldırın ‘arkanızdayım’ dedi, olmadı. Körfez ülkelerine İran’a saldırın dedi, olmadı. Kendisi asker indiremiyor, ama o da İran’a gece gündüz füze atmaya devam ediyor. 176 Kız öğrencinin öldürüldüğü bombalamayı yapan ABD, hiç oralı değil. ABD sivil halkı da öldürmekten kaçınmıyor.

Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilere refakatçi asker yollayacağım diyen Trump, sözünü unuttu. Trump bugün tehdit ediyor, yarın vazgeçiyor. Kökleri “bozuk” bir başkan ABD’nin itibar kaybetmesine neden oluyor ancak Trump için ABD’ye getirilen para önemli.

Trump paradan başka bir şey düşünmüyor. Kullandığı silah ve asker gücünün masrafını işgal ettiği yerlerden alarak silah sanayiini geliştirmeye çalışıyor. Bunun için “düşman” ülkeden çoluk, çocuk demeden öldürmeye başladığında karşı tarafın teslim olacağını düşünüyor.

ABD daha önce Saddam’ın Kuveyt işgaline engel olduğu zaman askeri gücünün tüm masraflarını Kuveyt Emirliği’nden karşıladı. Malzeme listesinde Amerikan askerlerinin çiğnediği sakız masrafı bile vardı. Aynı senaryo ABD’nin Saddam’ı devirmek için Irak’ı işgal ettiğinde de uygulandı. Harcamalar Irak petrolünün satışından karşılandı. Aynı yöntem Suriye’de petrol bölgesine konuşlandırılan Amerikan askerleri için de geçerli oldu.

Bu yaklaşım İran’da da geçerli olur mu? Bir milyon 648 bin kilometre kare yüzölçümü olan İran’da nüfus 90 milyon. Dağlar, platolar, ovalar var. Dağların bir kısmının yüksekliği 4 bin metreden başlıyor 5600 metreye kadar gidiyor. Ülkemizin en yüksek dağının 5137 metre ile Ağrı dağı olduğunu bilirsek, İran’daki yükselti durumunu daha iyi anlayabiliriz. Bu coğrafyada binlerce yıldır yaşayan ve savaşan insanların ne kadar bombalama ile teslim alınabileceği sorusuna yanıt vermek kolay değil. Ancak Trump Orta Doğu’da bölgesel savaş yaratarak Türkiye dahil devletleri neredeyse yakmayı hedefliyor sanki.

‘Yurtta barış dünyada barış’ dendiği zaman ne bombalar olur ne de açlık…