Lider partileri içinde herkes lidere çalışır. Bir başka bakış açısıyla herkes siyasette varlığını sürdürmek için lidere çalışır. Bazen ekip çalışması ile partinin önde gelenlerinin yerine gelmeye çalışanlar da vardır. Partinin ideolojisini lider belirler. Kimse ona karşı çıkamaz.
Demokratik olduğunu iddia eden partilerde mahalle delege seçimleriyle temelden tepeye doğru örgüt yapısı oluşur. Bu partilerden birisi Cumhuriyetimizin kuruluşunda görev alan CHP’dir. 1960’lardaki CHP ile 1970’lerdeki CHP arasında bir fark var. Ortanın Solu sloganıyla harekete geçirilen CHP, Ecevit’in çabalarıyla hem ideolojik bir yapıya hem de gençlik örgütlerinin eğitimiyle delege sisteminde bir değişime yol açtı. Dağlara taşlara yazılan ‘Halkçı Ecevit’ yazıları büyük bir propaganda aracı oldu. Gençler, işçiler, üreticiler parti delegesi oldu. Aralarından seçtiklerini il delegesi, çok çalışanlarını kurultay delegesi yaptılar.
Zaman geçti 2020’lere geldiğimize zaman ilçelerde ve illerde örgüt yöneticilerinin çoğu iş insanı oldu. Delegeler de öyle oldu. Kurultay delegeleri belediye memurları, belediye başkanlarının yakınları oldu. Genel başkan seçilirken birçok milletvekili de 15 yıl ile 25 yıl arasında partide milletvekili olduğu ve parti yönetiminde etken olduğu ortaya çıktı.
Bu durumun devamı da var, ancak parti içinde ortalık gergin olduğu için bu aşamada bırakıyorum. Burada vurgulamak istediğim nokta, işçi, köylü, öğrenci, esnafın partisi iş insanlarının ve bazı esnafın partisi durumuna dönüştü. Bu profil Türkiye’ye ne kadar hitap edebiliyor acaba? Yani halk kitlelerini ne kadar etkileyebiliyor acaba? Buradaki beklenti de partinin genel başkanının kitleleri peşinden sürüklemesidir. Peki genel başkan tüm kademeleri “kendi memuru” gibi oluşturmaya çalışırsa ne olur? Burada seçimleri yapay zekayla yaptık diyerek yeterli eğitimi olmayanları ikna etmek de olası. Peki bu durumda partiye kimler sahip çıkabilir?
Büyükşehir belediye başkanları parti yönetimi tarafından halka hizmette büyük çaba göstermesini isterdi. Başkanların kendi aralarında yaptıkları düzenli toplantılarda sunulan hizmetleri, kamuoyunun beğenilerini birbirine aktarır, önemli projelerin nasıl gerçekleştirildiği anlatılırdı. Şimdi parti yönetiminden işaret almak yerine, parti yönetimine yol gösterme eylemi var. Bazı belediye başkanları da sanki genel başkanmış gibi ulusal ve uluslararası konularda beyanat vermekle meşgul oldular.
Bugün gelinen aşamada bir kesim “sokak kazanır” diye 1968’lerin okul boykotları gibi hareket ediyor. Yüzde beşlik bir oran ile yüzde yüzü yönetmek, yönlendirmek mümkündür. Ancak sonuçları öğrenciler için farklı sonuçlar verdi. Aynı uygulama bugün de devam ediyor. Kitleler dik duranları, ayağa kalkanları seviyor. Gel gelelim CHP örgütü sokağa düşenleri değil, parti hiyerarşisi içinde sisteme direnenlere destek verir.
Yeni uygulamada parti örgütünden birileri ayağa kalksın diğerlerini sindirsin girişimi ne kadar örgütten destek bulacak, bunu zamanla göreceğiz. Ancak parti içi çekişme ve çatışma partiye kısa dönemde yarar sağlamaz.
Bu işten yararlanacak olanlar AKP ve Cumhur İttifakıdır. Bu ittifak “barış süreci” görünümü altında bebek katiline özgürlük gafletine düşmez ise, ulusal ve uluslararası düzeyde eksiğiyle yanlışıyla da olsa görece başarılı bir yönetim sergiliyor. Gözümüzü kapatıp bizimle aynı düşüncede olmayanları linç etmekten vazgeçersek, gerçekleri görme konusunda ilk adımı atmış oluruz.