Partilerde her zaman klikler, gruplar olur. Hiçbir parti içeride homojen değildir. Eğer öyle olsa tüm üyeler robot olur. Her üyenin liderin yanındaki kadronun içine girmesi mümkün değildir. Bu nedenle üyeler arasında gruplaşmalar olur parti içinde birbirleriyle yarışırlar.

İdeolojik olduğunu iddia eden partilerde gruplaşmalar ideoloji üzerinde olur. O ideolojinin siyasi yelpazesi üzerinden yarış sürer. Lider partilerinde, yani AKP, MHP gibi liderin tek olduğu partilerde kadroyu lider oluşturur. Fakat liderin gözüne girmek lidere sempatik görünenler mevcut yönetim kadrolarının bir kısmının altını oymaya çalışır.

Derneklerde de şirketlerde de partilerdeki durumun aynısı var. 1968’de ODTÜ öğrenci birliği başkan adaylığımdan başlayarak gerek Sosyal Demokrasi Dernekleri Federasyonunda gerekse CHP’de gençlik kollarında, İzmir il yönetiminde bunları yaşadım. Yıllarca en ufak bir değişim olmadı. Büyük şirketlerde çalışırken personelin bir kısmı daha üst makamlara gelebilmek için bazı amirlerinin başarısız olması için ayak oyunu yaptığını gözlemledim. Şirkette tepe yöneticinin görevi bu tür olaylarda tüm ekibe hedef göstererek onların kendi içindeki yarışmasını üretime yönelterek çekişmenin azaltılmasıdır.

Siyasete dönersek, lider tüm partiyi bir arada tutmaya çalışmalıdır. Üyeler ise partinin büyümesi için üstüne düşen görevi yapmalıdır. Liderin ve kadrosunun başarılı olan üyeleri daha üst görevlere taşımalıdır.

Maalesef uygulamanın böyle gelişmediğini genelde herkes yaşamakta veya izlemektedir. Oysa beklenti olmadan partisinde gönüllü olarak çalışan yüzbinlerce insan vardır.

Futboldan örnek verirsek her futbolcu bireysel olarak ön plana çıkmak, göze çarpmak ister, onun için topla oynayarak rakibe çalım atar, olur olmaz yerde şut çeker. Geleceği parlak gençlere maçta pas vermez ya da o oyuncu rakibin üç oyuncusunun ortasındayken pas atar. O da topa hâkim olamaz. Birkaç kötü pas geleceği parlak yıldızı söndürür. Oysa futbol kollektif bir oyundur. Başarı için teknik direktörün onları paslaşmaya motive etmesi gerekir.

Partide de durum aynıdır. İç çatışma yaratmamak için partiyi sürekli hedef göstererek, eylem organize ederek partilileri ileriye doğru yönlendirmek gerekir. Parti içi eğitimlerle parti programının anlatılması, dayanışmanın öneminin vurgulanması iç çekişmeleri azaltır.

Particilik hizmet sunmak için bir şanstır. Bu şansı kullanırken gönüllü olarak çalışmak insana huzur verir. Particilikte menfaat beklentisi insanları parti içinde söz sahibi olmak için gruplaşmaya iter. Programı net olmayan partilerde gruplaşmalar çıkar esaslıdır. İktidarda olsun muhalefette olsun yakınlarına devlette veya belediyede iş bulmak, ihale almak gruplaşmada etkin olanların hedefidir. Yani parti programı birden nemalanmaya dönüşür.

Liderin mutlak egemenliği çatışmaların ortaya çıkmasını önler gibi gözükür. Ancak ne kadar gizlenirse gizlensin iç çekişmeler zamanla gün yüzüne çıkar. Parti içi yarışmanın demokratik şekilde tabandan yukarıya doğru yapıldığı partilerde ise çekişme de çatışma da vardır. Medya bunları kamuoyuna aktararak ilgi çeker. Bu konu başlı başına dipsiz kuyudur.

Gruplaşma bir anlamda uzlaşma demektir. Nemalanmak için uzlaşmak yerine partiyi büyütmek için uzlaşmak partiyi diri tutmaz mı, halka umut vermez mi?

Çatışma umutları köreltir, partiyi güçsüzleştirir. Uzlaşan, gelecek için parti programını hayata geçirmek için uzlaşanlar her zaman kazanır.