“Yaşar Kemal bu dizeleri yazarken ne düşünmüştü acaba” diye içinden geçirmeden edemiyor insan. Bizler bu dönemin insanlarını ya da düzenini böyle tarif ederken, bir asır önce de insanlar bu kadar çıkarcı, bu kadar kötü, bu kadar cani miydiler ki Yaşar Kemal’in kaleminden bu dizeler dökülüverdi diye düşünmeden de edemiyor insan. Ya da bizim Zeynep Abla gibi efsunlu falan mıydı ki, kendisinden bir asır sonra insanların alacağı şekli bu kadar naif bir dille anlatabildi.

Ne gökyüzüne sığabiliyoruz son yıllarda ne de yer küre bize ait gibi duruyor. Bu kelimeyi önceleri sadece hemcinslerim için kuruyordum. Hemcinslerim için kurduğum taraf değişmeden olay yeri şeridini genişlettikçe genişlettik. Ülkenin dörtte üçü olay yeri uyarı şeritleriyle çevrildi adeta. Olay yeri dışında kalan kısmını hiç sormayın efenim. Orada durumlar daha bir karışık. Hani dünya tersine dönse bir günlüğüne, diğer tarafta öyle el kaldırıp reva gördükleri asgari tutarlarla geçinemeyip birbirlerini yerlerdi muhtemelen. Gerçi sonuç çok değişmiyor, diğer taraf da her türlü birbirlerini diri diri yemeyi iyi biliyorlar. Açken de tokken de birbirilerini yiyen küçük bir kesimin zapturaptı altındayız efenim.

Tangalı iç çamaşırından, masaj salonuna, yediği yemekten çıkardığı tuvalete, lüks diye övündüğü kıyafetlerden ayakkabısına, spor salonundan yattığı yatağa, dil eğitiminden övündüğü diyete kadar bizim emek verdiğimiz hayatlarından, iki cümle kurup aynı emeği harcayan bizleri, kendileri için gırtlak gırtlağa mücadele eder hale getirebiliyorlar.

Bu da bir yetenek mi demeliyiz, yoksa kendimize dönüp bi silkelenmemiz mi gerekir bilemiyor insan. Aslında biliyoruz da öğretilmiş yalnızlık mı diyorlar adımıza, ya da yeni sürümde ne deniyor bizim gibi toplumlara. Dijital çağda nedir, bizim çoğunluğumuza rağmen azınlıklara ezilmişlik halimize verilen ad? Kendimizi aidiyet duygusu ile bağlı hissettiğimiz partilerin, yıllarca sistem partisi diye eleştirdiğimiz partilere destek olmak için gösterdikleri çaba vicdanımızın öksüz kalan tarafını daha bir yaralıyor.

GEZİ’DEN GERİYE

Gezi direnişinin 13. yılını geride bıraktık. Bir halk hareketi bile diyemeyeceğimiz bir azınlıkla başlayan direniş, çok şey götürdü bizden. Yitirdiğimiz canlarımızın yanı sıra, toplum olarak da en güzel, en güçlü, en vicdanlı yanlarımızı kaybettik sanki. Ya da benim dünyaya açılan penceremden bu kadar gri görünüyor ülkenin silüeti.

Adalete olan güvenimizin kaybolmasıyla birlikte, suç ve suçlu kavramlarını birbirine karıştırıp o alacalık arasından çıkamayıp sadece kimliğine bakar olduk insanların. A partisindense yapılan şeyler B partisi gönüllüleri tarafından pankartlara taşındı yolsuzlukların iki yüzü. B partisi tarafından yapılanlarsa A partisi gönüllüleri tarafından çarşaf çarşaf serildi hayatlarımızın ortasına. Her bir partinin üst düzey iki yüzlülüklerini savunmak için yarıştık adeta. Aybaşını zor getiren, hatta getiremeyen bizlerin patlak kartlarına yeni patlaklar eklendi bu süreçte.

Deprem ülkesi olduğumuzu bilen siyasi partilerin, deprem için önlem almadıklarını eleştirmek yerine hangisinin haklı, hangisinin dürüst, hangisinin daha ahlaklı olduğuna kafa yorar olduk. Herkes kendi doğrusunu bulup, tarihin doğru tarafından poz verdi objektiflere. Siyaset denen şeyin içinde dönen entrikalara düştük de elimizden tutacak bir kurtarıcı arıyoruz yine. Biz ne menem bir ülkenin eteklerinden çil yavrusu gibi saçıldık zengin mahallelerin lüks bahçelerine. Biz, biz hani hepimiz, dün bir ağaç için bir araya gelenler, bir ağaç için direnenler, bir ağaç için siyasilere nerede durması gerektiğini hatırlatanlar. Bir ağaç için verdiği oyun hakkını isteyenler, peşine düşenler, dünün kazananları.

CUMHURİYET

Hani şu son dönemlerde dillerden düşürülmeyen bir cümle var ’Atatürk’ün kurduğu parti’ diye. Vallahi Kemalist olmamakla birlikte Atatürk bugün yaşasa muhtemelen, özellikle adını kullanıp partiyi bu hale getirenleri cezalandırırdı. Atatürk eğer yaşasaydı, bir sürü yolsuzluk, rüşvet, rant, torpil gibi birçok konuda adı geçen herkesi bir daha partinin kapısından geçemeyecek hale getirirdi. Atatürk yaşasaydı bugün ne olurdu ya da ne halde olurduk bilemeyiz elbet ama kurduğu parti bu şekilde olur muydu sorusunun cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

SONUMUZU KİM YAZACAK

Bu lanet insan soyunun bir başlangıcı olduğu gibi bir sonu da vardır mutlaka. Bu kadar bencil, bu kadar çıkarcı, bu kadar menfaatine düşkün, bu kadar yalancı soyumuzun lütfen bir sonu olsun. Sadece kendi çıkarı için, sadece kendisi ve çevresinin menfaati için gördüğüne görmedim, görmediğine gördüm diyenlerin sonun geldiği günleri görmek umuduyla…