İzahı olmayan şeylerin mizahını yapabilmek için bile cümlelerimizin içinden kelimelerimizi cımbızla ayıklıyoruz adeta.
Kırk düşünüp bir konuşma hallerimiz sadece iktidar partisinin korku kırbacını tepemizde tutmasından kaynaklıydı önceleri. Şimdi ise devran döndü. Her birimiz son dönemlerin linç rüzgarının kollarına bıraktık kendimizi, savruluyoruz adeta. En bilinçlisinden, en bilgisizine, en liyakatlisinden, en vasıfsızına, en zengininden, en fakirine kadar sosyal medya çukuruna düştük boğuluyoruz. Düştüğümüz yerden çıkmak için ne niyetimiz ne de gayretimiz var. Nasıl mutluyuz, nasıl güzeliz. İçine düştüğümüz üzüm bile memnun değil düştüğümüz yerden.
Bir adım sonrasını düşünmeden vuruyoruz bizim için yanlış olan cümleyi kurmuş kişinin tepesine. Bizim düşündüğümüzün yanlış olma ihtimali bile geçmiyor aklımızın ucundan. Pastaneyi arsası ile birlikte yemiş kişiye tek cümle kurmadan bir dilim pasta çalmış insanın peşine düşüp taşlıyoruz gücümüz yettiğince. Biri vurunca güç alıyoruz onun attığı yumruktan, birinin attığı çizikten güç alıp kesiyoruz atardamarı. Farkında bile değiliz işlenen cinayetin üstümüze kalacağını.
Bizler, bizler derken hani gerçekten bizler…
Kılı kırk yaranlar, unu suya çalanlar, yarına bu günden yananlar.
İki yakası bir türlü bir araya gelmeyenler, bir araya getirecek yaka bulamayanlar… Bizler la bizler…
Her ne kadar orta sınıf yok oldu desek de, hatırı sayılır bir orta sınıf bugün maaşını alıp daha borçlarının yarısını bile ödeyemeden maaşı bitmiş bizler adına kanaat önderliği yapıyor kendilerince. Kendilerince doğru bulduklarını, doğru gördüklerini yine bizlerden aldıkları güçle bize anlatıyorlar. Bir ağaç çalanı, atıyorlar önümüze idam mahkumu gibi. Bizlerin kaç yıl çalışsa o parayı biriktirebileceğinin hesabını bile yapamadığımız paralardan bahsetmiyor, canım hatırı sayılır seviye de olan orta sınıfımız. Hani azınlıkta olduklarından ve bizim seviyemize düşmekten korktuklarından mıdır bilinmez. Hiç birisi ‘Tuz koktu’ diyemiyor.
Ne koktu, ne çürüdü, ne toplumu zehirleme evresine geldi diyebilsek bile yazamayacak hatta düşünemeyecek hale getirdiler her birimizi. Aynı masada bir simidi ikiye bölüp yediğimiz arkadaşımızla yeni bir uzvumuzdan ikiye bölündük yine. Bin parçaya bölünen bizleri bölecek bin birinci yer buldular yine. Kayboldu diye düşündüğümüz orta sınıfın katkılarıyla Kürt, Türk, Alevi, Sünni, dinli, dinsiz, ayrımlarının yanına butlancı ve seçilmiş diye iki kelime daha ekledik velhasıl.
En yaralı yerlerimizden tekrar tekrar bölününce umutsuzluğa kapılıyor insan. Bin ikinci yerden Selahattin Demirtaş’ın bir dönemler birçoğunun gizli gizli dinlediği şarkı ile devam edip bu haftayı da böyle bitirelim.
Dur da suya bak istersen
İstersen kör aynalara
Sen de Hızır var güzelim
Vur kendini mor dağlara
Korkma, bağır; olmadı Hızır’ı çağır,
Hızır senin sesindedir
Hızır sensin be güzelim,
Korkma…
On yıl sonra aramıza döneceği heyecanını tekrar kalbimizde hissettiğimiz Selahattin abiye kötü haberi şimdiden verelim. Abem Hızır’ı bile yediler…