Her insan çocukluğunda, gençliğinde, belki de yetişkinliğinde belli başlı benzetmeler yapar. Çocukluğunda babasını, izlediği çizgi filmdeki süper kahramana; gençliğinde ise kendisini idolü olan kişiye…

Her yaşta bu benzetmeler arasında kendince bir ortak nokta bulur. Babası, her ihtiyacı olduğunda yardımına koşuyordur, tıpkı bir süper kahraman gibi. Kendi her türlü haksızlığa, hukuksuzluğa etiyle kemiğiyle karşı çıkıyor, mücadele ediyordur, tıpkı olmak istediği kişi gibi.

Şimdiye kadarki hayatımda garipsediğim bir benzetme olmamıştı kendimde ya da çevremde denk geldiğim çolukta, çocukta, yetişkinde… Yıllar önce bir otomobil markasındaki, “benim babam T…ta gibi adam” sloganı bile iyi bir benzetmeydi. Teşbihte hata olmaz sonuçta.

Geçtiğimiz 1 hafta boyunca bu cümleyi “teşbihte hata olmazdı” diye düşünmek zorunda kaldım. Çünkü direniş kenti olan İzmir’de son süreçte akıl almaz benzetmeler yapılıyor.

Kurtuluş Savaşı’nın İzmir’deki sembolü olan, işgal sırasında Yunan askerlerine karşı sıktığı “ilk kurşun” ile direnişin fitilini ateşleyen gazeteci Hasan Tahsin’i, çok büyük ihtimalle İzmir’e bir daha başkan yapılmayacak Cemil Tugay ile bir tutanlar oluyor. İşte bu teşbihte hata olur. Bu köşe yazılarını yazanların yaptığı benzetmeyi geçelim; tarih bilmezlikten öteye geçemez.

Bir tarafta 100 yıl önce Yunan işgalinde ilk kurşunu sıkarak direnişin fitilini ateşleyen sosyalist gazeteci Hasan Tahsin; diğer tarafta göreve geldiği gibi “ilk kurşunu” belediye işçilerine sıkarak, 23 bin işçinin sokağa çıkıp İzmir tarihinin en büyük işçi grevlerinden birini gerçekleştirmesine sebep olan Cemil Tugay…

Bir tarafta Hukuk-u Beşer (İnsan Hakları) adıyla gazete kurup yazılarında ezilen sınıfların, işçilerin, kadınların haklarını savunan GAZETECİ Hasan Tahsin; diğer tarafta belediye meclisinde işini yapan gazetecilere “basın şeysi” diyen Cemil Tugay…

Eminim ki bu benzetmeleri tekrar düşünmeye gerek yok, ancak insan bu yaşananları hatırlayınca “Hasan Tahsin’i benzetecek başka kişi kalmadı mı?” diye sormadan edemiyor.

Büyük bir özgüvenle yapıyorlar bu işi; “Hasan Tahsin’i hepimiz biliriz” diye başlıyorlar, malum benzetmeyi yaptıkları yazılara.

Hasan Tahsin’i hepimiz biliriz de siz Cemil Tugay’ı yeterince bilmiyorsunuz sanırım.

Tam da sizin yazdığınız gibi, Hasan Tahsin bir isyandır; işçinin, emekçinin isyan etmesinin sebebi değil.

Hasan Tahsin bir uyanıştır, bir halkın uyanışı; güne “işimi ne zaman geri verecekler?” düşüncesiyle uyanan bir babanın uyanışı değil.

Gazeteci Hasan Tahsin, İzmir’in işgale karşı ilk kurşunudur; halktır, işçidir. Gazeteciye “şey” diyen, hakkını arayan işçiyle halkı karşı karşıya getiren, düşmanlaştıran ve bundan beslenen bir siyasetçi değil.

Bir siyasetçinin partisinden istifasını, Hasan Tahsin’in “ilk kurşunu” olarak yorumlayanlar bir daha düşünsün. Kendilerini, mecliste azarlayanlar, küçümseyenler mi temsil ediyor yoksa köşe yazılarında adını geçirince, ne yazarlarsa haklı görüleceklerini sandıkları gazeteci Hasan Tahsin mi?

Kusura bakmayın, ikisi aynı anda olmaz. Dünya sizin köşe yazılarınız kadar tutarsız değil;

23 bin işçiyi ve ailesini mağdur edecek kadar acımasız, bir gazetecinin kurşunuyla ayaklanacak kent kadar umutlu, ama sizin kadar tutarsız değil…