“Unutan iyileşir” diye bir söz vardı. Kimin söylediğini unuttum ama pek bir önemi yok. Ülkemiz insanlarıyla ilgili en çok denk geldiğim eleştirilerden biri de bu olabilir. Cümlelerin başlangıcı değişiyor ama sonu hep aynı: “Toplumumuz balık hafızalı. Hemen unutuyor. Başımıza ne geliyorsa bu yüzden…”

Unuttuğumuz doğrudur. “Ya iyileşmek için unutuyorsak” diye bir avunmaya girmek istiyorum, unutamadıklarım tutuyor beni. Yaşasa şu an benden büyük olacak ağabeylerim, ablalarımın arkalarında bıraktığı notlar tutuyor beni, unutmayayım diye.

Bu ay, unutulmaması gereken 3 genç daha katıldı hafızalarımıza. 1 ayda üç genç kaldıkları KYK yurtlarında şüpheli bir şekilde hayatlarını kaybetti. Evet şüpheli… Eceliyle ölmeyenlerin ülkesinde şüphesiyle ölen insanlar oluyormuş demek ki.

Halil İbrahim Gökşen, Kırklareli’deki KYK yurdunda mezuniyet törenine saatler kala yurt odasında ölü bulundu. Zehra Kaçar Burdur’da kaldığı KYK yurdunun 6’ncı katından düşerek hayatını kaybetti. Ve İzmir’den Zeynep Dicle Çalışır, yine yurt odasında hareketsiz bir şekilde bulundu ve intihar ettiğinden şüphelenildi.

Bu ülkede ailelerin güle oynaya, gururla, eğitim görsün diye gönderdiği çocukları memleketlerine tabutta dönüyor. Kayıtlara da şüpheli ölüm diye geçiyor. Şüpheye gelene kadar gençlerin yaşadıkları, yaşayamadıkları, yaşamak istedikleri kimsenin umurunda olmuyor. Devlet ana çocuklarına iyi bir gelecek değil, iyi bir yaşam hiç değil, bir yaşam sunamıyor artık. Sonra da arkamızdan kuru bir “başımız sağ olsun” çekiyor. Olmaz, çocuklarınız sağ olamazken başınız da sağ olmaz.

Gençlerin ölümlerini henüz bu kadar normalleştirmediğimiz dönemlerde sosyal medyada karşıma bir haber düşmüştü. 17 yaşındaydım ve benden 1 yaş büyük olan Furkan Celep’in cansız bedeni Kocaeli’deki falezlerin arasında bulunmuştu. Sonra da sosyal medya hesabında paylaşarak arkasında bıraktığı not ortaya çıktı. Başta kadınların sonra bütün ülkenin en büyük travmalarından biri nasıl ki Münevver Karabulut, Özgecan Aslan ise genç intiharlarının travması da Furkan Celep’in bıraktığı o nottur benim için.

"Hassas kalpli diyebileceğiniz insanlardan birisiyim. Şu zamana kadar hep doğru olanı yapmaya çalıştım. Karıncayı bile ezmemeye özen gösterdim. Evde bir arı veya böcek olsa bile onu öldürmek yerine bardakla alıp özgür bıraktım, yemekten arta kalanları çatıya kuşların aç kalmaması için attım. Daha iyi bir dünya için elimden geleni yaptım" diyor notunun ilk kısmında Furkan.

Yeterince umutsuz bir insan olduğum için empati kotamı genelde daha fazla umutsuzluk yaratacak şeylerde kullanmam. Bu haberi gördüğüm ve Furkan Celep’in notunu okuduğum anda önümdeki 3 ayın empati kotasını da kullanmıştım. Empati kurarken zorlandığımı da söyleyemem, aynaya bakıyordum sanki. İlk defa başkası için keşke dedim, “keşke arkadaşı olsaydım, ya da sosyal medyadan tanışsaydık da durdurabilseydim Furkan’ı.”

“Bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğuruna yıllarımı aylarımı harcamak istemiyorum. İş hayatı bana çok yorucu geliyor. Hem içten hem de dıştan yıpranıyorum. Bir şeyler uğruna bunca sorun yaşamak bana mantıklı gelmiyor” diye yazmış notunun bir kısmında. İlk okuduğumda da şimdi de beni en çok etkileyen kısımlardan biri. 6 senede hiçbir şey değişmemiş. Bir ev, bir araba uğruna yıllarını harcamak… Ülkemizin acı gerçeklerinden biri. Zamanında ortalama bir evi işçi, memur maaşıyla satın alıp aynı zamanda aile geçindiren ebeveynlerimiz varken, aynı evi hiç harcama yapmadan ancak 10 yılda alabileceğimiz gerçeği böyle umutsuzluğa sürüklüyor insanı. Furkan’ın notunda bahsettiği yabancılaşma ve umutsuzluk ilk değildi son da olmadı tabii.

Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara, kaldığı cemaat yurdunda İbadetlere zorlandığını ve ders çalışmaya vaktinin kalmadığını söyleyip arkasında bıraktığı videolu notta, “özgür hissetmiyorum” diyerek aramızdan ayrıldı.

Yine Elazığ’da 21 yaşındaki Ferhat Eren içini döktüğü nota, “hayat ile mutluluk ve yaşamın bu dünyada bir ev, araba ve evlilik olması kadar saçma bir şey yok” diye yazarak gitti.

Aslında şu ana kadar olanları ve bundan sonra olacakları 2023 yılında aramızdan ayrılan 21 yaşındaki Resul Alan özetledi bıraktığı notta. “Ahlaksızların, bize ahlak dersi vermesini kaldıramıyorum. Türkiye’de gençler, çocuklar intihar ediyor her gün ve hiçbir şey değişmiyor” dedi Resul.

Bu yazıda bahsettiğim isimler buz dağının sadece görebildiğimiz kısmı. Belki de henüz o buz dağının bir parçası olmayanlar bu gençler gibi tutunacak bir dal, kendilerini anlayacak bir kişi bekliyor. Ama biz alışıyoruz, normalleşiyoruz. Resul’ün dediği gibi, “hiçbir şey değişmiyor.”

Tam da bu noktada düşünmek lazım, “unutmak iyileştirir” cümlesi ülkemiz için geçerli mi? Belki de ülkemizin reçetesi hatırlamakta gizlidir, her şeyi hatırlamakta… Yanan bir ormandan kalbi kırılan bir çocuğa, haksız yere hapis yatan yurttaştan hak ettiği cezayı almayan suçluya, mülakat mağduru memurlardan Cumhurbaşkanı görsün diye “Arifciğim kalkar mısın görelim seni” denilen vekil yeğenlerine…

Unutmamak lazım bu ülkede, üzüleceğimizi bile bile hatırlamak lazım her şeyi. İbadet edercesine yitip gidenleri, isyan edenleri, haksızlığa uğrayanları göz önüne getirmek lazım. “Hatırlayacağız da ne olacak, aman tadımız kaçmasın” demek yerine, “bir ailenin daha hayatı bozulacağına moralimiz bozulsun” demek gerek. Sonuçta yaşadıklarını hatırlamayan, hatırlamak istemeyen insan yaşadıklarından ders de çıkaramaz.

Hatırlamak iyileştirir.