Kafamda 4 gün önce bu sayfada 1 saat önce bitmişti köşe yazım. Yazdım, yazdım, yazdım ve sildim. Hepsini sildim.
Olmayan ya da yaşanmayan bir şeyi yazmamıştım oysaki. Tıpkı Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” gösterisindeki gibi. Sadece duygu, düşünce, mizah, espri belki biraz küfür olsa sıkıntı olmayacak. Ancak bütün bunların üzerine biraz da olsa gerçekleri serpiştirince suça karışıyoruz çünkü suçlunun gerçekliği dürüstlüğümüzün kapısını zorluyor.
İhtiyacımız olan her şeyi adım adım kaybediyoruz yeterince sahip çıkamadığımız için. Hangi birimiz başımızı kaldırsak vuruveriyorlar baskı tokmağı ile kafamıza. Öfkemizi, isyanımızı, politik şarkılarımızı, taşlamalarımızı, hicivlerimizi içimize doğru bağırmaktan sesimiz kısıldı.
Umutsuzum, inanmıyorum güzel bir geleceğe ama umudum yazmaya çalıştıklarımla yeşersin istiyorum. Şükretmeyi hiç sevmem. Henüz kendini göstermeyen o umut için “bu topraklar ne umutsuz durumlar gördü” diye düşünüp varlığından emin olamadığım umudumun altına yerleştiriyorum bu şükrü, temeli sağlam olsun diye.
Tam umudumuzu inşa etmişken, o binanın yapıtaşlarını alıyorlar elimizden. Devrimci gencini, onurlu gazetecisini, politik sanatçısını, dürüst siyasetçisini, cesur komedyenini…
Evet komedyeni bile…
Yine de umut olmazsa olmuyor. Deniz Göktaşın dediği gibi “Neşemizi çalamazlar.”
Artık gerçekler, cebinde kalan son para ile sigara bile alamayan işçi kadar acı çünkü. Bu acı gerçekleri ciddiyetle dinleyecek mecal kalmadı kimsede. İzahı olmayan şeyler boyumuzu aştı ve hepimizi boğuyor. Ebeveynlerinin, “eskiden Levent Kırca vardı. Şimdi kimse buna cesaret edemez” cümleleri ile büyüyen gençlerin bu cesareti gösterenlerin mizahına ihtiyacı var.
Bu ülkede her cesaret gösteren gibi Deniz Göktaş’ta gözaltına alındı bugün. Bu yazıyı yazmayı düşündüğümde “Ölü Deniz” isimli gösterisi yeni yayınlanmıştı ve bu kadar linçlenmemişti. Biraz önce ters kelepçe ile vatan emniyete götürüldü. Evet ters kelepçe ile… Suçu: mizah yapmak… Belki de gerçekleri söylemek. Artık hangisi suçsa…
2020 yılından bu yana kayıp olan Gülistan Doku'nun soruşturmasında "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçunu işlediği iddiasıyla gözaltına alınan eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel gözaltına alınırken ve adliyeye sevk edilirken kelepçe bile takılmadı bu ülkede. Hayat karartana tutuklanana kadar eşlik, şaka yapana gümüş bilezik…
Ne olacak peki? O ters kelepçe bile bu ülke için yeteri kadar büyük bir utanç ama utanmazlığımızla ünlüyüz. Serbest kalmalıdır ama belki de tutuklanır Deniz Göktaş. Gösterisinde hala gözaltına alınmadığı için kızan ailesini sevindirmek için tutuklanır. “İşte, bu sefer oldu der” belki misafir olduğu koğuşunda yatarken.
Ve seslenir içeriden dışarıya, “Neşemizi gözaltına alabilirler, tutuklayabilirler ama asla çalamazlar” diye.
7 Mayıs’ta yazdığım köşe yazımda tutukluluğu bu ülke için utanç olan yüzlerce isimlerden sadece birkaçı olan gazeteci İsmail Arı ve Alican Uludağ’dan bahsetmiştim. “Kısmetse tahliye” demiştim son cümlemde. Bir süre sonra tahliye edildi ikisi de.
Deniz Göktaş serbest kalsa da gerçekleri söyleyerek mizah yaptığı için tutuklansa da bu yazının son cümlesi belli. “Ölü Deniz” gösterisi yüzünden cezalandırıldı Deniz Göktaş.
Kısmetse bir sonraki gösteri, “Özgür Deniz…”