Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin. Derinlemesine düşününce inanılmaz derecede umutsuzluk veren bir cümle. “O kadar kötü halde miyiz” demeden edemiyoruz.

Ama kendimi bildim bileli çevremden ya da sağdan soldan duymuşumdur bu cümleyi. Her seferinde de “o kadar da değildir” demişimdir. Ben 23 yıllık ömrümde “o kadar” olduğunu anladım. Normal hayatımda gördüklerimi geçelim, siyasette gördüğümüz gerçekler bile bunu anlamama yetti.

Birkaç defa el-kol kaldırarak, kürsüden birbirine çığlıklar atarak maaşlarının güvencesi olan halkı kandırıp et yemeklerinin 3-5 lira olduğu meclis yemekhanesinde aynı masada kahkaha atan vekillere şahit olunca insan daha iyi anlıyor bu sözün önemini.

Bu sözün doğruluğunu anlamak için böyle bir olaya şahitlik etmeye gerek yoktur diye düşünüyorum. Sanırım bu cümleyi ilk kuran ve yayan kişi de mecliste böyle bir ana denk geldiği için yapmadı bunu. Belki de gerçekten babasına olan güveni boşa çıktığı için “babaya bile büven olmaz” dedi.

Yıllar önce bu gerçek görüldü, anlaşıldı, sindirildi ve bu cümle sarf edildi. Yıllar geçti yaşanılanlar boyumuzu geçti aklımızın alamayacağı yerlere kadar geldi. Yaşandıkça “aslında babana bile güvenmeyeceksin” dedik. Dedik de biz neden bu cümleyi ilk kuran kişi kadar kabullenip sindiremedik.

Geçtiğimiz günlerde Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek’in tutuklanıp görevden uzaklaştırılmasının ardından belediye başkan vekili seçimi gerçekleştirildi. Yaşanan kavgalar ve oluşan kaos ile gündeme oturan seçim Cumhur İttifakı adayının kazanması ile sonuçlandı.

Peki muhalefet partileri ve seçmenleri neyi konuştu?

“Acaba nerede yanlış yaptık, hemen düşünüp, tartışıp yanlışı düzeltelim” dedi değil mi?

Hayır...

Sanki konu süreç değil de sonuçmuş gibi AKP’nin adayına oy veren meclis üyesinin peşine düştü. Hal böyleyken takım tutar gibi bu partileri destekleyen seçmenler de bu kaosa ortak oldu tabii. Sonrası hır gür…

Burada bir genç olarak anlamadığım şey şu; yazımın başında bahsettiğim sözün sahibi babasına bile güvenmiyor da bizim seçmenlerimiz Türkiye siyasi tarihinde yapılan bu kadar geri vitese rağmen, desteklediği partinin sıradan bir belediye meclis üyesine nasıl oluyor da bu kadar güveniyor. İnsanlar kendinden bile emin değilken tanımadığı biri (hatta bir siyasetçi) hakkında nasıl oluyor da, “hayır, benim desteklediğim partinin üyeleri bunu yapmaz” diyebiliyor.

Unutkan bir toplum olduğumuzu her seferinde bu kadar belli etmek zorunda mıyız?

Tekrar tekrar hatırlatalım o zaman. CHP’den AKP’ye geçen Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal CHP milletvekili olduğu dönemde partisinden AKP’ye geçen İzmir milletvekili Mehmet Ali Çelebi’ye şu sözleri sarf etmişti:

“Sayın Çelebi, sen, seni iyi gününde, kötü gününde, cezaevinde yalnız bırakmayanları değil; seni o cezaevine attıran, kumpas kuran sümüklü FETÖ'yle yol arkadaşı olanların yolunu seçtin. Sen dün ‘Atatürk'ün askeriyim.’ diyordun, bugün ‘Atatürk'e zerre kadar muhabbeti olan cenazeme gelmesin.’ diyen, ‘Keşke Yunan galip gelseydi.’ diye dua eden fesli deli Kadir'in yol arkadaşlarının yolunu seçtin.”

Şu an kendisi AKP’li bir belediye başkanı.

2022 yılında İYİ Parti’den istifa ederek AKP’ye geçen Nazilli Belediye Başkanı Kürşat Engin Özcan için, “Halkın oyu Cumhur İttifakı'na değil, Millet İttifakı'naydı arkadaşlar. Halkın oyuyla değil. Ben o bölgede çalıştığım emeklerimi hakkımı helal etmiyorum” diyen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu bu açıklamadan 3 yıl sonra CHP’den istifa ederek AKP’ye katıldı.

Tıpkı bunlar gibi birçok örnek yazılabilir, hem de şu son dönemlerde. Ancak ne benim bunları yazmaya ne de sizlerin bunları okumaya sabrı var.

Sözün özü ülkede her şey birbirine karışmış durumda. Tam da bu yüzden “siyasetçilere güven olmaz” çizgisinden şaşmamalı. Nasıl ki siyasetçiler sonrasında rezil olmamak için büyük konuşmamalıysa içinden geçtiğimiz süreçte seçmenler için de aynısı geçerli.

Babamıza da siyasetçilere de güvenmeyelim ki günü geldiğinde yaşayacağımız hayal kırıklığının boyutu bizi umutsuzluğa sürükleyecek kadar büyük olmasın. Güvenmeyelim ki o gün geldiğinde bütün bu yan çizenlere; halkın, seçmenin gücünü göz ardı edenlere, “oy pusulası kimdeyse Süleyman odur” diyebilelim.