Hepimiz birer yurttaş olarak her gün ekonomik sıkıntılardan, geçim sıkıntısından bahsediyoruz. Evet, bunlar bir ülkenin yurttaşı için çok önemli gerçeklikler. Hayatımızı etkileyen hatta zaman zaman hayatımızı yaşamamıza izin vermeyen durumlar. Ancak bunları düşünürken bazen unutuyoruz. Herhangi bir insan ülkesinden temel olarak ne ister? Ülkesinde güvende olabilmeyi… Evinde otururken, sokakta yürürken, alışveriş yaparken, okulda ders dinlerken… Her şeyden önce güvende olmak ister. Ve her fırsatta sorar kendine; güvende miyim? Ben, arkadaşlarım, ailem güvende mi?

Saate bakmadan dışarı çıkabiliyor ya da eve gidebiliyor muyuz? Dışarıda güvende miyiz, arkamıza bakmadan yürüyebiliyor muyuz, takside, dolmuşta, otobüste gönül rahatlığıyla seyahat edebiliyor muyuz? Çocuğumuzu saat kaç olursa olsun rahatça evden uğurlayabiliyor muyuz, sokakta top oynamasına izin verebiliyor muyuz?

Bu sorular kenarda duruverirken son günlerde yapılan “Ailem Güvende” operasyonunu düşünelim. Operasyon 5 il merkezli, 15 ili kapsayacak şekilde ilerledi ve amacı yetkililer tarafından, “çocukları, aile kurumunu ve toplum düzenini korumak” olarak açıklandı.

Operasyon, yapıldığı andan itibaren belli başlı siyasi aktörler, aktivistler ve dernekler tarafından çokça eleştirildi. Bu çevreler operasyonun, “aileyi koruma” adı altında insanların özel hayat alanına girildiği ve müdahale edildiğini savundu.

İşin sonunda gözaltılar, tutuklamalar yapıldı; belli başlı sitelere ve sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirildi.

Bu operasyonda takılacak, sorgulanacak ve arka planına bakılacak birçok şey var elbette. Ancak, “Ailem Güvende” ismine oldukça çalışıldığı fazlasıyla bariz.

Peki… Şunu düşünmeden edemiyorum bu operasyon sonrası ben ve ailem güvende miyiz? Zenne Arif tutuklanmasaydı ailem ne gibi bir tehlike altında olacaktı da Zenne Arif’in tutuklanmasıyla artık güvendeyiz?

Vardır devletin bir bildiği…

“Ailem Güvende” operasyonunun gerçekleşmesinden sadece 2 gün sonra “İstanbul Kağıthane’de sokak ortasında taciz iddiası” başlığıyla haberler düştü gündeme. İşten dönen bir kadını sözlü taciz edip öpmeye çalışan ve 3 aydır takip ettiği iddia edilen iki şüpheli polis dronuyla yakalandı.

Şüphelilerden birinin “cinsel taciz” suçunun da aralarında olduğu 4 suç kaydı, diğerinin “çocuğun cinsel istismarı” suçu dahil 3 suç kaydı bulunduğu belirlendi. Ve 100 suç kaydı barajını geçmedikleri için(!) işlemlerinin ardından serbest bırakıldılar.

Bundan sadece birkaç ay önce İstanbul Şişli’de yankesicilik yapan şüpheliler H.Ö. (14) ve A.K. (15) suçüstü yakalandı. H.Ö.'nün 470, A.K.'nin ise 74 suç kaydı olduğu belirlendi.Çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldılar.

Yine benzer bir hikayeden, tüm bu serbest kalmaların muhtemel sonucu gibi olan bir olaydan bahsedelim.

Ertan B. 11 Mayıs 2026’da İzmir’de bir gasp olayına karışarak çıkarıldığı mahkemece tutuklanıyor. Cezaevinden serbest kalmasının ardından sadece 3 ay sonra 5 Ağustos 2026’da Sinop’ta bir otomobil hırsızlığı olayına karışıyor ve adli kontrol şartı ile serbest bırakılıyor. Serbest bırakılmasından sadece 2 gün sonra Samsun’da bir lokantada gördüğü, kağıttoplayarak geçimini sağlayan 1 çocuk babası Necmettin Uzun’u cüzdanını görmesiyle birlikte evine kadar takip ediyor. Ardından defalarca bıçaklayıp öldürüyor.

Sadece son 3 ayda gerçekleşen 3 farklı olaydan bahsettik. Kim bilir daha ne kadar benzer olaylar yaşandı ve yaşanacak. Çünkü biliyoruz ki aramızda onlarca suç kaydı olan ve ısrarla cezası verilmeyen binlerce suçlu var.

Bütün bunları aklımıza getirip tekrar düşünmekte fayda var. Gözümüzün önünde bu gerçeklikler varken ailemizin güvende olması için gerçekten bu operasyona mı ihtiyaç vardı. Dışarıda bilmem kaç yüz suç kaydı bulunan insanlar ısrarla sokağa salınırken, gazetecileri, komedyenleri, sıradan yurttaşları gözaltına alan, tutuklayan düzen ile “aile” kavramına bakışımız çok ters belli ki.

Gerçek suçluların (ilk seferinde) cezasını çektiği; içimizi boğan, sokakta yürürken arkamıza bakmamıza sebep olan haberleri görmediğimiz, ailemizin gerçekten güvende olduğu günleri görmek dileğiyle…

"Ceza görmemiş ilk suçtan daha cesaret verici bir şey yoktur." –

Marquis De Sade