Bıkmayacağım... Her milli bayramda bu konuda köşe yazmaktan bıkmayacağım. Ta ki milletçe bu konuda dürüst davranana dek...
İlk adımı ben atayım. Hadi dürüst olalım. Ülkedeki herhangi bir gelişme umurumuzda değil. Kim kimi öldürmüş, hangi hukuksuzluk yaşanmış, kim gözaltına alınmış ya da tutuklanmış, açlık sınırı kaç TL olmuş ya da dolar kaç TL olmuş... Umurumuzda değil...
Tek umursadığımız dışarıdan bakıldığında acınası görünen ama dışına çıkmaya korkar olduğumuz küçük burjuva hayatlarımız. Uludağ’da kışın yapacağımız kayak tatilleri; Çeşme’de, Bodrum’da yazın yapacağımız kiralık yat tatilleri tek umursadığımız...
Neyse ki her mevsime bir milli bayram düşüyor da sosyal medyamızda güzelinden bir Atatürk paylaşımı yapıp vicdan rahatlatıyoruz.
Evet, vicdan rahatlatıyoruz. Çünkü hiçbir toplumsal olayda ortalarda yokuz. Bir hukuksuzluk için ses mi çıkarılacak, yokuz çünkü tam o sırada yediğimiz tatlıyı sosyal medyamızda paylaşmamız gerekiyor. Mecliste hayrımıza olmayan bir yasa görüşmesi mi yapılıyor, ortalarda yokuz çünkü kapasitemiz yetmiyor sonuçlarının ne olacağını kavramaya. İllaki biri yapay zekaya, 'yasasına hayır' paylaşımı yaptıracak ki biz de tek bildiğimiz şeyi yapacağız, sorup soruşturmadan “Paylaş” butonuna basmak.
Ne yapardık bu sosyal medya olmasa? Lüks restoranlarda yemekler yediğimiz, her hafta masaj saatimizin olduğu, spor salonlarına ülkedeki sıradan bir insanın 1 ayda kazandığı parayı verdiğimiz hayatımızda; evsiz olduğundan gece ısınmak için girdiği araçta yanarak ölen amcayı, “adaletin bu mu dünya?” notuyla sosyal medyamızda paylaşamasaydık nasıl rahatlatırdık vicdanımızı?
Ünlülerimiz mesela.. Anayasa, hak, hukuk dinlenmezken, ülkenin toprakları satılırken, ormanları yakılırken, yerine oteller dikilirken, maden ocakları açılırken, üç beş inşaat şirketine peşkeş çekilirken doğru düzgün ses çıkarmayan artistlerimiz, sosyal medya olmasaydı doğum günlerinde ülkeyi çok önemsiyormuşçasına fidan bağışı kampanyası yapamazdı.
Ülkece her şeyin göstermelik olanını seviyoruz. Aman elimizdeki avucumuzdaki gitmesin diye etliye, sütlüye bize dokunmayan yılana bulaşmıyoruz. Olduğundan bile emin olmadığımız vicdanımızı rahatlatmak içinse ülkenin, insanların milli değerlerini kullanıyoruz.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı gelir, Atatürk’ün çocuklarla fotoğrafını paylaşıp görevimizi yerine getiririz ama Narin Güran’ı, Rabia Naz Vatan’ı, Leyla Aydemir’i, Mattia Ahmet Minguzzi’yi koruyamadığımız gibi bu gibi olayların devamı gelmesin diye çabalamayız bile.
29 Ekim gelişini 28 Ekim’den belli eder. Ülkenin altını üstüne getiren bütün şirketler vatansever rolüne bürünüp harika reklam filmleri yayınlar. Biz de alır paylaşırız.
Karşımızda sembolik olarak bırakılan cumhuriyete bakarak, “İlelebet payidar kalacaktır” deriz gururla. O sırada trafolara kediler girer, seçimler iptal edilir, kazanılamazsa yenilenir...
Ülkede her şey aleni bir şekilde kötüye giderken kılını kıpırdatmayıp herkesin ses çıkaracağı bir olay yaşandığında, “Aman tepki göstermezsem tepki görürüm” korkusuyla göstermelik tepkiler gösteren insanlar oldukça daha çok üzülürüz.
Böyle giderse milli bayramlar geçmişimizdeki zaferleri kutlamak için değil, geçmişimize olan mahcubiyetimizi göstermek için harika günler olacak.
Şimdilik kutlu olsun...