Aldığın maaş kirana, faturana ancak yeter. Bir kamera bile alamazsın ama haber yapmanın bir yolunu bulursun mutlaka. Bir gevrekle bütün günü geçirmeyi de öğrenirsin, hiç görmediğin sofralarda da bulabilirsin kendini. Ne olduğunu unutmaman lazım o sofraya oturduğunda.

Gazetecilik, dışarıdan göründüğü kadar romantik bir meslek değil. Hatta çoğu zaman romantizmle hiçbir ilgisi yok. Haberin ekrana düştüğü o birkaç saniyenin ardında görünmeyen onlarca saat, emek, hayal kırıklığı, stres ve çetin bir mücadele var.

Bu mesleği seçerken kimse sana bunları anlatmıyor. “Halkın haber alma hakkı”, “gerçeğin peşinde koşmak” deniliyor. Doğru da deniliyor ama bir de madalyonun diğer yüzü var!

İşte o yüzü ancak yaşayan bilir.

Bu meslek güzel meslek de yapabildiğin ölçüde bir güzellik bu.

Mesleğe hangi kurumda başladığınız çok önemli bir kere. Haberin “H”sinden anlamayan sitelerde başladıysanız zaten vay halinize! Yıllarca didin dur; haber nasıl yazılır, haber değeri nedir, etik nedir?

Bu yolculuk baştan kötü başlarsa mesleğin ne olduğuna ne olmadığına da şaşırırsın, istikametini de kaybedebilirsin.

Ajanslar iyi bir başlangıç noktası mı?

Eskiden belki öyleydi ama şimdi ise koca bir soru işareti!

Yerel haber siteleri?..

Yerel medyada emek veren birçok gazeteci olmasına rağmen, düşük ücretler, yoğun çalışma temposu niteliği düşürüyor. Kısır döngüde ve seri üretimde "bir numarasın!"

Ulusal medya?..

Tanıdıkçılık medyası diyelim biz ona en iyisi. “Arkadaşlar, şu anda batmış durumdayız. Sıfırız!”

Bağımsız medya?..

Dezavantajları olduğu kadar kendi medyanı kurmak da bir seçenek elbette. Belki bir nebze özgürlük alanı katar sana.

Peki gazeteci olmak isteyen gençlere, gazetecilik bölümünü seçmek isteyenlere ve gazetecilik okuyan üniversite öğrencilerine ne tavsiye ederim?

En iyi tavsiye sanırım; yolculuğu seviyorsan çık bu yola. Çünkü bu meslek “armut piş ağzıma düş” işi hiç değil. Hele birinci yılımda “her şeyi bildim, ben tapılacak bir muhabirim”, “ben oldum” demek işten bile değil. Göğüs gerecek çok fazla dert, aşılacak çok engel var. Kelimenin tam anlamıyla kan, ter ve gözyaşı mesleğe başladığın gibi bonus olarak ekleniyor heybene.

Yollar engebeli... Peki sen tökezleyerek de olsa o yolu yürümeye var mısın?

Habercilik öyle kolay yutulacak bir “ekmek” değil; Haberci de kolay yutulacak lokma olmamalı. Geceni gündüzüne katarsın, emeğin hiçe sayılır, sana bir hiç gibi davrananlar olur hatta hayalet modunda olduğunu bile zannedebilirsin çoğu zaman…

Aldığın maaş kirana, faturana ancak yeter. Bir kamera bile alamazsın ama haber yapmanın bir yolunu bulursun mutlaka.

Bir gevrekle bütün günü geçirmeyi de öğrenirsin, hiç görmediğin sofralarda da bulabilirsin kendini. Ne olduğunu unutmaman lazım o sofraya oturduğunda. Unutursan, sen de unutulur gidersin.

Meslek güzel meslek de…

Senden hem editör, hem muhabir hem kameraman hem kurgucu hem tasarımcı hem insan kaynakları "uzmanı" olman beklenir. Sen bunu o bölümü okurken beklemezdin oysa.

Zannederdin ki spor muhabirliğinde uzmanlaşacaksın.

Zannederdin ki polis muhabirliği yapacaksın.

Zannederdin ki hak haberciliği yapabileceksin…

Zannetmek ile hayal etmek birbirinin aynı değil elbette.

Yaşamak ve hayatta kalmak nasıl aynı şey değilse, öyle işte.

Gazetecilik de tam burada ikiye ayrılıyor zaten. Kimi bu mesleği yapıyor, kimi bu meslekte sadece hayatta kalmaya çalışıyor.

Ahmet Kaya’nın "Yorgun Demokrat" şarkısındaki gibi bizim meslekte de yorgun gazeteciler çoğunlukta.

Yine de her sabah bilgisayarını açan, not defterini cebine koyan, haberin peşine düşen, emeğiyle ve bilgisiyle mücadele eden insanlar var: Daha iyi maaş aldığı için değil. Daha rahat olduğu için hiç değil. Çünkü gerçeğin peşinden gitmekten vazgeçmiyor.

Meslek güzel meslek de...

Bir gazetecinin en büyük mücadelesi çoğu zaman haberi değil, gazeteci kalabilmeyi başarabilmek oluyor.

Ve galiba bu ülkede gazetecilik, haber yazmaktan çok, engellere ve engellemelere rağmen yazmaya devam edebilme cesaretinin adı.

Aç kalsan da yorulsan da mecbur kalırsan kalemini kır ama sakın satma. Gazeteci Sedat Simavi’nin dediği gibi…

“Kalemine daima efendi kal, uşak olmamaya gayret et. Mecbur kalırsan kır, sakın satma.”