Mutlu günleri, keyifli buluşmaları, başarıları, mücadele kazanmayı, kısacası yaşamdaki bu tür olumlu ve iyi anları tekrar ve tekrar yaşamak eminim ki her insanın gönülden isteyeceği bir şeydir. Herkesin, hayatının içerisindeki iyi ve kötü, olumlu ve olumsuz; konu, olay ve durumlar içerisinden iyi ve olumlu olanların sayıca veya oransal olarak daha çok olmasını isteyeceği şüphe götürmeyecek bir gerçektir.
Fakat hayattaki, gezegendeki ve dahi evrendeki her şeyin zıttı ile var olduğunu da unutmamak gerekir. Yani, insanın bütün hayatı boyunca sadece iyi ve olumlu deneyimler yaşaması mümkün değildir. Mutluluk kadar mutsuzluk, başarı kadar başarısızlık, varlık kadar yokluk, sevinç kadar da hüzün vardır. Her ne kadar her insan için farklı oranlara sahip olacak olsa da yaşam, birbirinin karşıtı olan durum ve duyguların toplamı olan bir olgudur. Yaşamı bunun tam tersi yani, sadece iyi ve olumlu ya da sadece kötü ve olumsuz durum ve duyguların bir toplamı olarak görmek ise apaçık bir gerçekliğe yanlış bir anlam yüklemek demektir.
Hepimizin etrafında, yaşama ve onun getirdiklerine karşı takındığı tavır veya benimsediği duygular sebebiyle belirli sıfatlarla anılan kişiler illa ki olmuştur. Örneğin kimi insan için neşeli kimi için tutkulu, kimi için cesaretli kimi için de kötümser deriz. Bu sıfatlar, insanların yaşamı kendilerince yorumladıktan sonra ona karşı benimsediği ve neredeyse bir kişilik özelliği haline gelmiş olan yerleşik; düşünce, söylem ve eylemlerinin bir sonucudur. Bu sıfatlar, bu kişilerin diğer insanların zihninde karşılık geldikleri yeri veya fotoğrafı en iyi tanımlayan kavramlardır.
Her insanın bu yaşamda karşılaştıkları ve deneyimlediklerine karşın ortaya çıkan; düşünce, fikir ve görüşleri çoğu zaman onun yıllar içerisindeki deneyimleri ile onlardan öğrendiklerinin bir sonucudur. Yani, bir insan eğer ki yaşamında oransal olarak çoğunlukla iyi ve olumlu şeyler deneyimlediyse sonrakiler için hem iyi ve olumlu düşünce ve görüşlere hem de çoğu zaman umut dolu bir inanca sahip olur. Dolayısıyla, kötü ve olumsuz düşünce ve görüşlere sahip olan da tam tersi bir inanca sahip olacaktır. Bu nedenle, yaşamdaki deneyimlerinin büyük çoğunluğu kötü ve olumsuz olan kişiler, benzer deneyimlerin tekrar ve tekrar yaşanmamasını arzu edecektir.
Farklı zamanlarda farklı koşullarda karşılaşılan benzer; konu, olay, durum ve kişiler ile bu karşılaşmaların sıklığı çoğu zaman pek çok insan için kaldırılması, taşınması, baş edilmesi güç bir psikolojik yüke dönüşmektedir. Hatta bu tür durumlarda insanlar serzeniş dolu ortak bir ifadeyle “Neden böyle insanlar, böyle olaylar hep beni buluyor” bile derler. Kötü ve olumsuz olanların tekrarı o denli çok olmuştur ki kişiler bu döngünün hala kırılmamış olmasından dolayı bazen evrene bazen de kendileri için kutsal olana küçük bir isyan bile başlatırlar. Ancak ne isyan etmek ne de bir sonraki olası deneyimin iyi ve olumlu sonuçları olacağını ummak tek başına sonucun değişmesi için yeterli olmayacaktır.
İnsan doğar doğmaz olmasa da küçük yaşlarından itibaren kendini içinde bulduğu, konu, olay ve durumlara, önce ebeveynlerinin ve çevresinin davranışlarını taklit ederek daha sonra da kendi akıl süzgecinden geçirdiği; düşünce, söylem ve eylemleriyle karşılık vermiştir. Dolayısıyla, daha sonraki yaşlarında kazandığı bilinci sayesinde mümkün olduğu söylenebilecek olsa da erken yaşlarında hem özgür düşüncenin hem de özgür iradenin tam anlamıyla henüz mümkün olmadığı düşünülebilecektir. Çünkü ilk zamanlar taklit olan davranış ve eylemler yerini zamanla, özgür aklın ürünü gibi görünen ama başta aile ve toplum olmak üzere birçok dış etken tarafından yönlendirilmiş olanlara bırakabilmektedir. Yani, en küçük yaşlarından itibaren aile, çevre, toplum ve eğitim aracılığıyla bireye öğretilenler ve dayatılanlar, kişinin kendi özgür iradesini askıya almasıyla sonuçlanabilmektedir.
Bu hayatta yaşananlardan aldıkları, onlara ilişkin yorumları, ürettiği düşünceleri, benimsediği tutumu başka insanlarınkilerden etkilenmiş, hatta tamamen onlarınkine dönüşmüş bireylerin yaşamlarında, tekrar etmesini istemediği her şeyin en az bir kere daha yaşanmaması için bir sebep yoktur. Çünkü, kendi aklını kullanmayan, bu aklın ürünü düşünce, söylem ve eylemleri ile yaşamına yön vermeyen insanın tekrarından şikâyet ettiği; konu, olay, durum ve kişilerle yeniden karşılaşmaması neredeyse imkansızdır.
Kadere yüklenen sorumluluk veya evrenin insafına bırakılan umutlar, aslında, insanın kendisine ait düşünce, fikir ve görüşlerden doğan söylem ve eylemler yoluyla yaşamının kontrolünü henüz eline alamamış olmasının bir sonucudur. Çünkü, bu hayatta insanın başına gelen iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz her deneyimde onun kendi özgür veya kelepçe altındaki düşünce ve iradesinin bir yansıması vardır. İnsan aklını özgürleştirdikçe iradesini de özgürleştirecektir. Bu özgürlük insana, yaşamda karşısına çıkan her konu, olay, durum ve kişi karşısında daha bilinçli kararlar vermek, seçimler yapmak ve eylemler gerçekleştirmek konusunda güç verecektir. Özgürleşen akıl ve irade insana daima, iyi ve olumlu sonuçları olacak düşünce, söylem ve eylemler için bir güvence vermese de kendisine ait olduğuna güvenebileceği bir yaşamın kapısını aralayacaktır.