İnsan ilişkilerinde tarafların birbirlerine karşı daha açık, net ve samimi olmasının yolunu açan en önemli öğe güvendir.

İnsanlar arasındaki her türlü ilişki aslında güven üzerine kurulur. Hiç kimse güvenmediği kimseyle daha derin bir ilişki ve iletişim kurmak istemez. Güvenin olmadığı yerde arkadaşlık da sevgililik de ticaret de olmaz.

Belki de hiç kimse, herhangi bir ortamda herhangi biriyle kurduğu bir iletişim ve ilişkide, “dur bakalım, ben falancaya güvenecek miyim acaba” diye düşünmez ya da adımını bunu düşünerek atmaz. Fakat biz her ne kadar böyle düşünmesek de bilinç dışımız, kendisi ile ilk defa bağ kuracağı herkesi kendi güven ölçütümüze göre değerlendirir. Bir bakış, bir jest veya bazen bir cümle yeterli olur. Karşımızdakine dair aldığımız veriler bizim o kişiye güvenip güvenmeyeceğimize karar vermemizin anahtarı olurlar.

Biriyle ilk karşılaşmamızdaki ilk 5-10 saniye, bizim o kişiye ilişkin ilk görüşümüzün oluşması için yeterlidir. Ve bu görüş, az önce de belirttiğim gibi bilinçli olarak ortaya çıkmaz. Ancak, halihazırda zihnimizde var olan bize özgü ölçütler aracılığıyla gerçekleştirdiğimiz bu çözümleme, iletişimin devamının nasıl olacağına ve olması gerektiği hakkında da bir fikir vermektedir. Bazılarımızın başkaları ile ilgili ortaya çıkan ve çoğu zaman tarif edemediğimiz, iyi veya kötü anlamdaki o hissin de buradan kaynaklandığını söylemek hatalı olmayacaktır.

Eğer biriyle ilk defa tanışıyor ve yüz yüze geliyorsanız, ağzından bir kelime çıkana kadar onun yerine konuşanlar; öncelikle dış görünüş, ardından da yüz, el ve diğer beden hareketleri olmaktadır. Yani, karşımızdaki insanın giyim tarzı, giyimine gösterdiği özen, kıyafetlerindeki uyum, saçı, sakalı, kişisel bakımı vb. şeyler, o kişiyi görür görmez ilk dikkatimizi çekenlerdir. Ayrıca, yine eş zamanlı olarak; takındığı tavır, yaptığı jest ve mimikler de karşı taraftan ilk olarak algılayıp ona ilişkin ilk ve temel görüşümüzü şekillendiren etmenlerdir. Dolayısıyla, insanın giyimine özen göstermesinin kendisini iyi hissettirmesini sağlamasının yanı sıra, yine kendisi ile ilgili karşı tarafa bazı mesajlar ilettiği de açıktır. Uyumlu renkler, kıyafetler ve aksesuarlar seçmeniz, saçınıza, sakalınıza, bıyığınıza özenmeniz, ayakkabılarınızın temizliğine dikkat etmeniz, karşınızdaki kişiye siz istemeseniz bile birçok şey söylemektedir.

Günlük iletişimimizde sözcükler ve sesler dışında başvurduğumuz bu diğer ve önemli araç beden dilimizdir. Aslında, beden dili tüm iletişimlerimizin en önemli unsurudur. Bir insanı tanısanız da tanımasanız da sözcüklerle iletişim kuruyor olsanız da olmasanız da aslında beden diliniz, yani jest ve mimikleriniz sürekli olarak karşı tarafa mesaj iletmeye devam etmektedir. Konuşmadığımızı, herhangi bir şey söylemediğimizi düşündüğümüz anlarda bile dış dünya ile iletişim kurmaya devam ederiz. Ve her şeyden de önemlisi, eğer bilinçli bir çaba içermiyorsa, yaptığınız jest ve mimikler, yani beden diliniz sözcüklere dökmediğiniz gerçek; niyet, düşünce ve arzularınızı filtresiz olarak yansıtmaktadır. Özetle, diliniz yalan söyleyebilir ancak bedeniniz yalan söylemeyecektir.

Bir insanın bir başka insana güvenmesini sağlayan en önemli unsurlardan biri söylediği sözler ve kurduğu cümleler iken aynı zamanda da kişinin bedeninin dilinin de bunlarla uyumlu olmasıdır. Yani, söylenen sözler ve kurulan cümlelere koşut, onları destekleyen ve teyit eden yüz, el, ayak ve beden hareketleri, başkalarının o kişiye karşı güvenini artıracaktır. Dolayısıyla, beden dilini okumayı bilen insanlar açısından bu, aynı zamanda da karşısındaki kişinin sözlerinin samimiyetini doğrulamanın bir yolu olmaktadır. Bilinçli olarak beden dilini yönlendiremeyen ya da doğruları söylemeyen ve beden dilinin de onu ele vereceğini bilmeyen kişiler içinse bu durum güven zedeleyici sonuçlar doğuracaktır.

Kimi insanın sözcükleri ve cümleleri ile beden dili arasındaki uyumsuzluğu sezmek bazen kolay olamayabilir. Ya bu kişiler beden dilini bilinçli olarak yönlendirmenin yolunu bulmuşlardır ya da karşılarındaki kişiler bu dili iyi bilmemektedirler. Yani, bazı insanlar, bu işi iyi beceren, dil ve konuşma bakımından yetenekli insanlar tarafından kolayca yönlendirilebilmektedir. Hele bir de niyeti gerçekten de birini kandırmak ve hatta dolandırmak olan bazı kişiler, karşılarındaki kişilerin özellikle de korkularını iletişimin temeline koyarak amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar.

Sonuçları bakımından her ne kadar bazen geç olsa da bir insanın ve ona ait sözlerin güvenilir olup olmadığının en önemli kanıtı aslında daima aynıdır: “Söylem ve eylem arasındaki tutarlılık.” Eğer birisi söyledikleri ile uyumlu eylemlere sahipse, yani daha önce; söylediklerini, vaat ettiklerini, yarattığı beklentiyi teyit eden bir eylemde bulunursa, bu kişi başkalarının gözünde güvenilir olacaktır. Elbette ki tek bir söylem-eylem tutarlılığı yeterli değildir. İnsan karşısındaki kişiye gerçekten güvenene kadar birden fazla kez söylem-eylem tutarlılığı görmeyi bekleyecektir. Dolayısıyla hem birbirine eşit ya da denk sonuçlar doğuran söylemler ve eylemlerin olması hem de bunun yer, zaman, koşul, olay, konu ve durum fark etmeksizin gerçekleşiyor olması beklenmektedir. Bu cümleler ile hepimizin kendi hayatlarından ve yaşadıkları deneyimlerden de anlaşılabileceği üzere birine duyulan güven, uzun zamanda ve zor bir şekilde edinilen bir duygudur. Bir insana güvenmek de güven vermek de emek, çaba ve zaman gerektirmektedir.

En başta da dile getirdiğim gibi: Kimle, nerede, ne zaman ve hangi koşullarda olduğu fark etmeksizin güvene dayalı olmayan hiçbir ilişki devam ettirilemez. Çünkü, güvenin olmadığı yerde daima şüphe vardır. Hiç kurulamamış ya da daha sonradan zedelenmiş bir güven bağı ile beraber söz konusu ilişki ya hiç başlamayacak ya da illa ki yıkılacaktır. İster özel yaşamda ister iş yaşamında, kişi karşısındaki kişinin her söyleminde gerçek olmayan bir öğe her eyleminde görünenden farklı bir niyetin varlığına inanacaktır. Böyle bir ilişki ve iletişim için sağlıklıdır demek mümkün değildir. Hepimizin bildiği üzere: Bir şey yapmak ya da inşa etmek zor ve zaman gerektirirken onu yıkmak ise kolay olmakta ve çok daha az zamana ihtiyaç duymaktadır.

İster ebeveyn ister arkadaş ister sevgili ister çalışan ister yönetici ister işveren olunsun; ailedeki, toplumdaki, iş hayatındaki konumu veya rolünü her ne olursa olsun, insanlarla kurulacak iletişim ve ilişkinin iyi, açık, başarılı ve uzun vadeli oluşu, her zaman temelinde güven olup olmadığına bağlıdır. Ve bu güven tek yönlü olamaz. Güvene dayalı olarak nitelendirilen bir ilişki ve iletişimde her iki tarafında bu güveni oluşturmak ve korumak konusunda görev ve sorumluluğu vardır. Başkalarına güvenmeyi isterken başkalarının da size güvenmeyi isteyeceği gerçeği göz ardı edilemeyecektir. Başkalarının size yapmasını istemeyeceğiniz şeyleri onlara yapmamanız gerektiği gibi, başkalarının yapmasını istediklerinizin örneklerini de kendi yaşamınızda bulundurmanız gerekmektedir. Zira, rol model kavramı sadece çocukların kendisine örnek aldığı kişiler için kullanılmaz. İyi ve olumlu olarak nitelendirilebilecek sonuçları olan birçok eylem de yine her yaştan yetişkin tarafından örnek kabul edilip istekli ve bilinçli bir şekilde yaşamda taklit edilmeye çalışılacaktır.

İnsanın kendisini doğasına uygun bir şekilde dış dünyaya yansıtması, yani hem düşüncelerinde hem fikirlerinde hem söylemlerinde hem de eylemlerinde ortaya çıkan birlik ve tutarlılık güvenli iletişim ve ilişkilerin olduğu kadar güvenli bir dünyanın da gereğidir. Kendisini olduğundan farklı anlatmayan, yalan söylemeyen, gerçekleri çarpıtmayan insanlardan oluşmuş bir toplulukta güven zamanla, insanlar arasında ve yaşamın özünde en başından ve doğal olarak var olduğuna inanılan bir etik değer olacaktır.