Kime sorarsanız sorun, herkesin kendi yaşadığı dönem daha öncekilerden ve daha sonrakilerden hemen hemen her zaman daha iyidir. Özellikle de kendi yaşadıkları çocukluk tüm zamanlarınkinin en iyisidir.
O zamanki; oyunlar, oyuncaklar, arkadaşlıklar, ilişkiler vb. Ben kimsenin ağzından “benim yaşadığım çocukluk bu dönemdekinden kötüdür” diye bir cümle henüz duymadım. Tabii ki bunun belirli, ortalama yaşam koşullarının kıyaslaması olduğunu belirtmekte fayda olacaktır. Zira, elbette ki ailesinin, ülkesinin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve kültürel şartlar sebebiyle hem geçmiş hem de gelecekteki nesillerin yaşayabileceğinden daha kötü çocukluklar geçirmiş insanlar illa ki vardır. Hatta bugün bile, farklı bir coğrafyada yaşayan ve ne ülkemizdeki ne de başka yerlerdeki çocuklardan herhangi birinin asla yaşamasını istemeyeceğimiz şartlarda yaşayan, açlık çeken, savaş gören vb. birçok zorluğa direnmek zorunda kalan çocuklar olduğu da bir gerçektir.
Peki, nasıl oluyor da herkesin kendi yaşadığı yaşam, özellikle de çocukluk diğerlerininkinden hep daha iyi olabiliyor? Herkesin mi yaşadığı dönem hep bir öncekinin ve sonrakinin daha iyisi olabilecek kadar iyi ve herkes mi bu kadar şanslı da tarihte mümkün olabilecek en iyi zamanda çocukluğunu yaşamıştır? Pek çok insanın bile bu satırları okurken kendi çocukluğunu hatırlayıp bugünün çocuklarının şartlarıyla kıyasladığını ve kendi zamanını galip ilan ettiğini tahmin edebiliyorum. Eminim ki onun için kıymetli olan birçok an herkesin zihninden bir film şeridi gibi geçip gitti az önce. O zamanlarda kalan arkadaşların silik silüetleri, kelimeleri eksik diyaloglar, sokakta geçirilen zamanlar, oynanan oyunlar, okul bahçesinden kısa anlar, kısacası mutlu zamanlar… Her biri, ona eşlik eden çarpıntılı bir heyecan ve yüzde ufak bir gülümsemeyle anıldı.
Elbette ki bu dünyada yaşanan her an, her zaman, her çağ, bunların her biri daima özel ve tektir. Hiçbiri bir daha geri gelmez ve dahi yeniden yaşanamaz. Her çağ kendi özelliklerini barındırır hem de aynı çağda farklı coğrafyalarda da birbirinden farklılıklar gösterecek şekilde. Yani, aynı çağın çocukları olarak bile aynı olanaklarla yaşamaz ve birbirinin tıpatıp aynısı olan deneyimler yaşayamazsınız. Kapı komşusu olduğunuz en yakın arkadaşınızla bile…
İnsanın zaman zaman, hoşuna giden farklı zaman dilimlerinde ya da çağlarda yaşamış olmayı arzu ettiği anları olabiliyor. Keşke o zamanda yaşasaydım, keşke o zamanda genç olsaydım, keşke o zamanda çocuk olsaydım gibi gerçek olma olasılığı hiç olmamış ve asla da olamayacak olan imrenme cümleleri. Bunun adı ancak “imrenme” olsa gerek. Çünkü, kendi zamanını veya çağını beğenmemek olmasa da keşke derken gözlerinin parladığı o çağda onu çeken, cezbeden bir şeyler olduğu şüphesizdir. Ancak, keşke diyen de zaten bilir ki bu gerçek olması mümkün olmayan bir dilektir. İşin kötü yanı, insan kendisine ait olmayan bir zamana ilişkin dileğin zaten gerçek olmayacağını bilirken bir yandan da zaten ona ait olmuş zamanların da geçip gittiğinin farkına varır istemsizce. Ve bilir ki herhangi bir keşke o günleri de geri getiremeyecektir.
Şüphesiz ki herkes için kendi zamanı ve çocukluğu en iyisidir. Açıkçası öyledir de. Çünkü ona aittir. Kişi o zamanın içinde var olmuştur. Hayatındaki pek çok ilki o zamanda deneyimlemiştir. Pek çok duygu o zamanda tadılmıştır. Pek çok şeyle o zamanda tanışılmış, pek çok şeyin tadına o zamanda varılmıştır. Hem insanı olduğu kişiye hazırlayan böylesine güzel ve ilk olan pek çok deneyimle tanıştığı bir zaman nasıl olur da kötü olabilir ki!
Bazı insanların, geçmişte kendi yaşadıkları döneme, çocukluk, gençlik veya yetişkinlik olsun herhangi bir zamana bu denli büyük bir anlam yüklemesinin altında büyük oranda o zamana duydukları bir özlem olduğunu düşünürüm. Özlem dediğimiz şeyin, insanın herhangi bir insana, yere, zamana duyduğu, hissettiği o anki duyguların yarattığı olumlu hali, mutluluğu yeniden yaşama isteği olduğunu düşününce de ortaya başka bir soru sorma ihtiyacı çıkıyor: Peki, şimdi ne eksik?
İnsanın herhangi canlı veya cansız bir şeye, bir yere bir zamana duyduğu özlem, onun yaşamının daha sonraki zamanlarında geçmişte hissettiği duyguları aşan, onun yerine geçebilecek duygular yaşamadığını düşündürebilecektir. Yani, eğer insan içinde bulunduğu yaşamda, yaşadığı tüm anlarda belirli bir duygu durumu ortalamasını yaşamının ölçünü haline getiremiyorsa geçmişte yaşanmış, ona iyi duygular hissettirmiş bazı deneyimler, yeniden yaşanma isteği yaratabilecektir. Bu şu demektir, çoğu zaman insan geçmişe ne kadar çok özlem duyuyorsa içinde bulunduğu yaşam ve onu oluşturan anlardaki; karar, seçim ve eylemleri ile bunlardan doğan sonuçlarından yeterince memnuniyet duymamaktadır. Öyle ki yaşamındaki yeni deneyimlerinden elde ettiği duygular keşke dediği zamanlardaki kadar ona kendisini iyi hissettirmemekte, aksine onun o zamanları ve duyguları yeniden yaşama arzusunu uyandırmaktadır.
İnsanın yaşamda göz ardı ettiği en önemli olgulardan biri yaşamın bitimsiz bir şey olduğu düşüncesidir. Kimi insanlar için yaşam, ne zaman başladığı bilinen ama hiç bitmeyeceği düşünülen, öyle düşünülmese de öyleymişçesine yaşanan bir kavrama dönüşmektedir. Bu düşünme şekli çok da kötü sayılmasa da belirli sınırlar içerisine alınmadığında kişinin önünde daha ne kadar olduğu bilmediği zamanını hor kullanmasına sebep olabilmektedir. Yani, bilinç altında “nasılsa telafi ederim” düşüncesiyle belki ve dahi asla aynı koşullarla bir daha yaşanamayacak bir an, insanın kendi eliyle ittiği bir şeye ve yıllar sonra bir keşkeye dönüşebilmektedir.
Yaşamı yarın varmışçasına yaşamak ne kadar tehlikeli ise yarın yokmuşçasına yaşamak da yine bir o kadar tehlikeli ve sınırlandırıcıdır. Yarın hep varmış gibi düşünen insan nasıl ki yaşamı hor kullanacaksa yarın yokmuş gibi düşünen insan da içinde bulunduğu anlarda vereceği tüm kararlarda, yapacağı tüm seçimlerde ve gerçekleştireceği tüm eylemlerde kendini sınırlandırmayı tercih edecektir. Böyle bir durumda da kişi, anın ona sunduğu ve kendi; karar, seçim ve eylemlerine bağlı sonuçlar içerisinden kendisini daha az tatmin ve mutlu edecek olana bilinçsizce razı olmak zorunda kalabilecektir. En kötüsü de olası sonuçlar içerisinden en kötüsüne kendisini kendisinin zorunda bıraktığını bilmemesi olacaktır. Korku ve endişenin hâkim olduğu bir düşünme şeklinin temeli olduğu yarın yokmuşçasına yaşamak, insanın içerisindeki gizili keşfetmesine, onun doğrultusunda gitmesine ve onu yaşamasına da engel olmaktadır.
Hem kendi zamanını diğerlerininkinden hep daha iyi bulanlar hem de dilinden keşke düşmeyenlerin çoğu zaman ortak noktası, kendi yaşamlarını kontrol edenin, onunla ilgili asıl söz sahibi olanın kendisi olduğunun geçmişte farkına varamamış kişilerdir. Bu nedenle de geçmişte almadıkları kararlar, yapmadıkları seçimler ve gerçekleştirmedikleri eylemler ile sonuçları için daima pişmanlık duyarlar. Bu pişmanlıklarını da ya geçmişteki bazı şeylerin farklı olmasını diledikleri bir keşke ile ya da onları iyi hissettirmiş bir; insanı, zamanı, durumu, yeri özlemle anarak dile getirirler. Ancak, unutulan hep aynı şey olur: giden zaman geri gelmez, hiç gelmemiştir ve hiçbir zaman da geri gelmeyecektir. Ve en kısa zamanda farkına varılması gereken ise keşke ve özlemle anılan anların peşinden harcanan zamanlar da yine, geri gelmeyecek olanlardandır.