Eylül ayı yaklaştığında İzmir’in bazı bölgelerinde şehrin ritmi değişmeye başlar. Kiralık ev ilanları daha fazla konuşulur, kafeler yeniden kalabalıklaşır, otobüs duraklarında başka şehirlerden yeni gelmiş öğrenciler görülür. Elinde telefonuyla hangi otobüse bineceğini anlamaya çalışan biri, birkaç hafta sonra aynı güzergâhta gözünü bile kaldırmadan yolculuk etmeye başlar.
Üniversite öğrencileri şehre gelir, birkaç yıl burada yaşar, mezun olur; yerlerini yenileri alır.
İzmir’de üniversite okumuş olanların önemli bir kısmı için şehir biraz da bu yılların toplamıdır. İlk kez tek başına eve çıkılan sokak, sınavdan sonra gidilen kafe, sabah erken saatte yetişilmeye çalışılan otobüs, arkadaşlarla uzayan akşamlar, vapurda geçirilen otuz dakika... Aradan yıllar geçtikten sonra insan bazen üniversitenin kendisini değil, üniversiteye giderken yaşadığı şehri hatırlar.
Buca’da başka, Bornova’da başka, Balçova’da başka bir öğrencilik yaşanır. Urla’daki kampüs hayatı ile şehrin merkezindeki üniversite hayatı birbirinden oldukça farklıdır. Kimi öğrenci sabah iki aktarma yaparak kampüse ulaşır, kimi üniversitesinden çıktıktan birkaç dakika sonra kendisini şehrin kalabalığının içinde bulur. Birinin İzmir’i Alsancak’tır, diğerinin Bornova Küçükpark’ı; bir başkası için İzmir, her gün geçtiği Üçkuyular aktarma merkezinden ibarettir.
Bu nedenle “İzmir’de üniversite okumak” tek bir deneyimi anlatmaz.
Ne var ki şehir bunca farklı deneyim arasında yine de ortak hatıralar üretmeyi başarır.
İlk yıl İzmir’e gelen bir öğrenci için İzmir’in haritası telefondaki birkaç isimden ibarettir. Konak, Karşıyaka, Bornova, Buca, Balçova… Hangisinin birbirine ne kadar uzak olduğu tam olarak anlaşılmaz. “İZBAN’la giderim” denilen bir yerin aslında ne kadar uzakta olduğu, otobüste “birkaç durak” denilen mesafenin bazen yarım saat sürdüğü zamanla öğrenilir.
Keza şehri ilk kez tanıyan öğrenci açısından bu belirsizliğin güzel bir tarafı da vardır: Her şey biraz yenidir. İlk vapur yolculuğu sıradanlaşmamıştır. Kordon’a gitmek hâlâ özel bir plandır.
Sonra hayat yavaş yavaş oturmaya başlar.
İkinci ve üçüncü sınıfta öğrenci artık şehri keşfetmekten çok kendi düzenini sürdürmeye çalışır. Ders programı, sınavlar, kulüpler, stajlar, ilişkiler ve giderek daha fazla hissedilen gelecek kaygısı devreye girer. İlk yıl büyük bir heyecanla girilen bazı ortamların aslında size göre olmadığı anlaşılır. Bazı arkadaşlıklar güçlenirken bazıları herhangi bir tartışma bile yaşanmadan sona erer.
Bir süre sonra öğrencilik romantik bir gençlik hikâyesinden çok daha gerçek bir hayata dönüşür: Kira vardır. Yemek vardır. Ulaşım vardır. Ay sonu vardır.
Bazı dönemler yalnızlık hissedilir. “Ben burada ne yapıyorum?” denilir; okunulan bölümden şüphe edilir. İnsan kendi memleketini özler. Bir sınav gereğinden fazla önemsenir, bir ayrılık dünyanın sonu gibi gelir, mezuniyet sonrası ne yapılacağı ise kimi zaman olduğundan çok daha büyük bir meseleye dönüşür. Derken dördüncü sınıf gelir, başka bir zaman duygusu başlar.
İzmir’le ilişki de tam bu noktada değişmeye başlar: Mezuniyet sonrasında İzmir’de kalanlar için öğrencilik şehir hayatının başka bir dönemine dönüşür. Ayrılanlar içinse İzmir zamanla coğrafi bir yer olmaktan biraz çıkar. Belirli bir yaşın, belirli insanların ve artık geri dönülmesi mümkün olmayan bir hayat düzeninin adı hâline gelir.
İşte, birkaç hafta sonra bu döngü binlerce öğrenci için yeniden başlayacak. Binlerce öğrenci İzmir’e gelecek, yıllar önce öğrencilerin “Kentkart” dedikleri karta “İzmirim Kart” diyecek; aynı hatlardan aynı üniversitelere gidecekler. Bazıları heyecanlı, bazıları tedirgin olacak. Ailelerinden ilk defa ayrılanlar, “Alışabilecek miyim?” diye düşünenler ve üniversite hayatından şimdiden büyük beklentileri olanlar bulunacak.
Şüphesiz ki o öğrenciler için birkaç yıl sonra bugün yabancı gelen pek çok şey sıradanlaşacak. Şu anda büyük görünen bazı meseleler küçülecek, hiç önem vermedikleri bazı insanlar hayatlarında kalacak ve üniversiteye başladıkları kişiyle mezun olan kişi arasında mutlak suretle bir mesafe olacak.
Bu değişim şehirden bağımsız da gerçekleşmeyecek.
Ve günün birinde birisi onlara “Üniversiteyi nerede okudun?” diye sorduğunda verecekleri cevap yalnızca bir okulun adından ibaret olmayacak.
Biraz da “İzmir” diyecekler.