Sokakta yürürken her gün geçtiğiniz yerlere farklı açılardan ve farkındalıkla bakmak o ana kadar dikkatinizi çekmeyen detayların gözünüze çarpmasını sağlayabilir. Hatta bazen yolun karşısına geçmek, ters yöne doğru yürümek ve bazen de kafanızı biraz daha yukarıya doğru kaldırarak yürümek size bambaşka bir deneyim sunabilir. Elbette ki dışarıda gördüğümüz şey sadece ağaçlar, kuşlar, kediler, köpekler, binalar ve araçlar da değildir.
Bir yolu adımlamak sizi başka insanların da hayatlarının kısa süreli bir parçası haline getirir. Belki de biz öyle düşünmesek de içinde bulunduğumuz o anda aynı sokakta yürüyen, birbirinin yanından geçen ve belki de kısa süreli göz teması içerisinde olan bizler bir an için birbirimizin yaşamlarına misafir oluruz. Çoğu zaman bir “merhaba”nın bile olmadığı bu anlar ortaklaşa yaşamın küçük bir parçasıdır sadece.
Herkes, yürüdüğü yolda karşısından gelen bazı insanlara kısa süreli de olsa bakar, bazen de izler. Kiminin yürüyüşü kiminin neşesi kiminin öfkesi kiminin de sadece yüzüne ve bedenine yansıyan o anki psikolojisi dikkat çeker. Kimi güzel bir haber almıştır kimi ise belki de hayatında bir daha olamayacağı kadar onu mutsuz eden kötü bir haber. Kimi sevgilisinden kimi de işinden ayrılmış olabilir. Kimi ilk maaşını almanın mutluluğunu yaşarken kimi de mücadele ettiği hastalığın karşısında umutla var olma çabasının içindedir.
Yaşamın, onu yaşayan insan sayısı kadar farklı şekli vardır. Bu gezegendeki hiçbir yaşam bazen öyle sanılsa bile bütünüyle birbirine benzemez. Çünkü herkes biricik olduğu gibi onun hayatını oluşturan her türlü öğe, onlar arası iletişim, etkileşim ve sonuçları da aynı şekilde biriciktir. Hiç kimsenin hayatı birbirine benzemediği gibi aynı ölçütler üzerinden kıyas konusu da olamayacaktır. Hatta öyle ki her birimizin kendi dünü ile bugününü, bugünü ile yarınını bile kıyaslamak da aynı oranda olanaksızdır. Çünkü nasıl biz sokaktaki bir insanın yanından belki sadece bir kere geçeceksek ve o anda orada olan her şey bir daha aynı anda, aynı konumda, aynı durum ve aynı şekilde olamayacaksa bu bizim hayatımızdaki öğeler için de aynı şekilde geçerlidir.
Son zamanlarda, sokakta bize doğru yürüyen insanların daha önceki zamanlardan daha mutsuz ve yanı sıra çok daha öfkeli olduğu gözden kaçmayacak kadar belirginleşti sanki. Yüzü gülen, etrafına neşe saçan, şakalaşan, doğrudan dışarıya yansıtmasa bile içten içe mutlu olduğu etrafına yaydığı enerjiden belli olan insanların sayısı gün geçtikçe azalıyor gibi. Kendisi dışındaki dünyayı gözlemlemeyi, insanların duygu durumlarını çözümlemeyi sevenlerin de bu konuda benzer şeyler hissettiğini düşünüyorum.
Pek tabii, her insanı yaşamında mutsuz edebilecek veya öfkelendirebilecek pek çok konu, olay, durum veya kişi olabilir. Hiç kimsenin hayatı her zaman tek ve doğru bir çizgi üzerinde ilerlemez. Her insanın yaşamında kendi iradesinin bir sonucu olarak ortaya çıkan yeni yollar ve sonuçlar olduğu gibi bu bazen de ortaklaşa yaşam içerisindeki diğer insanların karar, seçim ve eylemleri ile de şekillenebilir. Yani, hayat hiçbir zaman ve tamamıyla insanın kendisinin kontrolünde olmadığı gibi aynı zamanda da biraz çatallıdır. Ve bunu kabullenmek insanı; yoran, onu mutsuz eden ve öfkelendiren şeylerin etkisinin bir miktar da olsa azalmasını sağlayacaktır.
İnsanı mutsuz veya öfkeli bir duygu durumuna sokan sebepler bazen anlık, kısa süreli ve kolay çözülebilecek konu, olay ve durumlar olabilecekken bazen de aksine tekrarlayan, uzun süreli ve çözümü zor olanlar da olabilir. Ve insan bir kere bu ruh haline girdiği zaman kendisini oradan çıkarması ve daha iyi bir ruh haline taşıması her zaman kolay olmayacaktır. Zor anlar ve durumlarla baş etmenin, üstesinden gelmenin, düştüğünde kalkmanın, yani psikolojik olarak güçlü olmanın öğretilmediği, bu yönünün geliştirilmediği bir insan için olumsuz durumlar çoğu zaman içinden geçmenin zaman aldığı olgulardır.
Henüz çocukluk veya gençlik yaşlarında tam olarak farkına varamasa da yetişkinlik çağına gelen ve yaşamdaki deneyimi artan çoğu insan için geçmişte gerçekleşmiş olumsuz birçok konu, olay ve durumun öyle veya böyle geride kaldığı açıktır. Bunların bazıları hala hatırlanan kötü anılar olsa da bazıları insanın zihninden kalıcı olarak bile silinip gidebilmektedir. Fakat şu konu yanlış anlaşılmamalıdır: “Yaşamda elde edilen deneyim sayısı ve yoğunluğu kişinin yaşından bağımsız bir durumdur.” Öyle ki bazı insanların küçük yaşlarında yaşadığı bazı deneyimleri ne kendiniz ne sevdiklerinizin ne de düşmanlarınızın yaşamasını bile istemezsiniz. Dolayısıyla, böyle bir insanın yaşam deneyimi onun, kendisinden yaşça daha büyük insanların belki de yaşamları boyunca elde edemeyecekleri yaşam dersleri edinmesine sebep olabilecektir.
Şüphesiz ki insanın yaşadığı her deneyimin onda açtığı yaraların derinliği ve bıraktığı duygusal kalıntıların yoğunluğu birbirinden farklı olacaktır. Hele bir de psikolojik olarak yeterince güçlü olarak yetişmedi ve zamanla da bu gücü kendinde geliştirmediyse bazı insanlar için bu ömür boyu kapanmayan, iyileşmeyen bir yaraya dönüşmektedir. Bu insanın, yaşamının her anında karşılaştığı her şeye açık bir yarayla, belki de dinmeyen bir acı veya bitmeyen bir pişmanlıkla yaklaşması daha sonra alacağı kararları, yapacağı seçimleri ve gerçekleştireceği eylemlerini de olumsuz yönde etkilemektedir.
Bir daha geri gelmeyecek, aynı şekilde tekrar yaşanması mümkün olmayan, insanın bir kere sahip olabildiği o “an”a geçmiş deneyimlerin yüklediği olumsuz bakış açısı ve duygularla yaklaşan bir insanın, olumlu düşünceler üretmesi ve bunları eyleme geçirmesi çoğu zaman olanaksızdır. Yani, insan aslında doğası gereği nötr olan bir durumu, sırf kendi geçmiş deneyimlerinin olumsuz duygu kalıntılarından etkilenerek yeni olumsuz sonuçları olacak karar ve seçimlerle istemsizce yönlendirebilecektir. Belki de çoğu zaman söylenenin aksine olumlu düşünmek ve buna koşut etkiler her şeyi olumlu kılmayacaksa da olumsuz düşünmek, sonuçları olumsuz olacak bir etki zinciri doğurabilecektir.
Aile, eş, çocuk, sağlık, eğitim, iş, kazanç vb. birçok olası konudaki mevcut durumun kötü, olumsuz veya eksik oluşunun gelecek ile ilgili yarattığı kaygı hali de geçmişin yarattığı korkudan ve olumsuz duygulardan farklı değildir. Hatta, geçmişin etkisinden sıyrılamayan karar, seçim ve eylemlerin şu anı yok etmesi gibi geleceğe ilişkin kaygının sonuçları da benzer olacaktır. Çünkü geçmiş geri gelmeyeceği gibi gelecek de henüz gelmedi; geçmiş aynı şekilde tekrar yaşanamayacağı gibi gelecek de insanın aklındaki ile tamamen uyumlu yaşanamaz. Ve nasıl ki geçmiş sadece bir kere yaşanabildiyse gelecek de ancak bir kere yaşanabilecektir. Dış dünyanın etkileri veya kişinin ürettiği olumsuz duygularla kendisini hapsettiği mutsuzluk zindanı, içinden çıkılmadığı sürece, her geçen günü pişmanlığı duyulan bir geçmiş, her gelen günü de pişmanlık endişesi ile ziyan edilen bir geleceğe dönüştürecektir.