Ülkemiz insanının yapmaktan en çok keyif aldığı ortak aktivitelerin başında inşaat izlemek vardır. Kim bir kepçe veya iş makinesi görse hemen durur ve izlemeye başlar. Hatta bu o kadar yaygındır ki son yıllarda, özellikle de büyük yapıların inşaat alanlarının önünde izleme alanları oluşturulduğu bile görülür olmuştur. Yani, bu bizim için neredeyse milli bir aktivitedir denilebilir.

Bir binanın inşasını ve öncesini, yani temel kazma, temel atma gibi aşamaları izlemek de oldukça keyiflidir. Çünkü, özellikle de çok daha yaygınlaşmış olan rezidans ve kulelerin yapımında kullanılan teknik ve araçlar insanların zaten var olan ilgisini daha da artırabilecek niteliktedir. Tabii sadece izlemekle de kalınmaz, aynı zamanda da hem kullanılan teknik hem araç hem de malzemeler için yorumlar da yapılır. Çünkü, tüm Avrupa’dakinden fazla müteahhit sayısı ve özellikle de son yıllarda inşaat sektörü üzerinde yükselen ekonomi sebebiyle ülkedeki herkes biraz müteahhit, biraz mimar, biraz da mühendistir.

Hepimizin bildiği ya da tahmin edebileceği üzere bir binanın inşası çeşitli aşamalara sahiptir. Son yıllarda ortaya çıkan ve fabrikasyon olarak üretilip yerine taşınan ve yerleştirilen evleri saymazsak inşaat faaliyeti belirli adımlara ayrılmış bir süreçtir. Gelişen üretim teknikleri sayesinde artık eskisi kadar uzun olmayan bu sürecin ilk adımı, binanın yapılacağı zeminin etüt edilmesidir. Yani, ilk olarak, alan üzerinde yükselmesi hedeflenen yapının ağırlığı sonucunda oraya uygulayacağı basınca uygun derinlik, yöntem ve malzeme belirlenir. Tüm bu süreçte de elbette ki bilime, özellikle de fizik ve matematiğe başvurulur.

Etüt etmediğiniz hiçbir alana herhangi bir yapı inşa edemezsiniz. Daha da doğrusu inşa etseniz de yeterince sağlam olduğundan ve herhangi bir dış etkiden etkilenmeyecek, sağlamlığına güvendiğiniz, içinde barınırken riske girmediğiniz bir yapı inşa edemezsiniz. Ki tüm bunlar hem o binanın inşası hem de sonrasında içerisinde barınırken güven içerisinde olamayacağınızın açık işaretleridir. Etüt etmek hem açık hem de gizli tehlikelerin gün yüzüne çıkabilmesinin önemli yollarından biridir. Tam aksi ise binanın ömrü boyunca gizil olumsuzlukların her an patlamaya hazır ama orada olduğunun farkında olmadığınız bir bomba gibi var olmasına sebep olacaktır.

İnsanların yapıların inşasına bu kadar meraklı olmasına, süreci izlemekten bu denli keyif alıyor olmasına rağmen yaşamlarındaki en önemli konusu olan kendileri ve doğrudan etkileri olduğu çocuklarının yaşamlarının inşasında çoğu zaman daha edilgen kalıyor olması ilginçtir. Halbuki bir insanın yaşamının inşası nasıl olur da bir binanınkinden daha az önemli olabilir?

Günümüzde pek çok ebeveyn ailelerine yeni bir birey katılmadan önce hem bir planlama hem de bir hazırlık sürecine girmektedir. Hatta bu iş bazen öyle önemsenir ve ileri gider ki çocuğun doğum tarihine kadar belirlenmeye çalışılır. Böylece, ebeveynlerden birinin veya her ikisinin de isteği, tercihi ve tıbben de uygun olması halinde çocuk, doğması arzu edilen ay ve günde dünyaya gelmektedir. Ki doğduğu ay ve günün karşılık geldiği burcun karakter özelliklerini taşıyabilsin. Ancak, bir burcun kişinin karakter özelliklerine etkisinin gerçek olduğunu var saysak bile kişiliği oluşturan tek şeyin karakter olmadığını da unutmamak gerekir.

Elbette ki ebeveynlerin çocukları için önemsedikleri, üzerinde plan ve hazırlık yaptıkları tek konu onun olmasını istedikleri burç ve doğmasını arzu ettikleri gün değildir. Hemen hemen her ebeveyn çocuklarının yaşamını; beslenme, eğitim, sağlık vb. öğeleri bir arada düşünerek planlar. Bu öğelerin plandaki ağırlıkları ebeveynden ebeveyne ve onların bulundukları ekonomik, sosyal ve kültürel koşullara göre farklılık göstermektedir. Öte yandan bu farklılık aynı ebeveynlerden olan farklı çocuklar için bile farklılık gösterir.

Nasıl ki elimizin beş parmağı bile birbirine benzemiyorsa aynı ebeveynlerden olan çocuklar da baş parmakla küçük parmak arasındaki kadar birbirinden farklılık gösterebilir. Aynı genleri taşıyan insanlar birbirinden çok farklı karakter özellikleri gösterebilecekleri gibi bambaşka yetenek ve becerilere de sahip olabilirler. Kimisi düşünsel faaliyet ve işlere daha yatkınken kimisi de motor becerilerine, yani el, ayak ve beden kullanımı ile yapılanlara daha yatkın olabilir.

Eğer yeterince fırsat verilirse bir çocuğun en küçük yaşlarından itibaren yapılacak olan gözlemler o çocuğun hangi yönlerinin daha gelişmiş veya gelişmeye uygun olduğunun; çocuğun ne yaparken daha hevesli, keyifli ve mutlu olduğunun ebeveynleri tarafından fark edilmesini sağlayacaktır. Çocuğun da kendisini, yani yetenek ve becerilerini keşfetmesine olanak verecek sayıda ve süredeki fırsat, aynı zamanda ebeveynlerin çocuklarının geleceklerine ilişkin verecekleri kararlar ve yapacakları seçimlerin de kolaylaşmasını sağlayacaktır. Çocuğa verilecek fırsatlardan ortaya çıkacak sonuçlar, ebeveynlerinin o doğmadan önce yaptıkları plan ve hazırlıkları ile uyumlu olamayabilir. Ve bu noktada yapılabilecek hatalardan en önemlisi çocuğun mevcut gerçekliği, yani özelliklerine ters olan bu mevcut plan ve hazırlıklardan vazgeçmemekte ısrar edilmesidir.

Her neslin kendinden önce gelen nesilden, bilinçli veya değil, birçok konuda daha iyisini yapmaya çalıştığını düşünürüm. En azından, her ne kadar kendi ebeveynleri onlar için kötü kararlar almamış ve seçimler yapmamış olsa da günün koşulları, çağın getirdikleri ile koşut olarak ailelerinden daha iyisini yapma isteği her ebeveynde muhakkak ki vardır. Karar almak ve seçim yapmak konusunda ebeveynlerinden daha iyisini yapmayı istemek, bireyin gelişimi açısından olduğu kadar toplumun gelişimi açısından da oldukça önemlidir. Dolayısıyla, bu her toplumun onu oluşturan bireylerden doğal bir beklentisidir. Her bakımdan ama özellikle de ahlaken doğru bir toplumun inşa edilebilmesi onu oluşturan bireylerin ahlaken doğru olmasıyla mümkündür.

Bireyin inşası ailede başlar. Ve bu inşa bireyin karakteri üzerinde gerçekleşir. Yani karakter bireyin kişiliğinin üzerinde yükselmeye başladığı ve gelişmeyi sürdürdüğü zemindir. Bireyin doğarken yanında getirdiği karakter özellikleri ile gizil yetenek ve becerileri, bir yapının inşası öncesinde gerçekleştirilen etüt sonucunda belirlenen zemin özellikleri gibi en baştan belirlenmesi ve bilinmesi gereken öğelerdir. Bu öğelerin belirlenmesi demek kişinin kendisini ilk kez keşfetmesi demektir. Bir birey için belirli bir yaşa kadar bilinçli olması pek de mümkün olamayacak olan bu eylemin ebeveynler aracılığı ile başlaması ve eğitim hayatı ile de sürdürülmesi gerekmektedir.

Kişiliği, dolayısıyla da yaşamı kendisine ait gerçek zemin üzerine inşa edilmemiş bir bireyin o yaşamı oluşturan birbirinden farklı öğeler içerisinde kendisini eksik, tatminsiz ve mutsuz hissetmesi normaldir. Zira, anormal olan ise bireyin kendisi ile bağdaşmayan ve karakteri, yetenek ve becerileri ile uyuşmayan bir kişiliğin onun bundan yeterince haberi, seçim ve kararlarında yeterince dahli olmaksızın inşa ediliyor olmasıdır. Kendi kişiliğini ve o kişiliğin üzerine yaşamını inşa etme bilincinden ve becerisinden henüz mahrum olan çocuk adına bu görevi yerine getirmek ebeveynlere oldukça ciddi bir sorumluluk yüklemektedir. Ebeveynler, çocukları adına bir yaşam inşa etmek yerine onların kendi yaşamlarını inşa edebilmeleri için, sahip oldukları zemini daha iyi tanımalarına yardımcı olmalıdırlar. Çünkü, yıllar sonra bireyde pişmanlıklar yaratabilecek, kişinin keşfedilmemiş potansiyelinin üzerine çarpık olarak inşa edilmiş bir yaşama engel olmanın yolu ebeveynlerin çocuğa ilişkin henüz bilinmeyenleri araması, bilinenlere ise şüphe ile yaklaşmasından geçmektedir. Bu arayış ve şüphe kişinin kendine ait zemini ilk kez keşfetmesine yardımcı olacağı gibi bu keşfin devamlı ve tekrarlı olmasının da yolunu açık tutacaktır.