Çocukluğunuzda eminim ki deneyip de başaramadığınız birçok zaman ve pek çok şey olmuştur. Örneğin, ip atlamayı deneyip ipi ayaklarınıza dolamış, bisiklete binmeyi deneyip düşüp bir yerlerinizi kanatmış, oyunda kaybetmiş, resim çizememiş, şarkı söyleyememiş, sınavda başarısız olmuş olabilirsiniz.

Her çocuğun yaşamında böyle anlardan en az biri var olduğu gibi yetişkinlik çağında da bu olanaklı olan bir durumdur. Yani hala resim çizemiyor, şarkı söyleyemiyor veya belirli konularda hala başarısız oluyor olabilirsiniz. Sayılanlar ve daha pek çokları, insanın hayatında başarılı olmayı çok isteyeceği, hatta o konularda başarılı olanlara imrenerek bakacağı konu, yetenek veya beceriler olsa da bir insanın her konuda aynı anda iyi, başarılı ve yetenekli olması neredeyse olanaksızdır.

İnsanın içerisinde var olan ya da beslenmeye muhtaç olan başarma güdüsü, onun içine doğduğu yaşam ve özellikleri ile koşut bir evrim geçirmektedir. Başarının ve başarılı olmanın normal, aksinin ise anormal kabul edildiği ailede, çevrede veya toplumda başarısız olmak birey için bir seçenek olmaktan çıkmaktadır. Başarıya ulaşmak, başarılı olmak her ne kadar o konuda emek, çaba ve zamanla ortaya çıkabiliyor olsa da bazı konularda yetenek ve beceriye ihtiyaç duyulduğu da yadsınamayacaktır. Dolayısıyla, yetenek ve beceri bakımından eksik olan birinin başarılı olması için sadece emek, zaman ve çabaya ihtiyaç duyacağını düşünmek de yanıltıcı olacaktır.

Başarılı olmak hemen hemen her insana ilk olarak ailesi tarafından yüklenen bir görevdir. Bu durum insanın yaşamında ilk zamanlar küçük görevlerle ortaya çıkar. Çünkü bireyin kendisi küçük, mevcut fiziksel ve zihinsel kapasitesi de daha fazlası için eksik ya da yetersizdir. Bir sesi taklit etmek, bir nesneyi kavramak, emeklemek, ayağa kalkmak ve anlamlı cümleler kurmak gibi gittikçe zorlaşan bu görevlerin hemen hemen hepsi herhangi bir genetik sorun ve doğuştan engeli olmayan bireyler için tamamlanabilir niteliktedir. Bu görevlerin üstesinden layıkıyla gelen birey zamanla; iyi, dürüst, anlayışlı, saygılı vb. niteliklere sahip olmak gibi, biraz daha toplumsal yaşama dair görevleri yerine getirmeye yönelik güdülenir. Bu süreç, okul kazanmaktan sorunsuzca bitirmeye, iş bulup evlenmeye, çocuk ve yatırım yapmaya doğru zamanla evrilir. Fakat, tüm bu görevler, başarılı olunması beklenen konu ve durumlar kişiden kişiye, aileden aileye, toplumdan topluma da değişiklik gösterir. Çünkü, her toplumun ve onu oluşturan kültürün başarı ölçütleri birbirlerinden farklıdır.

Başarılı olmanın daima beklendiği ve başarısızlığın ise daima ayıplandığı bir toplumda yaşayan başarısız birisi için bu bir var olma mücadelesine bile dönüşebilecektir. Başarısızlığınızın ardındaki nedenlerle ilgilenmeyen, sadece kendi ölçütleri ve beklentileri üzerinden kişiyi ve elde ettiği sonuçları değerlendiren, ister ailede ister toplumda olsun, kişinin başarısızlığından ders çıkarması ve kök nedenleriyle yüzleşmesi olanaklı değildir. Bu durum pek çok insan için kendisi, yetenek ve becerileri ile giriştiğinden daha çok ailesi, çevresi ve toplumun beklentileri ile giriştiği bir mücadele olmakta ya da zamanla ona dönüşmektedir. Hatta bazı durumlarda bireye kendisini değerli hissettirilen tek anların sadece başarılı anlar olduğu durumlarda ise bu, birey için artık bir öz değer konusuna dönüşmektedir. Dolayısıyla, başaramadığı takdirde değerli görülmeyen, aksine değersiz hissettirilen birey için başarısızlık bir seçenek değildir. Ancak unutmamak gerekir ki başarmak kadar başaramamak da herkes için bir sonuç, bir olasılıktır.

İnsanın mücadelesinin ardında yüz binlerce yıldır bu gezegende, milyonlarca tür arasında hayatta kalmaya çalışması vardır. Bu durum elbette ki sadece insan için geçerli değildir. Hatta her türün bireyleri de yine kendi arasında bir hayatta kalma mücadelesi verir. Fakat, insanın bu yaşamdaki mücadelesi zamanla sadece hayatta kalmak değil aynı zamanda da ayakta kalmak üzerine şekillenmiştir. Ayakta kalmak da en küçüğünden büyüğüne, zamanın, çağın ve o günkü toplumun değer yargıları üzerinden iyi, olumlu ve doğru olarak nitelendirilen görevler üzerinden değerlendirilmektedir. Ya görevi tamamlar başarılı olursunuz ya da tamamlayamaz hem başarısız hem de değersiz olursunuz. Bunu her toplum için söylemek belki fazla iddialı olsa da bugünün şartlarında artık küresel olarak nitelendirilen, rekabetçi, yağmacı, doyumsuz bir dünyada haksız bir değerlendirme olmayacağı da açıktır.

Başarısız olmanın toplumsal bedelleri olduğu gibi psikolojik bedelleri de vardır. Başarısız olan birisi, aynı zamanda hem ailesi hem de toplum gözünde değer kaybettiğini de düşündüğünde bundan ruhen etkilenmemesi neredeyse imkansızdır. Ancak, başarısızlığın bir seçenek olmadığı, hatta cezalandırıldığı, sonuçlarından da öğrenme olanağı verilmeyen bir yerde, başarısızlıklar sonucunda elde edilecek psikolojik dayanıklılık olanağından da mahrum kalınmaktadır. Çünkü psikolojik dayanıklılık da aynı başarı gibi tek başına bu konudaki yatkınlığınıza ve yeteneğinize bağlı değildir. Hemen hemen her başarının ardında yetenek ve becerinin yanı sıra onun için harcanmış emek, çaba ve zamanın yanı sıra başarısızlıklardan elde edilen öğrenmenin de etkisi vardır. Dolayısıyla insan, başarısız olduğu her görevin sonunda bunun nedenleri üzerine düşünüyor, verdiği karar, yaptığı seçim ve gerçekleştirdiği eylemleri üzerine kendi sorumluluğunu da göz ardı etmeyen çözümlemeler yapıyorsa öğrenmek ve psikolojik olarak daha dayanıklı olmak bu sürecin en doğal sonuçları olmaktadır.

Başarının tek seçenek olmadığı bir ortamdaki birey için başarısızlık daima yeni şeyler öğrenmenin de bir anahtarıdır. Başarısızlığı sonucunda yargılanmayacağını bilen her birey yeni mücadelelerden daha az kaçınma eğiliminde olacaktır. Böylece yeni şeyler, yani yeni yol, yöntem ve teknikler denemek, yeni kararlar vermek, seçimler yapmak ve eylemler gerçekleştirmek konusunda hem daha istekli olacak hem de daha özgür hissedecektir. İstekli ve özgür bir birey, yaşadığı başarısızlıkların sonucunda ortaya çıkacak bir yeniden denemekten vazgeçme düşüncesine daha az sahip olacaktır.

Herhangi bir başarısızlık sonucunda bireyde ortaya çıkacak olan vazgeçme düşüncesi bireyin daha sonraki olası deneyimler ve sonuçları hakkında önceki deneyimleri ve sonuçlarından dolayı korku ve endişe duyduğunu gösterir. Yani başarısızlığa tahammülün düşük olduğu bir ortam veya topluluğun içerisinde olan başarısız bir birey, başarılı olmak için yeniden ve zorunlu olarak güdülenebileceği gibi vazgeçme eğilimi de gösterebilecektir. Bu durum toplum için belki çok şey ifade etmeyebilir. Hatta başarısız bir bireyin artık görünür olmaması, başarılı olanlar içerisindeki bir leke gibi orada durmayacak olması tercih bile edilebilir. Ancak, insan her ne kadar sosyal ve topluluk halinde yaşamayı benimsemiş bir varlık olsa da bir birey olarak var olmasının, kendi hayallerini gerçekleştirmeyi ve arzularını tatmin etmeyi istemesinin de önemli olduğu göz ardı edilmemelidir.

Başarısızlık sonucunda ortaya çıkacak olan vazgeçme düşüncesinin vereceği zararın ilk ve asıl ilgilisi daima bireyin kendisidir. Ama burada başarısız olunan ve vazgeçme düşüncesini ortaya çıkaranın, sadece toplumun bireyin başarılı olması yönündeki beklentisi ve isteği olarak da algılanmamalıdır. Toplum bazen konudan bağımsız olarak sadece başarılı olmayı da değerli buluyor olabilir. Böyle bir durumda, birey kendi niyet ve isteğiyle, hayal ve arzu ettiği, emek, çaba ve zaman harcadığı ve başarısız olduğu bir konuda da kendini değersiz hissederek yeniden denemekten vazgeçebilir. Söz konusu böyle bir durum, bireyin belki de başarmak üzere olduğu konudaki tüm emeklerinden, çabasından ve harcadığı zamandan da vazgeçmesi anlamına gelmektedir.

İnsanın bu yaşamda gerçekleşeceklerin tümüne ilişkin bir fikrinin, sonuçlarına etkisinin olması olanaklı değildir. Çünkü, yaşamdaki her öğe sadece bir bireyin kontrolünde değildir. Yani doğrudan veya dolaylı, diğer insanların da birikimli etkilerinin bir sonucu olan yaşamda istediğimiz her şeyin istediğimiz zaman ve koşullarda gerçekleşmesini beklemek de doğru olmayacaktır. Bu nedenle, başarısızlıklarımızın sonucundaki vazgeçmemizin ardındaki kök nedenlerin araştırılması, başarısızlığımızın ardında yatan hem bize hem de diğer insanlara ait sorumlulukların samimi ve dürüst bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Bunu yapabilen birey ise ne toplumun yarattığı değersizlik ne de kendisinin yarattığı yetersizlik duygusundan doğan yeniden denemekten vazgeçme düşüncesi ile kapısına kadar geldiği başarılarının eşiğinden kolay kolay dönebilecektir.