Atam, hala yaşıyorsak: Edepsizlik sayesinde! Altı oku soruyorsan, Politika dehlizinde! Hele partin senden sonra, Devrimlerin tavizinde! Vasfedeyim halimizi, Kalemime ver izin de!

Bu haftanın gündemine oturan fon tartışmalarını yazmak üzere niyet ettim açtım bilgisayarı. Uçuşan dolarlar, getirilen götürülen paralar, alınan satılan, fonlar, edilen karlar, karlar, karlar…

Bu kadar çok parayı cümle içinde bile kuramayacak kadar fakir olduğumuzu görüp niyetimi bozup daha fukara işi bir konu için sıvadım kolları. Böyle olunca insan hiç konu zorluğu çekmiyor mazallah elimizi sallasak birinin kredi ya da kredi kartı borcuna çarpıveriyor.

Biz yine de o kadar derinlere dalmadan önce güzelim İzmir’de yaşanan son gelişmelerden bahsedelim.

PARA İÇİN DEĞİL ONURUMUZ İÇİN

Bugün sabah bir uyandım; Allah sizi inandırsın ülke üstüme çökmüş gibi hissettim. Benim köşe yazımı yazmaya başladığım gün Çiğli Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız AKP'ye katıldı. İnsan gecesinde olayın sıcaklığıyla bir şey hissetmese de sabahında silkelenip kendine geliyor. Hayatım boyunca ne AKP'ye ne de CHP'ye oy vermiş biri olmayarak hep bi konforlu alandaydım sanki. ‘Aman az olsun bizim olsun, aman az ama yarın daha güzel günler görmek için daha fazla mücadele ederiz’ tadında Polyanna gibiydik çoğumuz. Verdiğim o son oy sayesinde sadece ülke olarak değil yaşadığım ilçemde de hükümet partisi tarafından yönetiliyorum artık.

Muhtemelen İzmir’de birçok insan aynı duygular içinde. Seçim süreçlerinde Atatürk’ten girip Atatürk’ten çıkan, tüm argümanlarını neredeyse bir asır önce aramızdan ayrılan Atatürk üzerinden kurgulayan siyasetçiler bugün neden oy vermememiz gerektiğini anlattıkları parti saflarına katılıyorlar birer birer. Bu kadar çok fazla transferin yaşandığı bu süreçte insan toplu şey töreni, rozet takma töreni istiyor. Her gün ayrı bir takma töreni, her gün ayrı bir kalp çarpıntısına ne hacet efenim. Bir anda topluca takıverin siz rahat biz rahat.

İzmir ilçe belediye başkanlarından hükümet partisine geçenler, geçecekleri konuşulanlar derken tatlı bir hamle de büyükşehir belediye başkanından geldi. Uzun zamandır ‘öyle midir böyle midir, ne zaman geçecek acaba’ diye konuşulurken, objektiflere ilk pozunu verdi. Ay bir mutlu bir mutlu sormayın, sanırsınız anasından bugün doğmuş, o denli huzurlu gülümsemiş objektiflere. Böyle yazınca hemen korkmayın efenim kendisinin henüz olduğu yerden bir yere gittiği yok. Gelecek günlerde ne olacağı konusuna gelince, kendisi bile yarın ne yapacağını biliyor mudur ya da fikir değiştirmeyeceğinden emin mi bilemiyoruz. Şu kadarını diyebilirim sevmediğim başkanın olduğu yerde kalması için inanmadığım bütün dinlerin tanrısına ibadetteyim. Ne diyelim ya hak!

Herkesin koşar adım hükümet partisine katılmalarının derin dehlizlerine girip kaybolmaya hiç niyetimiz yok. Kim neden girdi bilemeyiz elbet ama kim neden en son seçimde bu adayları süsleyip püsleyip önümüze sürdü, kimler dün kefil oldukları ve bize oy verdirdikleri adayların bugün verdiğimiz oylarla birlikte romantik bir şekilde süzülerek yaptıkları açıklamalarında seslerini neden çıkarmıyor merak değil, vicdan konusu oldu.

Verdiğimiz emanet oyların başka partiye geçmesi, adayları yapay zeka ile belirleyip önümüze süren Yeni Parti Genel Başkanı'nın, ‘Bu konularda her hangi bir değerlendirme yapmayı lüzumsuz bir alana lüzumsuz bir önem atfetmek olarak diye değerlendiriyorum’ cümlesinden daha fazla bir açıklama değil özeleştiri bekliyor.

Giriş paragrafına hiç de siyasetçilere uygun olmayan bir başlık ile başladım. 25 Eylül’de Anayasa Mahkemesi önünde gerçekleştirilen emekli eylemlerinde aramızdan ayrılan Ali Şekeroğlu’nun elinde taşıdığı dövizde yazıyordu o cümle; ‘para için değil onurumuz için.’ Bir süredir devam eden emekli maaş mücadelesi kazanımla değil kaybedişle mücadelesine taziye arası verdi. Ali Şekeroğlu emekli bir kamu görevlisi. Katıldığı eylemde taşıdığı pankart ve başında açan karanfiller aklımızdan silinmiyor.

Silinmiyor diye yazsak da büyük bir hafıza kaybı yaşayan toplumumuzda aklımızda kalma süresi sanırım iki gün. Ali Ağabeyin düştüğü sokaktan kan lekelerinin yıkanma süresi kadar bir süre. Ali Ağabey giderken bunu hayal etmedi muhtemelen. Geride kalanlara bir mücadele koridoru açmak istedi belki de. Belki de onun umudunun bittiği yerden tutar, güç alır, ayaklanır, silkelenir, silkeler ve bir gıdım da olsa kazanırız diye vazgeçti.

***

Kişi başına düşen milli gelir açıklamaları, ekonominin iyi gittiğini söyleyen siyasiler, siyasetçilerin söylediğinin aksi olduğunu yazamayan gazeteciler, ortalığa saçılan tüm kirli çamaşırlara rağmen Mabel Matiz’in oyun figürlerine ve kimle dans yaptığına ceza yazabilen, soruşturma açabilen ama herkesin iki maymunu oynadığı şeylere üçüncü olan sayın mahkemeler. Bir tarafta herkesin birine göbek bağıyla bağlandığı için sustuğu, diğer tarafta geçinemediği için daha yolun ortasına bile gelmeden umudunu yitirdiği bir süreçten geçiyoruz.

Koltuk derdine para alıp verenler, “Onlar yiyor, benim neyim eksik” deyip halkın parasına göz dikenler, tüm bunları görüp ölü taklidi yapanlar derken liste uzayıp gidiyor. Hepimize geçmiş olsun. Ya bayrakları yarıya indireceğiz ya da silkelenip kendimize geleceğiz!