Olumlu olarak yaptığımız hiçbir planın daha olum aşamasına bile gelmeden ‘suz’ ekini alarak hayallerimize karşı sergilediği bu güçlü caydırıcı direnişin evrende bir ismi olmalı mutlaka. Biz tam yarına umutlu uyanacak olumlu bir olaya, duruma ya da hayale tutunuveriyoruz biri He-Man gibi kılıcını çekip, ‘kötülerin dostu iyilerin kadim düşmanı’ diye yumurtadan çıkar gibi çıkıveriyor bir anda. Ne çıkandan ne girenden haberi olmayan masum köylü misali kalakalıyoruz oracıkta.

Ben dün papatyalar topluyordum olmayan bahçemden, sabahına dikenleri derlerken buldum kendimi. Diken deyip geçmeyin efenim, iyi huylusu var, kötü huylusu var, zehirlisi var, zehirsiz ama zehre aman dileteni var. Öyle gülü seven dikenine katlanır tadında olanları katlayıp kaldırmışlar rafa efenim. Raf dediğimiz naftalinlerin bile küften kendisini boğduğu, kendi kokusunun etrafında pervaneye döndüğü yeşillikler arasında bir konağın hiçbir yere varmayan kapısı.

KELİMELERİN DE AVUKATA İHTİYACI VAR

Her ne kadar suya sabuna dokunmadan, bir sürü metaforlarla anlatmak istediğimizin çevresini dört dönerek anlatmaya çalışsak da yazdığımız herhangi bir metaforu üzerine alıp yarın şikâyette bulunabilecek bir sürü tş…..lı ağabeyler bulunmakta yanımızda yamacımızda. Her ne kadar kendisini büyük bir gururla ansam bile bir Deniz Göktaş olmak istemem elbette. Zamanında oldum efenim. Ben kendisinden önce aynı şeylere maruz kalmış Hz. Adem’in kaburga kemiğinin yan üretimi olarak benden sonraki bilmem ne kuşağını savunacağım diye aynı kuyulara inmeye hiç niyetim yok.

GÜLMENİN DE VERGİSİ VE BEDELİ VAR: ÖDEYİNİZ!

Elinde terazisi bir o yana bir bu yana sallanan adalet ablanın adetinden kuşku duyduğumuz adli yılın açılışı ile birlikte Sevgili Deniz zurnanın zırt dediği yerde duradursun. Neticede işlediği komedinin de bir bedeli olmalı. Komedi adı altında kim bilir ne cevizler kırdı bilemiyoruz. Çok da art niyetli olmasa daha beraat ettiğini duymadan niye tutuklansın ki efenim. Kesin büyük terör saldırısı hazırlığındaydı. “Kulis” diye bile söyleyemeyeceğimiz bir bilgiye göre insanları siyasetten bağımsız kendi ideolojileri ile ilgili şakalara bile gülebilecekleri canlı bir gösteri hazırlığı varmış. Ne diyelim kellesi koltukta kalsın.

BİZ SAYMAYAYALIM, TARİH SAYAR VE EKLER ARŞİV KAYITLARINA

Son birkaç yılı yazsam diye düşününce ibreyi Selahattin Demirtaş’ın tutuklandığı güne ayarlamak doğru gibi geldi. 2016 yılından sonra şaka olsa gülemeyeceğimiz gerekçeler ile hala cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Mehmet Murat Çalık, Oya Tekin, Tunç Soyer, Selçuk Kozağaçlı… Bunlar sadece parmakla saydığımız dirilerimiz.

Malumunuzdur, bizde her insan bir sayıdan ve istatistikten ibaret olduğu için komik gerekçelerle hala cezaevinde bulunanlar için sayı vermek yerine temsili isimleri yazmayı daha doğru buldum. Benim doğrularım, anket firmalarının sayıları ve büyük ağabeylerin verdiği istatistikler birbirini tamamlamasa da gerçekliği gölgeleyemiyor elbette. Yarımızın içeride yarımızın dışarıda, çeyrek asır sonra Nasreddin Hoca fıkralarını aratır cinsten malzeme topladığı kesin.

KOYUN BELLİ DEĞİL KURT BELLİ DEĞİL

Ben bu köşeyi yazarken sevgili Deniz beraat etmiş ardından tekrar tutuklanmıştı. Yazım tamamen bittiğinde öğrendim ki kendisini içerideyken üç kez daha tutuklamışlar. Sayısının göz korkuttuğu suç kaydına sahip insanların ya yakalanamadığı ya da en son çıkan yasa ile aramıza salındıkları bir toplumda en azılı suçlu olarak on bir küsür yıl ile yargılanıyor Deniz.

Birçok siyasetçinin oylarıyla kabul edilen “Terörsüz Türkiye” süreci resmi olarak başladı gibi görünüyor. Silahsız, ölümsüz bir toplumun yaratılması için atılan adımlar umut veriyor demek isterdik. İki cümle kuranın türlü gerekçelerle türlü terör suçlamalarıyla gözaltına alındıklarını, tutuklandıklarını görmeseydik eğer.

Kaç yıldır devam eden uğruna binlerce genci toprağa verdiğimiz adına her kesimin kendince isim taktığı, kazananın sadece silah tüccarlarının olduğu bir sürecin sonuna geldik diye umut etmek isterdik. Silah tüccarları da kendilerini fesih ettiklerini duyursalardı eğer.

Bir tarafta barış için atılan adımlar, diğer tarafta bugüne kadar ne hikmetse faili belli olmayan cinayetlerin faillerinin bulunması üzerine yapılan olumlu gelişmeler… Diğer tarafta ise bu kadar olumlu gelişmeye kendimizi kaptırmayalım diye sanırım, fikri, sanatı, dansı, mesleği, yazısı, söylemi, eylemi yüzünden gözaltılar, tutuklama istemleri, tutuklamalar, AİHM kararlarına rağmen özgürlüğüne kavuşamayanlar, daha tahliye haberini duymadan tekrar tutuklananlar diye liste uzayıp gidiyor.

Liste uzayıp gidiyor biz daha fazla uzatmayalım. Zamanında Ruhsati’nin yazdığı bir dörtlükle haftayı bitirelim. Belli mi olur belki haftaya hayalini kurduğumuz ülkenin başlangıcını yazarız…

Adalet kalmadı hep zulüm doldu

Geçti bu baharın gülleri soldu

Dünyanın gidişi acayip oldu

Koyun belli değil kurt belli değil