Geçen Pazar gününden bu yana yazarak bitiremeyeceğimiz bir gündemin ortasında bulduk kendimizi.

Geçen pazar gününden bu yana yazarak bitiremeyeceğimiz bir gündemin ortasında bulduk kendimizi. Birinden diğerini ayırıp bu daha önemli diyemeyeceğimiz, hepsinin farklı konular olduğu ama sonunda tüm kuyrukların birbirine bağlanacağı trajikomik bir Sitcom’un içinden yazıyorum.

Yas-ı matem gününde yasımızdan böldüler bizi… (25.06.2026)

25 Haziran’da Garip Dede dergâhı tarafından düzenlenen Yas-ı matem gününe katılan bir siyasi parti lideri, Alevi Bektaşilerin yas ve matem gününde bir başka siyasi parti Genel Başkanı için ‘hain’ sloganlarının atılmasını örgütleyerek ya da sloganların atılmasına vesile olarak yine her dönem yapıldığı gibi siyasetin çirkin tarafına buladılar tüm iyi yanlarımızı.

Herhangi bir dini inanışa kendimizi ait hissetmesek bile, tüm inançlara inanandan ötürü saygı duymasını öğrendik kendimizce, kendimize kadar. En fazla kapı komşumuza ucundan bulaştıracak kadar eğittik kendimizi, terbiye ettik evrim sürecini bitirmemiş tüm yönlerimizi.

Feodal bir toplumun bağrından sıyrılıp yapabileceklerimizin sınırlarını zorlayıp kırdık tüm kapıları; öğretileri sildik, dayatmaları inatla reddedip yolda gitmeyip yeni patikalar çizdik bir kendimize bir de Alevi, Kürt, Roman, Ermeni, Laz, Gürcü diye uzayıp giden insan arkadaşımıza.

Bizler tüm bu toplumsal çürümüşlüğün içinden sadece kendimize zarar veren rutubetimizi sırtlayıp çıkmasını başardık da Yas-ı matem günümüzde en olmadık acımızdan vurdular bizi…

Asırlardır yas ve matem olarak anılan Yas-ı matem gününe siyasetle kirlenen ellerini bulaştırdılar velhasıl.

Selahattin Demirtaş’ın QAD sitesinde yazdığı köşe yazısında ‘Memlekette siyasetin bu kadar niteliksiz, seviyesiz, ahlaksız ve çürümüş hallerine katlanmak gerçekten çok zor artık’ diye yazdığı cümlesini kendisi dört duvar ardında bizler ise yanı başında yaşıyor, susuyor, üzülüyor, yanıyor, yandığımız yerden yamacımızdakini yakmaya devam ediyoruz.

‘Ham ervahı konuk etsen dergâha

Kendi pişmez seni çeker tezgâha’ (@brain_slapping)

ARALANAN PENCEREMİZDEN BİR BEYAZ GÜVERCİNİ DAHA UĞURLADIK GÖKYÜZÜNE

Birçoğumuzun filmleri ile büyüdüğü ve hiçbir dönem adını kirli konuların içinde geçerken görmediğimiz Kadir İnanır’ı kaybettik 26 Haziran tarihinde. Harbiye Muhsin Ertuğrul sahnesinde anma töreni düzenlendi Kadir Abi için. Anma törenine ailesi, sevdikleri, dostları, yoldaşları, meslek arkadaşları ve birçok siyasi parti temsilcileri katıldı. Anma töreninde konuşma yapan yol arkadaşı kendisini tarif eden şu cümleleri kurdu: ‘Seyircisinin yıllarca sürecek olan unutulmazıdır ve herkesin abisidir, dayısıdır, sevgilisidir, oğludur, babasıdır. Aslında o halktır. Anadolu’dur ve bütün halkların dostudur. O yüzden de Rum’dur, Türk’tür, Ermeni’dir, Çerkez’dir, Boşnak’tır, Kürt’tür. Ayrılırken en büyük vasiyetidir memleketine. O büyük Barışı mutlaka biz halklar kuracağız der memleketine, dünyanın en güzel gülümsemesiyle’

Son yolculuklarımızı bile alet ettiler koltuk hırslarına. Son anına kadar Barış umudundan vazgeçmeyen ve memleketinin tüm halklarına bu özlemini emanet eden bir insanın cenaze töreninde bile gizleyemediler kalplerinin kirini. Sevdiklerinin ağlamaya bile mecalinin kalmadığı günde çelenk ve unvan savaşına girdi saygı nedir bilmeyen ya da koltuk olmazsa kaybedeceklerini bilenler. Çelenk savaşına girdiler. Kapalı kapılar ardında değil, ulu orta alenen. Kadir Abi’ye mi sordular bilinmez ama cenaze törenini bile taraf kıldılar.

‘NEYSE Kİ BÜTÜN KÖTÜLÜKLER YERLİ VE MİLLİ’

Deniz Göktaş’ın mezuniyet töreninde taşıdığı pankartta ‘Neyse ki tüm kötülükler yerli ve milli’ yazıyor. Sevgili Deniz gözaltına alındığı günden bugüne kadar sosyal medyada bu fotoğrafı tüm beynimize bir sanatçı hassasiyetiyle defalarca üstünden geçerek nakşettik adeta. Deniz 25 Haziran’da YouTube kanalında yayımladığı gösterisinden sonra 2 Temmuz’da gözaltına alında ve ardından 3 Temmuz’da tutuklandı. Dini değerleri aşağılamaktan tutuklandı Deniz. Her ne kadar konu sadece ifade özgürlüğü tarafından daha yüksek perdeden tartışılsa da Deniz bir mizah sanatçısı. Hata yapıyor ya da unuttuğum sanatçı arkadaşlar varsa af dileyerek altını özellikle çizmek istiyorum.

Hapishanelerden sürekli aramıza salınan adi suçlulardan boşalan yerler için yeni kadro açıldı. Sanatçılar hapishanelerin doluluğuna aldanıp, boş olan yerleri de gazeteci ve avukatların alacağına olan güvenlerini sessizce bir kapı arkasına bırakıversinler. Kendileri için de makul seviye de yer bulundurabilmek için muhtemeldir yeni suçlular aramızda kol gezmeye devam edecek. Otuz ayrı suçtan aranıp yıllardır yakalayamadıkları suçlular gönül rahatlığıyla kaldıkları yerden devam edebilirler. Malum bunun ses sanatçısı var, tiyatro sanatçısı var, aktörü var, komedyeni var derken liste uzayıp gidecektir.

SİYASET MEKÂN TANIMAZ

Hiç derdimiz yokmuş gibi siyaset dediğimiz gulyabani bu defa da adliye koridorlarında çıktı karşımıza. Yine birileri yuhalandı, yine birileri bu sahneleri keserek kırparak konuyu bağlamından koparıp farklı bir yöne çekti dikkati. Biz ne zaman bizden dertlerimizi görmeye yeltenecek olsak yine gözümüzden vurmaya devam ediyorlar bizi. Biz tam Ekonomi diyeceğiz ki biri sol kulağımızın dibinden bağırıyor ‘seçilmiş başkan’ diye. Biz tam ülke de yoksulluğun artık dayanılmaz evre de olduğunu dile getireceğiz bir diğeri ‘arınacağız’ diye demeç veriyor uykuya bile tam dalamadığımız rüyalarımızda. Biz tam ülkenin işçisini, köylüsünü, emeklisini, çilini, çocuğunu garibanını göreceğiz ve belki de birleşip yol alacağız ki… Sadece orada kalıp bir arpa boyu yol alamadan sistemin ve siyasetçilerin bizler için çizdiği halkanın içinde birbirimizi dövmeye devam ediyoruz.

Her ne kadar imkânsız aşk için yazılmış olsa da şu sözler çınlıyor kulağımda: ‘Sen bir K harfisin ve ben tohatlıyım’

Ülkenin siyasetçileri ve yaşadığımız sistemle aramızda olan farkı bir kelimeyi değiştirerek bile tam tersine çevirebilecekken kendi gündemimizi görmeyelim diye sürekli kendilerini konuşturan bir sistemde kör olduk gidiyoruz.

Ufuk Emre Bektaş’ın dediği gibi…

‘Nasıl böldüler bizi? Sana hain dedirtiyorlar, sana da onu protesto ettirtiyorlar’ diyor Ufuk Emre Bektaş. Hain diyen de biz, hain diyeni lanetleyen de. En acısı da şu ki, bir avuç zengin için hepimiz olmadığımız karakterlere dönüştürüldük, bir parçamızı bin bir parçaya bölüp ayrı ayrı sokaklara dağıtmaya devam ediyorlar.

Deniz Göktaş vesilesiyle iz bırakan ve bırakacak olan tüm Deniz’lere selam ederek…

En uzun koşuysa elbet

Türkiye'de de devrim

O, onun en güzel yüz metresini koştu

En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...

En hızlısıydı hepimizin,

En önce göğüsledi ipi...

Acıyorsam sana anam avradım olsun

Ama aşk olsun sana çocuk,

Aşk olsun...