Yeni partilerin kuruluşunda ortak iki davranış vardır. Birincisi ayrıldığı partiyle farklılığını ortaya koyan söylemleri öne çıkarması, ikincisi halkın desteğini almak için iktidara yüklenmesidir. Bu şekilde medyanın ve kamuoyunun dikkatini çeker.

Bazı liderler ayrıldıkları parti hakkında olumsuz konuşmazlar. Bazısı ise ağır eleştiride bulunur, hakaret eder, tepeden bakar. Böylece kamuoyuna güçlü bir parti kurduklarını göstermeye çalışır. İktidara yüklenirken halkın sıkıntısını kendilerinin gidereceğini, çözümü kendilerinin bulacağını söyleyerek halkı yanına çekmeye çalışır. Örneğin AKP’nin kuruluşunda “Millî Görüş gömleğini çıkardık” diyen Erdoğan, CHP’ye “Halkı aç bıraktı”, Ecevit’e “İhtiyar, yürüyemiyor, benzin aşırı zamlandı” diye sert eleştiride bulunmuştu. Zaman içinde AKP’yi “kurumsallaştırdı”.

Müsavat Dervişoğlu MHP’ye karşı her zaman nazikti, Fatih Erbakan, Ali Babacan da aşırı sert konuşmadan kaçındılar. Özgür Özel ise hem CHP’den ayrılırken hem de Yeni Parti’yi kurarken hedefine Kemal Kılıçdaroğlu’nu aldı ve hedefte tutmaya devam ediyor. İktidara dönük eleştirileri ise Yeni Parti’nin kurumsal yapısı şekillenirken başladı. Giderek Erdoğan’a karşı daha sert konuşmaya başladı. Bu tavır halk desteğini kazanmasına yardımcı oldu.

Bir yabancı gözüyle Türkiye’deki siyasetin gelişimini şöyle yorumlayabiliriz: Yeni Parti, Cumhuriyet Halk Partisini yıpratarak ayırıldı. Türkiye’nin ekonomik yapısı bozuk ama muhalefet çok parçalı. AKP giderek örgütleniyor, Erdoğan’ın şansı yine yüksek.

Yabancılar veya yapay zekâ böyle yorumlayabilir. Peki seçime kadar halkın davranışında nasıl bir değişiklik olabilir? Genelde halkımızın bir kısmı inandığı partinin söylemini çevresine aktarır, halkın büyük çoğunluğu ise seçim dönemi dışında kendi geçiminin peşindedir. Zira seçmen partili gibi düşünmez Sandık başına gidenlerin bir kısmı bir önceki seçimde verdiğine oy vermeyebilir. Daha önce bu durumları yaşadık. Geçmişte CHP de MHP de seçimde baraj altında kaldılar. Bugün baraj altında kalabilirler mi? Tabii ki olabilir. Ancak köklü partiler yaşar, yeni kurulan partiler ise zamana ihtiyaç duyar. Halkın desteği sürerse kalıcı olurlar, yoksa tabela patisine dönüşürler veya kapanırlar.

Halk desteği için liderin isminin sürekli olarak gündemde tutulması gerek. Bir gözlemimi aktarayım: Son yıllarda AKP teşkilatı verimli çalışmasa da birçok eylem, iktidar ve seçilmiş STK’lar tarafından yapılıyor. Hepsinin söylemi şöyle başlıyor: “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla…” Erdoğan başbakan iken de durum böyleydi. Erdoğan’ın tüm yardımcıları söze sayın Erdoğan’ın talimatıdır diye başlamıştır. Verilen kararlar yanlış olur ise hemen “düzeltilir”, yandaş medya konuyu konuşmaz. Birkaç gün sonra konu toplumsal hafızadan silinip gider, Erdoğan’ın ismi kalır.

Peki, Erdoğan’ı seçimde geçmek nasıl olabilir? Geçen seçimde Kılıçdaroğlu’nun sabırla oluşturduğu altılı masada içlerinden birisini ayağa kaldırmak kime yaradı? O kişi şöyle veya böyle seçmende olumsuz bir etki yarattı. Erdoğan öyle veya böyle seçimi kazandı. Bu sefer neler yapılacak göreceğiz. Kanımca önce bir masanın etrafında toplananlardan hiçbirinin ayrılmaması gerek. İkincisi de masanın etrafında oturanların birbirine karşı ağır eleştiride bulunmaması şart.

Özetle CHP ile Yeni Parti’den birisi seçimde Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısındaki adaya oy vermez ise Erdoğan seçimi kazanır. O zaman CHP ile Yeni Parti aynı masaya oturmak ve aynı adayda uzlaşmak durumundalar.

Onun için tekrar vurgulayayım: Atışmayın, konuşun, halk için seçimde birleşin.