İnsanları söylemleri ve eylemleri arasındaki tutarlılıkla değerlendiriyoruz. Bazılarımız sevdiğimiz bir insanın söylem ve eylemini izliyor, kısa sürede onu unutup, tam tersi söyleme ce eyleme inanabiliyoruz. Bunun adı toplumsal hafıza. Eğitim ve kültürü yüksek toplumlara kıyasla bizdeki toplumsal hafıza süresi yıllar içinde iki haftaya indi.
Gazete ve televizyonlardan her gün yeni olaylar, haberler, görüntüler geliyor. Yurt dışındaki gerginlikler, savaşlar dikkatleri dışarıya yöneltiyor. İçeride kadın cinayetleri, iş kazaları, ölümler her gün insanımızı televizyon ekranına kilitliyor. Siyasetle ilgisi olmayan bir başka kesim maçları takip edenleri, dizileri, günlük magazin programlarını izleyen kadınlarımızı da dikkate alırsak toplumsal hafızamızın kısalmış olması olağan bir durum.
Siyaset açısından bakarsak, vatandaşın beklentilerini iyi çalışan partiler seçim atmosferinde halka ne isterse onu vereceğini söylüyor. Burada verilecek olan şeyler dediğimiz zaman halkın daha müreffeh yaşaması için hükümetin vereceği desteklerden söz ediyoruz. Demirel’in seçim kampanyasında diğer partiler ne veriyorsa ben 5 lira daha fazla vereceğim sözü tarihsel bir örnektir. Vatandaş vaatlere inanıyor ve oyunu veriyor. Parti iktidar olunca sözlerinin bir kısmını maalesef yerine getirmiyor. Ama vatandaş da iktidara neden dediğini yapmıyorsun diye kuvvetli muhalefet yapamıyor. Bunun nedenlerini ayrıca araştırmak gerekir.
Siyasette söylem ve eylem tutarlılığının partilere sağladığı desteğin ölçüsünü araştırma şirketleri yapmış mıdır acaba? Bu ölçü sadece parti için değil parti liderleri ve lider adayları için de yapmak yararlı olabilir. Demirel’in Adalet Partisine genel başkan olarak seçildikten sonra, genel seçimi kazanmasına yardımcı olan partinin logosuydu. 1960 İhtilalinden önce Demokrat Parti hükümetteydi. Halka Demokrat Partiye “Demir Kır At” diyorlardı. Adalet partisinin logosu olarak bir beyaz at, yani “kır at” seçildi. Cumhuriyet Halk Partisi ise Kurtuluş Savaşımızdan beri “Altı Ok” logosunu kullanmakta. Oy pusulasını eline alan seçmen CHP için mührü nereye vuracağını biliyor. Gelecek seçimlerde hangi parti seçime katılma hakkını alacak, bunu yeni yılda, 2027 yılının başında öğreneceğiz.
Kafamızda birçok soru var. Erdoğan 2002 yılından beri iktidarda. Diğer partilerden birçok parti üredi, bir kısmı kapandı, bir kısmı sessiz kaldı, bir kısmı da AKP’ye destek oldu. Son yıllarda ayakta kalan 4 parti var; AKP, MHP, DEM. “Sistem” bu patileri diri tutmaya yardımcı oluyor. MHP’den ayrılan İYİ parti ortada dolaşıyor. CHP ise acımasızca parçalandı, Yeni Parti yaratıldı.
Özgür Özel ve arkadaşları 21 Mayıs’ta “mutlak butlan” kararının çıkması üzerine “CHP 15 Temmuza kadar kurultay yapmazsa seçimlere katılamaz” dediler. Özgür Özel ve partiye katılan milletvekilleri ile, kararın ilanından 2 ay sonra 24 Temmuz’da Yeni Partiyi kurdular. Şimdi ortaya bir soru işareti daha çıktı: Yargıtay “yenilik Parti” ismiyle benzerlik nedeniyle Yeni Parti isminin değiştirilmesi için partiye yazı yazdı. Özel ve ekibi de Anayasa Mahkemesine itiraz ettiler. Sonucu bir ay sonra alacaklar.
CHP ise Kurultay hazırlıkların başladı, 2027 Yılının başında kurultay toplanacak.
Yargıtay 2027 yılının başında seçime girme hakkı olan partilerin listesini yayınlayacak. CHP ve Yeni Parti seçime girme hakkını aldı mı, göreceğiz. Almadılarsa hakkı olan bir partiyle anlaşıp seçime gidecekler. O zaman vatandaşa partinin ismini, logosunu anlatmak, benimsetmek de zor iş. Üstelik bu arada alınabilecek başka “kararlar” da olabilir.
Yineleyeyim; ortada dimdik duran üç parti var. 40 bin kişinin katiline önder diye statü getirmeye çalışıyorlar. Diğerleri ise birbirleri ile çatışıyor, belediye başkanları hapiste, bir kısmı AKP’ye katıldı. Büyükşehirlerde yönetimler birer birer AKP tarafından ele geçiriliyor.
Ortada yürüyen bir proje var. İktidarın gücünü artıran senaryoya uygun eylemler var. Öte yandan muhalefete iktidarı rahatsız etmeden oynayacakları “oyuncakları” vermiş durumdalar.
Kim kimdir, hedefi nedir sorularına yüzlerce yanıt bulunabilir ama vatandaş her halükârda yanık durumda.