Bir olaydan bahsedeceğim. Yaşanan bir olay…

Sadece gözümüzün önüne getirelim. Bir motorcu otoyolda seyir halindeyken üzgün şekilde yürüyen bir adama denk geliyor. Ve “İyi misin?” diye soruyor. Aldığı cevap, “İyi bir gün geçirmiyorum” oluyor ve yürümeye devam ediyor. Hemen arkasından aracıyla gelen bir kadın motorcuya adamın iyi olup olmadığını soruyor ve polis çağırmaya karar veriyorlar. Hikâye şu an bile garip geliyor. Birbirini tanımayan iki insan tanımadıkları bir diğer kişinin iyi olup olmadığı hakkında endişe ediyor ve yardımcı olmaya çalışıyor. Sokakta denk geldiğimiz bir çocuğa yanlış anlaşılır diye şefkatle bakamadığımız bir devirde ne kadar da yabancı geliyor bu tarz yaşanmışlıklar. Neyse…

Olaya dönelim. Motorcu, yürüyen adamın yanına tekrar yanaşıyor, adamın ağladığını görüyor ve mutsuz olan herhangi bir insanı bile ağlatabilecek o cümleyi kuruyor: Sarılmak ister misin?

Hemen ardından daha ince bir şekilde, “Yalnız kalmak istersen gidebilirim.” diyor ağlayan adama.

Sonrasında beraber çimlere oturup dertleşiyorlar. Bu anları seyretmeseydim ve biri bana bu şekilde anlatsaydı yaşananların ülkemizde yaşanmadığını anında anlardım.

Ekran Görüntüsü 2026 09 10 221213

Artık tamamen yabancıyız bu tarz samimi denk gelişlere, yardımlaşmalara, insanlıklara… Öyle bir toplum haline geldik ki sevgi çemberi içerisinde büyümesi gereken çocuklar görünmez bir koruma kalkanı ile hayatlarını sürdürüyor, normal olarak…

İzlediğimiz sabah programlarında aile boyu rezilliklere, ana haberde kendi ailesini katleden babalara, sevdiği kadını döven erkeklere, bir kadını döven erkeği görüp müdahale etmeyen çevreye, yolsuzluk yapan siyasiye, parti değiştiren belediye başkanına, siyaset yüzünden çıkan kavgalara, ay ortasına kadar yetemeyen maaşa, çocuğuna istediği oyuncağı alamayacak duruma maruz kala kala gergin bir toplum olup çıktık.

‘Günaydın’ı, ‘Kolay gelsin’i, ‘Teşekkürler’i, ‘Özür dilerim’i, ‘İyi akşamlar’ı hatta iyi günleri unuttuk. En son ne zaman iyi günler geçirdik hatırlamıyoruz.

Ülkenin bizi geren gündemleri yüzünden bu kalıpları o kadar unuttuk ki çevremize sormayı bırakın aynada kendimize bile, “Nasılsın?” diyemiyoruz. Hele bi kurabilsek o cümleyi, aynadaki bize neler haykıracak. Ama yok, kendi derdimize kulak verecek vaktimiz, isteğimiz, mecalimiz bile yok.

Tam da bu yüzden sosyal medyada denk geldiğim o sahneye bu ülkede denk gelmek çok zor. Bu ülkede insanlar kendi derdini çözemezken, kendine tahammülü yokken başkasına nasıl selam sabah versin de derdini dinlesin.

Belki bir gün, “Kolay gelsin” dediğimiz zaman cevap alamadığımız bakkal amca ülkenin bütün kasvetini, gerginliğini, mutsuzluğunu unutup “Teşekkür ederim, iyi günler” diye cevap vererek toplumsal bir iyileşmenin fitilini ateşler.

İşte o zaman her şey değişecek. Bu ülke bir teyzenin, sokakta tanımadığı bir çocuğa “Maşallah” demesiyle, bir babanın tanımadığı bir çocuğun başını sevgiyle okşamasıyla bir de o bakkalın o “Kolay gelsin”e cevap vermesiyle düzelmeye başlayacak.