Siyasette taşlar yerinden oynamaya devam ederken, muhalefet cephesindeki dağınıklık rasyonel bir analizle incelenmeyi zorunlu kılıyor. Yeni Parti’nin kurulmasıyla birlikte cumhurbaşkanlığı adaylığı denkleminde yepyeni bir tablonun ortaya çıkacağı aşikar. Son dönemde yaşanan gelişmeler, muhalefetin adaylık yarışındaki tüm dengeleri ve hesapları kökten değiştirecek nitelikte yapısal sinyaller veriyor.
Bir dönem muhalefetin en güçlü iki cumhurbaşkanı adayı olarak kabul gören Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın, süreç içerisinde stratejik olarak zemin kaybettikleri görülüyor.
• Ekrem İmamoğlu Cephesi: İmamoğlu’na en yakın kurmaylardan biri olan Gökhan Günaydın’ın son dönemde Anadolu’da yürüttüğü yoğun saha çalışmaları ve Özgür Özel’in "Şayet bir şaibe kanıtlanırsa İmamoğlu adayımız olmaz" imasını taşıyan çıkışları siyaset kulislerinde dikkat çekiyor. Özgür Özel’in bu hamlesi, İmamoğlu’na dair beklentilerin zayıfladığı izlenimini verirken, kamuoyundaki algısını da sınırlandırmaya yönelik bir strateji olarak okunabilir.
• Mansur Yavaş Cephesi: Kökten sosyal demokrat olmayan ancak milliyetçi oyları konsolide ederek Ankara'yı kazanan Yavaş'ın yaşanan karmaşaya mesafeli tutumu, Özel cephesinde bir soru işareti yaratmış durumda. Son olarak Yavaş’ın Cumhurbaşkanı ile randevusuna dair Özel’in sarf ettiği "Benim onayımla gitti" ifadesi, akıllara Kemal Kılıçdaroğlu’nun Muharrem İnce’ye yönelik "Gel bakalım Muharrem" çıkışını getirmektedir. Bu tip hamleler, Yavaş'ın kurumsal prestijini de sarsma potansiyeli taşıyor.
ÖZGÜR ÖZEL’İN ADAYLIK POTANSİYELİ VE SEÇMEN KARŞILIĞI
Ortaya çıkan bu tabloda, Özgür Özel’in artık net bir şekilde cumhurbaşkanı adayı olma hazırlığı içinde olduğu rasyonel bir tespittir. Ancak bu noktada nesnel olarak sorulması gereken soru, Özel’in geniş halk kitleleri nezdinde ne ölçüde bir karşılık bulacağıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu, arkasına aldığı geniş merkez sağ ittifakı ve 6’lı masa desteğine rağmen seçimlerde ancak %48 oy oranına ulaşabilmişti. Özgür Özel ise merkez sağa açılmak yerine, eski ortaklara yönelik ayrıştırıcı ve köşeli bir politika izlemeyi tercih ediyor; iş birliği kanallarını kapatıyor. Bu stratejik tercih doğrultusunda, yeni partinin oy oranının üst sınırının en iyimser senaryoda %20 ila %30 arasında kalması muhtemeldir. Mevcut siyasi ivmenin seçime kadar olan uzun süreçte korunması ise analistler tarafından zayıf bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.
ERDOĞAN İÇİN ERKEN SEÇİM VE AK PARTİ’NİN POZİSYONU
Muhalefetteki bu parçalı yapı ve Özgür Özel ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yarışacağı bir senaryo, gelecek seçimlerde yine en avantajlı aktör olarak Erdoğan’ı öne çıkarmaktadır. Buradaki en somut handikap, AK Parti açısından erken seçim kararı alabilmek ve mevcut cumhurbaşkanının yeniden adaylığını anayasal zemine oturtmak için parlamentoda gereken 3/5 (üçte beş) çoğunluğu elde etmektir. Diğer partilerden bu konuda henüz resmi bir mutabakat açıklaması gelmiş değil. Buna rağmen AK Parti’nin sergilediği rahat "beden dili", kamuoyunun henüz tam olarak bilmediği birtakım siyasi formüllerin veya uzlaşı zeminlerinin perde arkasında olgunlaşmış olabileceğini akla getiriyor.
KILIÇDAROĞLU EKİBİ VE GELENEKSEL YAPI BİR ALTERNATİF OLABİLİR Mİ?
Siyasette bugünün fotoğrafı ile iki yıl sonrasının dinamikleri hiçbir zaman aynı kalmaz. Özgür Özel her ne kadar "çalışkan" bir imaj çizse de yeni partinin muhalefetin tek lider odağı olma konumunu sürdürmesi yapısal olarak oldukça güç görünüyor.
Bu süreçte dengeleri etkileyebilecek bir diğer parametre ise Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin alacağı pozisyondur. Siyasetin nesnel bir gerçeği var: Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) asırlık bir marka değerine sahiptir ve seçime bu köklü kurumsal kimlikle girmek, sıfırdan kurulan yeni bir partiyle sandığa gitmeye kıyasla muazzam bir seçmen sadakati avantajı sağlamaktadır. Dolayısıyla elinde CHP markasını tutan geleneksel yapının, olası bir kurultay sürecinde partiyi toparlayıcı bir iradeyle genç kuşaktan Oğuz Kaan Salıcı veya benzeri güçlü bir ismi erkenden aday ilan etmesi masadaki olasılıklardan biridir. Böyle bir hamle, Özgür Özel’in hedeflediği seçmen havuzunu ciddi şekilde daraltabilir.
Sonuç olarak; kısa vadede muhalefetin tek bir çatıda birleşmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Ancak mevcut dağınık performans göz önüne alındığında, önümüzdeki süreçte siyaset ibresinin yeniden CHP içindeki dengelere göre şekillenmesi ve geleneksel yapının işaret edeceği alternatif bir aktörün denkleme dahil olması şaşırtıcı bir sonuç olmayacaktır.