Eveet, nerede kalmıştık? Üç dört hafta yazmadım, belki farkına bile varmadınız. Bu sırada dünyanın dönüş hızı azalmadı, İran ile Amerika arasındaki savaş müsameresi sona ermedi, Gezi mahkumları hala hapiste… Ve aylardan Eylül. Hayat devam ediyor. Odiseus filminin tartışması da.

Fırsat bu fırsat deyip, filmi ikinci kez seyrettim. Fikrim değişmedi: Sinema olarak öyle aman aman bir film değil ama, muazzam bir kültür olayı!

Koskoca New York Times’ın “en çok satan kitaplar” listesinde üç bin yıl önce üretilmiş bir efsanenin çevirisini bir numara yapmak ne demek!

Tik Tok’undan YouTube’une her yer Odiseus haberleri ve tartışmalarıyla dolu…

PİRELER VE DEVELER

Buna İngilizce “event marketing” diyorlar. Olay ya da etkinlik pazarlaması diyebiliriz.

Kötü örneklerini “pireyi deve yapmak” atasözümüzle eleştirebilirsiniz.

Milyar dolarların döndüğü bu reklam türünün, çağdaş yaşamı “pirelerin dansı”na dönüştürdüğünü düşünebilirsiniz. Siyaset, sanat, spor…Zıp… Zıp…Zıp… Hemen her yeri pireler basmış durumda!

Arada bir hakiki develer de çıkabiliyor karşımıza. Onlara “dev”ler de diyebiliriz. Odiseus ve Homeros konusu işte bunlardan birisi. Filmin yönetmeni Nolan müthiş bir şey yapmış derken bunu kastediyorum.

Filmi görelim görmeyelim, “olay” bizi de etkileyebiliyor. ‘Haydi biz de paraları bastırıp, oraları görelim’ diyebiliyoruz.

Aynen öyle olmuş: Başta Yunanistan olmak üzere, Homeros coğrafyasına turistik ilgi patlaması yaşanmaktaymış.

Tatil planlarını değiştirten yerler arasında bizim Troya da varmış. Ki normaldir.

Troya’nın tam karşısındaki bizim Bozcaada’nın da bu yerler arasında bulunması gerekir. Tanığımız sağlam: Tenedos’a Odiseus’un en az iki kez geldiğini bizzat Homeros’tan öğreniyoruz.

Akdeniz’de, Ithaka adası, Cerbe adası, Sardinya ve Messina Boğazı’nın da bulunduğu yeni turizm rotaları oluşturulmuş…

Ama bu rotalarda Homeros’un memleketi olduğunu düşündüğümüz İzmir ve Siren mağaralarının bulunduğu Foça yokmuş.

Sirenler kimin için çalıyor?

Eveet, nerede kalmıştık? Üç dört hafta yazmadım, belki farkına bile varmadınız. Bu sırada dünyanın dönüş hızı azalmadı, İran ile Amerika arasındaki savaş müsameresi sona ermedi, Gezi mahkumları hala hapiste… Ve aylardan Eylül. Hayat devam ediyor. Odiseus filminin tartışması da.

Ve bu haksızlığa bizim turizm acenteleri çok kızmaktaymış.

Haklılar:

Ancak, bugün düştükleri durumu biraz da Anadolu’ya bakışlarındaki yüzeyselliğe borçlu olduklarını nihayet kavramak zorundalar!

Derslerini çalışmaya Halikarnas Balıkçısı’nı okuyarak başlamalarını öneririm.

FOÇA MAĞARALARI

İlk “event marketing” olayı olarak da bu yazın turizm haritalarına girmeyen Foça’daki siren mağaralarını öneririm.

Odiseus’un dönüş yolculuğuyla ilgili olarak dolaşan haritalar ideolojik, hayali ve ticaridir. Aynı sularda dönüp dolaşan sarhoş rotanın hakiki “nostos” (dönüş) rotası olduğu söylenemez.

Buna karşılık, Odiseus’un o mevsimde Ege’de güçlü esen rüzgarlarla Troya’dan Foça’ya inmiş ya da sürüklenmiş olması gayet akla uygundur.

Bence, tüm rakiplerinden daha görkemli ve ikna edici olan bu kayalıkların iddialı bir şekilde gündeme getirilmesiyle Foça ve İzmir yöresi de turizm dalgasından payını alabilir.

Nolan’ın yaptığından daha zor bir şey değildir bu!

Türkiye’ye gönül vermiş insanlar olarak, Anadolu’nun yalnızca altının ve üstünün değil, aynı zamanda öyküsünün de emanetçisi olduğumuzu unutamayız!

Evet, öyküsünün de emanetçisi!

Çünkü bazen öyküler gerçeklerden güçlüdür.