21 Şubat 1959. Türkiye’de bugünkü Süper Lig’in tarihsel olarak ilk kez Millî Lig adıyla oynandığı tarih. Lig başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere üç büyük şehrin önemli takımlarıyla kurulmuş, rekabetçi bir ortam yaratılmıştı. 16 takımın 8’i İstanbul’dan, 4’ü Ankara’dan ve diğer 4’ü ise İzmir’dendi. İzmir’i temsil eden takımlar sırasıyla Göztepe, Karşıyaka, İzmirspor ve Altay’dı. Bir sonraki sezon bu takımlara Altınordu da eklenmiş şehrin 1960’ların Süper Lig’indeki temsil sayısı artmıştı.

Yerel pek çok takımın ulusal ölçekteki en büyük futbol organizasyonunda temsil edilmesi şüphesiz ki şehrin gerek ulusal gerekse uluslararası anlamda tanınması için önem arz etmekte; sosyal, ekonomik ve kültürel pek çok alt başlığı da alakadar etmektedir. Millî Lig’in başlangıcı itibarıyla İzmir’in Türk futbolunda önemli bir yer tutması ise şaşırtıcı değildir. Keza Türkiye’de futbol ilk kez İngilizler ve Levantenler arasında 1877 yılında Bornova’da oynanmıştı. 150 yıl önce ilk kez Bornova’da düzenlenen bu futbol maçının anısına, bugün Küçükpark ile Büyükpark arasında bulunan, orduevinin tam karşısında yer alan Futbolcu Heykeli dikilmiştir.

Ne var ki 2000’li yıllar itibarıyla İzmir’in Süper Lig’deki temsil gücü giderek zayıflamış, 27 Süper Lig sezonunun 16’sında temsilci gönderememiştir. Üstelik bu tabloyu yalnızca tek bir kulübün sportif başarısızlığı ya da kötü yönetimi üzerinden açıklamak mümkün değildir. İzmir futbolunun son çeyrek asırdaki görünümü, farklı dönemlerde ve farklı ölçeklerde birçok kulübün benzer yapısal sorunlarla karşı karşıya kalabildiğini düşündürmektedir. Yazıyı sıkıcı olabilecek istatistiklerle sürdürmek yerine yazının başındaki tarihsel referansa yeniden atıfta bulunmakta fayda var. İzmir, daha özelinde de Bornova, Türkiye’de futbolun bugünkü modern hâliyle oynandığı ilk yer. Öyle ki bugün bu tarihi referansa atıfta bulunan Bornova 1877 adında bir spor kulübü bile var.

Kulüp Başkanı Hüseyin Ok, 2024 yılında İzmir Spor Kulüpleri Birliği Vakfı’nın (İZVAK) düzenlediği ve kentin kulüp yöneticilerinin davet edildiği toplantıda yaptığı açıklamalarla gündeme gelmişti. Ok, kulübün yaşadığı zorlukları Milliyet’in haberine göre şöyle ifade etmişti: “Tesisimiz yok. Doğanlar stadındaki sanayi kirliliğini para vererek biz temizliyoruz. Sponsor da bulamıyoruz. Bir yandan da İzmir’deki Çimentaş firması Elazığspor’a sponsor oluyor. Böyle olursa bırakacağız.” (bkz. https://www.milliyet.com.tr/ege/kuluplerimiz-yeni-tesis-yapacak-arsa-bulamiyor-7253311)

Toplantı 2024’ün Aralık ayında düzenlenmiş ve içeriği sonraki günlerde yerel ve ulusal gazetelere konu olmuştu. Bornova 1877 örneğini burada ayrıca önemli kılan husus, kulübün kendisinden ziyade dile getirilen sorunların niteliğidir. Tesis, sponsorluk ve kent içindeki ekonomik aktörlerden destek görme gibi başlıklar, herhangi bir yerel kulübün sürdürülebilirliği açısından önem taşıyan meselelerdir. Dolayısıyla bu örneği tek başına Bornova 1877’nin hikâyesi olarak değil, İzmir’de futbol kulüplerinin içinde bulunduğu ortamı anlamaya yarayan güncel örneklerden biri olarak okumak gerekir.

Yaklaşık 2 yıl sonra gelinen noktada Bornova 1877 TFF 3. Lig’de mücadele ederken bu sene yeniden Bölgesel Amatör Lig’e (BAL) düştü. Bu düşüşün elbette ki sportif nedenleri mevcuttur. Ancak hazırlık süreçlerinde etkili kullanılabilecek tesis ve imkânlar olmadan; öz sermaye ile ayakta kalmaya çalışılan, iş dünyasından ve yerel yönetimlerden destek görülmeyen bir ekosistemde yerel kulüplerin sürdürülebilir bir başarı göstermelerini beklemek pek makul olmayacaktır.

Buradaki tartışmayı da yalnızca bir kulübün ligden düşmesine indirgememek gerekiyor. Asıl soru, İzmir’de alt liglerden yukarı çıkmayı hedefleyen bir kulübün bunu sürdürülebilir hâle getirebilmesi için nasıl bir futbol ekosistemine ihtiyaç duyduğudur. Bir kulübün başarısızlığı kendi sportif tercihleriyle açıklanabilir; ancak benzer güçlüklerin farklı kulüplerin önüne tekrar tekrar çıkması hâlinde mesele kulüp sınırlarını aşmaya başlar.

Bugün İzmir’i profesyonel liglerde temsil eden Aliağa FK ve Menemen FK gibi kulüplerin yanı sıra Torbalıspor ve Güzelbahçe FK gibi daha üst ligleri hedefleyen çok sayıda yerel takım bulunmaktadır. Tesis ve altyapı ihtiyaçlarının makul düzeylerde karşılanabiliyor olması; yerel siyaset ve iş dünyasından destek görebilmeleri ve nihayetinde halk ile bütünleşebilmeleri, yerel kulüplerin sportif anlamda potansiyel ve kabiliyetlerini en üst düzeyde sergileyebilmeleri için önem arz etmektedir.

Dolayısıyla, bugün İzmir’in köklü kulüplerinden Göztepe dışında Süper Lig’de mücadele eden başka bir takımının bulunmamasının temel sebeplerini şehri aşan nedenlerde değil, bilakis içerideki paydaşlarda irdelemekte fayda vardır.