Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde yapay zekâ kavramı, yalnızca teknoloji şirketlerinin ve bilgisayar mühendisliği bölümlerinin gündeminde bulunan teknik bir konu olmaktan çıkarak günlük yaşamın hemen her alanına sirayet etmiştir. Bugün öğrencilerden akademisyenlere, kamu çalışanlarından özel sektör yöneticilerine kadar oldukça geniş bir kesim; üretken yapay zekânın sunduğu imkânları, beraberinde getirdiği riskleri ve çalışma hayatında yol açabileceği dönüşümleri tartışmaktadır.

Yapay zekâya yönelik bu ilginin şehir yönetimlerine ve yerel kurumlara yansıması da kaçınılmazdır. Zira kentler, yalnızca yeni teknolojilerin kullanıldığı yerleşim alanları değil; aynı zamanda ulaşım, çevre, sağlık, eğitim, afet yönetimi ve sosyal hizmetler gibi çok sayıda alanda veri üreten büyük yapılardır. Dolayısıyla yapay zekânın bir şehir açısından ifade ettiği anlam, kurum çalışanlarının bu araçları ne ölçüde kullandığından çok daha geniştir.

İzmir’de son dönemde ortaya çıkan girişimler de bu genişleyen ilginin somut örneklerini teşkil etmektedir.

Nisan 2026’da ilk toplantısı gerçekleştirilen İzmir Yapay Zekâ Konseyi; belediye, üniversiteler, meslek kuruluşları, teknoloji şirketleri ve iş dünyasının temsilcilerini aynı masa etrafında buluşturmuştu. Konseyin, yapay zekâ ve veri teknolojilerinin kent politikalarına ve belediye hizmetlerine nasıl dâhil edilebileceğini değerlendirmesi; bu alandaki önerileri politika belgelerine ve uygulama süreçlerine taşıması amaçlanmaktadır. İzmir Planlama Ajansının toplantıda dile getirdiği temel tespitlerden biri de şehirdeki teknoloji ve inovasyon girişimlerinin belirli ölçüde parçalı ilerlediği ve mevcut potansiyelin kurumlar arası iş birliğiyle daha görünür sonuçlara dönüştürülebileceğidir (bkz. https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/izmir-yapay-zek%C3%A2-ile-yatirim-ve-kalkinma-ataginda/58297/156).

İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki İzLab Dijital Deneyim Merkezi’nde yürütülen eğitimler de belediyenin kurumsal yapısını yapay zekâ çağına hazırlama arayışının bir parçası mahiyetindedir. Temmuz 2026 itibarıyla belediyenin farklı kademelerinde çalışan 428 yönetici ve personele yapay zekânın iş süreçlerinde kullanımı, veri analizi, içerik üretimi ve doğru komut hazırlama gibi alanlarda eğitim verilmiştir. Gençlere yönelik istem mühendisliği programları da bu çalışmaların toplumsal tarafını oluşturmaktadır.

Üniversitelerdeki mevcut birikim de göz ardı edilmemelidir. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi bünyesinde 2021 yılında kurulan Yapay Zekâ ve Veri Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi; kongre, akademik dergi, eğitim ve iş birliği faaliyetleri yürütmektedir. İzmir Bakırçay Üniversitesindeki Sağlıkta Yapay Zekâ Uygulama ve Araştırma Merkezi ise sağlık verilerinin işlenmesi, yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve kamu, üniversite ile sanayi arasında ortak çalışmalar yürütülmesini hedeflemektedir. İzmir Ekonomi Üniversitesi de farklı disiplinlerde çalışan akademisyenleri bir araya getirecek bir yapay zekâ araştırma merkezi kurma hazırlığını daha önce kamuoyuyla paylaşmıştır (bkz. https://www.ieu.edu.tr/international/tr/news/type/read/id/9751). Tüm bu gelişmeler, İzmir’in yapay zekâ alanında hareketsiz bir şehir olmadığını açıkça göstermektedir. Şehirde eğitim veren, bilimsel çalışma yürüten, girişimcileri destekleyen ve yapay zekâyı kamu hizmetlerine dâhil etmeye çalışan çok sayıda kurum bulunmaktadır.

Ancak bu noktada “faaliyet” ile “ekosistem” arasında belirli bir ayrım yapmakta fayda vardır.

Bir şehirde konferansların düzenlenmesi, araştırma merkezlerinin kurulması ve kurum çalışanlarına eğitimler verilmesi şüphesiz ki önemlidir. Fakat bir ekosistemin varlığından söz edebilmek için bu faaliyetlerin birbirinden haberdar olması ve zaman içerisinde birbirini beslemesi de gerekir. Üniversitede üretilen bir bilginin girişimciye, girişimcinin geliştirdiği çözümün belediyeye, belediyenin karşılaştığı bir problemin ise yeniden akademik araştırmaya dönüşebildiği bir dolaşım oluşturulmalıdır.

Esasında İzmir Yapay Zekâ Konseyi’nin en önemli imkânı da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Konsey, yalnızca yapay zekâ alanında çalışan kişilerin belirli aralıklarla görüşlerini paylaştığı bir danışma zemini olmanın ötesine geçerek şehirde hâlihazırda bulunan farklı yetkinlikler arasında düzenli bir irtibat sağlayabilir.

Sözgelimi İzmir Büyükşehir Belediyesi, belirli dönemlerde yapay zekâ ve veri bilimi yardımıyla ele alınmasını istediği kent problemlerini üniversitelere ve girişimcilere duyurabilir. Körfez’deki çevresel değişimlerin izlenmesi, su tüketiminin tahmin edilmesi, toplu taşıma yoğunluğunun değerlendirilmesi, orman yangını risklerinin belirlenmesi ve afet sonrasında kaynakların daha doğru yönlendirilmesi bu problemlere örnek teşkil edebilir. Esasında İzmir Büyükşehir Belediyesi, henüz geçtiğimiz günlerde orman yangınlarıyla mücadele konusunda yapay zekâ destekli uygulamalara geçildiğini duyurmuştur (bkz. https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/yanginla-mucadelede-yapay-zeka-donemi/59090/156).

Bu sorunlar üzerine çalışacak ekiplerin yalnızca bilgisayar mühendislerinden oluşması da gerekmemektedir. Bir toplu taşıma sisteminin geliştirilmesinde şehir plancılarının, bir sağlık uygulamasında hekimlerin, vatandaşla iletişim kuran bir yapay zekâ sisteminde ise dilbilimcilerin, hukukçuların ve iletişim uzmanlarının katkısı oldukça önemlidir. Yapay zekânın disiplinler arası niteliği, İzmir’in farklı alanlarda güçlü üniversitelere sahip olmasıyla birlikte düşünüldüğünde şehir açısından önemli bir imkân sunmaktadır.

Şüphesiz ki belediye verilerinin araştırmacılarla paylaşılması; kişisel verilerin korunması, siber güvenlik ve yurttaşın mahremiyeti gibi önemli konuları da beraberinde getirecektir. Bu nedenle söz konusu süreç, bütün belediye verilerinin kontrolsüz biçimde erişime açılması olarak düşünülmemelidir. Verilerin anonimleştirildiği, erişim yetkilerinin açıkça belirlendiği ve yürütülen çalışmaların bağımsız etik değerlendirmelere tabi tutulduğu modeller geliştirilebilir.

Benzer şekilde yapay zekânın belediye hizmetlerinde kullanılması da insan kararının bütünüyle ortadan kaldırılması anlamına gelmemelidir. Vatandaşın sosyal yardım, ulaşım, vergi veya belediye hizmetlerine ilişkin bir konuda yalnızca otomatik sistemlerle muhatap olması; yanlış bir karar karşısında kime itiraz edeceği sorusunu gündeme getirebilir. Dolayısıyla teknolojik imkânların yanı sıra sorumluluk, şeffaflık ve insan denetimi de İzmir’in yapay zekâ gündeminin parçası olmalıdır.

Bu noktada mutlaka yeni ve büyük bir kurum kurulması gerektiği de söylenemez. Hâlihazırda oluşturulan Yapay Zekâ Konseyi, İzLab, İzmir Planlama Ajansı, üniversitelerin araştırma merkezleri ve teknoparklar arasında kurulacak düzenli bir çalışma ağı da benzer bir işlevi yerine getirebilir. Önemli olan, mevcut kurumların sayısını artırmaktan ziyade her kurumun sahip olduğu bilgi ve imkânların ortak projelerde buluşmasını mümkün kılmaktır.

Böyle bir çalışma ağının belirli aralıklarla açık proje çağrıları yayımlaması, genç araştırmacılara ve girişimcilere küçük ölçekli destekler sağlaması, geliştirilen çözümleri belediye hizmetlerinde pilot olarak denemesi ve elde edilen sonuçları kamuoyuyla paylaşması düşünülebilir. Başarılı projeler kadar beklenen sonucu vermeyen çalışmaların da raporlanması, şehirde gerçek anlamda bir araştırma kültürünün gelişmesine katkı sağlayacaktır. Keza araştırma, yalnızca başarılı sonuçların değil, hangi yöntemlerin işe yaramadığının da kayda geçirilmesini gerektirmektedir.

İzmir’in yapay zekâ konusunda İstanbul’daki şirket sayısıyla veya Ankara’daki kamu kurumlarıyla yarışması gerekmeyebilir. Şehrin asıl avantajı; üniversiteleri, sanayi kuruluşları, yerel yönetimi ve güçlü kent kimliği arasında kendisine özgü bir iş birliği modeli oluşturabilmesidir.

Bugün İzmir’de yapay zekâya ilişkin önemli bir ilgi ve kurumsal hareketlilik bulunmaktadır. Önümüzdeki dönemin temel meselesi ise bu hareketliliğin tekil eğitimlerden, toplantılardan ve araştırmalardan oluşan bir toplam olarak mı kalacağı; yoksa kurumlar arasında devamlılık arz eden bir bilgi ve uygulama dolaşımına mı dönüşeceğidir.

Bir şehrin yapay zekâ alanındaki gücü, yalnızca kullandığı programların veya düzenlediği etkinliklerin sayısıyla ölçülemez. Asıl ölçüt, sahip olduğu kent bilgisini ne ölçüde daha nitelikli araştırmalara, uygulanabilir çözümlere ve yurttaşın hayatını kolaylaştıran kamu hizmetlerine dönüştürebildiğidir.

İzmir’in elinde bu dönüşüm için gerekli parçalar bulunmaktadır. Bundan sonraki mesele, bu parçaların aynı hedef doğrultusunda ne ölçüde bir araya getirilebileceğidir.