Partilerin üyeleri var, sempatizanları var.

Bunların bir kısmının aidiyetleri var bir kısmının beklentisi var. Partilere gönülden bağlı olanların ise aidiyet duygusu yüksektir. Partisini terk edenlerin gerekçeleri ne olabilir? Beklenti mi, hırs mı, liderlik tutkusu mu, karizma mı? Bunu bilmek zaman ister. Bir partiden seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, örgüt yöneticileri ve üyeler partisini neden terk eder dersiniz? Muhtemelen “ideolojik” farklılıklar nedeniyle ya da yönetimi ele geçirmedeki acelecilik veya umutsuzluk.

Olayın ilginç yanı yerel yönetimde yani belediye başkanlığını ve belediye meclisinde karar çoğunluğunu elinde bulunduran bir partinin üyeleri o bölgede iktidardır. İktidar demek halka hizmet etme yetkisini ve gücünü almak demektir. Belediye başkanı muhalefette olsa da bütçesi, insan gücü ve makine parkı ile kentine olumlu katkılarda bulunabilir. Bazı başkanlar iktidardan daha fazla destek alabilmek için iktidar partisine katılmayı düşünebilir ve iktidar partisinden “tehdit” veya “vaat” alabilir. İktidar partisine geçmeye bazıları hak verebilir ama genelde bu davranış büyük eleştiri alır.

Muhalefetteki konumunu bir uyana bırakıp, seçildiği partiden ayrılıp yeni kurulan bir muhalefet partisine katılmak gerekçesi ne olabilir? Buna yanıt vermek zor.

CHP’nin eski yönetimleri parti içi eğitim sistemini kurdu, sandık görevlileri için yazılım hazırladı, onları eğitti. Seçimlerde hile yapılmasını engellemeye çalıştılar. Bu arada 15, 20, 25 yıldır partide yönetici olanlar kendilerini yenilemekte zorlananlar yeni bir parti kurma çabasına giriştiler. Başarılı da oldular.

Uzun yıllar öncesinden başlayarak bir partiyi genel merkezin dışında bir noktadan kontrol edebilmenin hesabını yapanlar da başarılı oldular.

Peki, bu iki başarı arasında bir ilişki, fark veya çelişki var mıdır? Tabii ki var.

Geleneksel olarak CHP’de parti meclisi partinin en etkili kurumudur. Merkez yönetim kurulu partiyi idare eder ama stratejik kararlarda parti meclisinin onayı alınır. Parti meclisi üyeleri partinin büyük kurultayında Türkiye’nin her ilinden gelen kurultay delegeleri tarafından seçilir. Kurultay delegelerinin seçiminde illerdeki parti kongrelerine etki yapabilecek yaklaşımda bulunabileceği gibi, büyük kurultaya gelen delegelerle ilişki geliştirebilmek için bazı metotlar uygulanabilir. Sonuçta parti meclisine seçilmek isteyenlerin desteğe ihtiyacı vardır. Burada güçlü odaklar öne çıkar.

Özetle parti meclisine seçilmek için partinin örgütlerinden gelen değil de getirilen kurultay delegesinin desteğini alanlar parti meclisinde güçlü odakların etkisinde kalır. Bir başka deyişle bir belediye başkanı delege gücüne sahipse parti meclisi üyeleri onun önünde ellerini bağlayarak konuşur. İşte bu uygulama CHP politikasına terstir. Ülke için karar alacak parti meclisi üyeleri “talimatı” başkasından alamaz. Ancak okurlarımın bir kısmı “şimdiki uygulama bundan sonra da takip edilmelidir” derse, saygı duyarım. Şu hatırlatmayı yapayım: parti tabandan yukarıya örgütlenmiyorsa o parti dağılır. Bekleyip göreceğiz.

Kurtuluş savaşında kurulan, cumhuriyetin kurucusu ve koruyucusu olan Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminden şikayetçi olanlar mücadelesini parti içinde yapsalardı daha yararlı bir sonuç alınabilirdi. Bu cesareti ve zaman göze alamayıp gidenlerin yolu açık olsun diyelim. Peki ömrünü CHP’ne adamış olduğunu iddia edenlerin partiyi tek etmesi ne anlama gelir? Birçok eski dostumuz var, onlar zaten yorumlarıyla yeni bir yolcuya taraftar olduklarını dile getiriyorlar. Onlara da başarılar diliyorum. Günü gelince yolun sonunu görebilecekler.

Umudumuz gençlerdedir. Demokrasi özlemiyle Gazi Mustafa Kemal’in izinden giden gençlerin ülkemize liderlik yapmasını diliyorum.