Bu hafta sabah programlarının deşifresi yapılmış gibi bir köşe yazısı ile hayatın unutulmuş ya da telaşelerimizin arasında kaybolan sokaklardan merhaba… Her şeye alışıp bir saat sonrası duyduklarımıza yine şaşırarak geçiyor boynumuza asılı kum saatinin süresi. Dahası yok, bir dahası olmaz, daha beterini göremeyiz derken el yükselterek üstümüze geliyor canım insan türü.

Her ne kadar nirvanaya çıkıldığını düşündüğümüz olaylar silsilesi içinde kalsak da bir tsunaminin içinden bilmediğimiz diyarlardan bulunduğumuz dünyaya bir çöp gibi atılmış hissediyoruz dönem dönem. ‘Hepimiz insanız neticede’ cümlesini dayandıracak yer bulamayıp, ‘yanılıyor da olabiliriz’ sokağına düşüyor yolumuz. Yine aynı düşüp kaldığım yerde ayağa kalkmak için tutacak el aradığım bir gün denk geldim bu habere.

CANIM EL DEĞMEMİŞ MASUM BİZLER

Bir beyefendi, adliye koridorlarında hâkim cübbesi giyerek fotoğraflar çekinip altına özlü sözler yazarak sosyal medya hesaplarından paylaşıyor. Hani öyle basitçe adiye koridoru diye yazdığıma bakmayın elbette, mahkeme salonlarından adliyenin sadece çalışanlarının girmesi gereken odalarından random atarak çekindiği fotoğraflarda gerçek hakimlere taş çıkaracak cinsten performans sergiliyor. Hani gerçek hakimler o kadar özgüvenli pozlar veremiyordur belki de. Sadece hâkim cübbesi giyip fotoğraf çekinse ‘aman da içinde kalmış. Kim bilir hangi travmatik aile yüzünden hayalini kurduğu mesleği yapamıyor’ diye düşünebilirdik elbette. Abim fotoğraf çekinme kısmının çocukça ve masumane sayılacağını içine sindirememiş olsa gerek. Gerçek bir hâkim gibi dert dinlemiş, çözüm önerisi sunmuş, çözüm bulmuş. Sadece minik bir detayla yapmış tüm hepsini. Aramızda lafı mı olur bir miktarla tüm aman dileyenlere derman olma sözü vermiş.

UZAYLILAR GECİKTİLER GELMEKTE

Hani buraya kadar boktan dünyanın boktan düzeni, canım saf iyi insanlar, aman da nasıl kandırılmışlar deyip tam sayfayı değiştirecekken daha arka sayfayı çevirmeden vicdanımız kan kaybından elimizde kalıyor adeta.

Canım hâkimcim sadece aman dileyenlere cüzi bir bedel karşılığı destek olmakla yetinmemiş elbette. Hayat arkadaşı, yakın çevresi, konusu komşu o kadar eminler ki hâkim olduğundan, gözaltı yapmaya gelen sivil jandarma ekiplerini polis ihbar hattına hâkimi kaçırıyorlar diye ihbar etmişler.

Siyasetçiler, sanatçılar, esnaflar, galericiler, emlakçılar, kuaförler vs. diye uzayıp giden listenin temelinin bir köpeğe, bir kediye, bir aslana değil de insan dediğimiz kendimize dayanması çok trajik gerçekten. Güvenilmiyor efenim ne acıdır ki, ‘hepimiz Âdem evladıyız’ dediğimiz evlatlar olarak birimiz diğerine güvenemiyoruz maalesef. Oysa hepimiz bir Âdem evladı, siyasete düşersek hepimiz Osmanlı torunu, daha da geriye gidersek… Bulunduğumuz zamandan geriye gitmek çok mümkün değil gibi göründüğü için çok da geçmişi tasvir edemiyoruz efenim. Aman yazdığımız konudan başım belaya girmesin diye giriş bölümünden bir türlü gelişme bölümüne geçemediğim, gelişme bölümünü bir türlü istediğim gibi geliştiremediğim basın özgürlüğünün olduğunun iddia edildiği bir ülkede bir türlü sonuca bağlayamadığım köşe yazıma nasıl son yazsam emin değilim. Emin olsam da ikna değilim.

BEDELLER YALDIZLI BİZ YORGUN

Çünkü sanat ve edebiyat da olsa yolun sonu her an kuyu tipi cezaevine çıkabilir efenim. Kaldı ki yakın zamanda örneği yaşanmışken buradan yapabileceğim en büyük şey içeriden dışarıya ponçik mektuplar gönderen sevgili Deniz Göktaş’a selam edip aydın olma unvanının kendime düşen kısmını büyük bir onurla kendisine devredip, yakasına yaldızlı bedelleri takıp usulca çekilmek.

Valla kimse kusura bakmasın her türlüsüne ikna olabilirim elbette ama kuyu tipi dediğin zaman her an secde edip el öpme pozisyonu alabilirim. Hiç öyle aman omurgasız derler, eğildi derler, yok kim bilir arkamdan ne diyecekler diye bir kahraman gibi kollarımı açıp tüm bedellere ben buradayım diyemem efenim. Ülkemin az kullandığı bir ben olarak, az kullanılmış başka bir yarımla tanışma imkanımı ıskalayamam durduk yere. Neticede aile her şeydir. Hem belli mi olur tanışmayı erkene alır eli de çabuk tutarsak tam da devlet babanın makul gördüğü gibi makul bir seviyede olan aile profiline bile yetişebilirim belki de. Yaş faktörünü az biraz esnetecek olursam beş değilse bile en son favori rakam olan üç çocuk ile yarı makul aile kurdelasını burun farkı ile de olsa geçebilirim belki.

Evet geçebilirim belki de. Netice de kahramanlık dediğimiz şey nedir ki efenim. Ucu bucağı olmayan bu devasa tımarhanede göze batmadan, yolu kaybetmeden, aklını yitirmeden, kire çamura batmadan, sıranı savıp sağ salim çıkışı bulabilmektir beklide. Haftaya yazacağım köşe yazısına kadar hayat da kalın yeter efenim. Şimdilik bu kadar.