Siyasetten fazlaca midemizin bulandığı bu süreçte hiç de siyasetten girip sokak kapımızın çöplüğünde bekleyesim yok aslında. Biz her ne kadar ‘git öte’ desek de nefes alışverişimizin bile siyasetle bağlantılı olduğu bir dünyada “siyasetten uzak duruyorum, siyasetle ilgilenmiyorum, ekmeğime bakıyorum” cümleleri çok da inandırıcı değil.
İnandırıcı değil çünkü neredeyse aldığımız nefesten bile vergi kesilmek üzere. İnandırıcı değil çünkü alınan 28 bin TL asgari ücretle ya da 24 bin TL emekli maaşıyla geçinmek zorunda kalan ya da geçinmek zorunda kalanlarla yan yana olan bizleriz.
Yan yana deyince yanlış anlaşılmasın efenim en fazla artımız, babadan kalma evi olanların. Babadan yadigâr bir eviniz kaldıysa ay sonu değilse de ay ortasına kadar yaşayıp ayın kalan on beş günü eş, dost, arkadaş diye uzayan listenden tombaladan şans sayısı çeker gibi en yakın olanını belirleyip borç alıp ay sonunu getirebilirsiniz elbette. Sonrası mı? Aldığınız maaşın aldığınız gibi banka faizlerine, alınan borçların ödemelerine derken, faturaların yarısının ödenmeden elinizde kaldığı bir süreç.
İnsan derinden bir ah çekip Rabbişkom beni zengin değil beni banka sahibi yap diye içinden geçirmiyor desem yalan olur. Gerçi bizde bu talih varken banka sahibi olduğumuzun ertesi günü bankaya kayyum atanır, kanun hükmünde kararnameler yayınlanır ardı ardına.
BEHZAT Ç. İÇERİDE, SUÇ DİZİSİ DIŞARIDA
Toplumun büyük bir kesiminin bu minik devinimlerle devirmeye çalıştığı gulyabani sistemin ayaklarının altında can çekişmeye devam ediyoruz. Ülkenin ortasında yayın hayatına devam eden bir sitcomun figüranları olarak an be an değişiyor fikrimiz. İsmine inat yerini yadırgıyor tüm rollerimiz.
Düne kadar sadece film ve dizilerde izleyerek sevdiğimiz ya da nefret ettiğimiz Erdal Beşikçioğlu’nun ahvalinden olsa gerek, dün sevenlerin bu gün yer değiştirdiği, nefret edenlerin daha bi’ sevecen yaklaştığı enteresan süreçlerin hepsinin adına siyaset diyoruz elbette. Ah be Behzat amirim ya, keşke sağcının da solcunun da bi’ gıdım iç geçirerek baktığı karakterinizle ve siz olarak siyasete bulaşmadan kalsa mıydınız ne? Şeriata geçiş minvalinde açıklamaların yapıldığı, kurbağanın ısı seviyesinin minik tiyatro karnavalları tadında artırıldığı bu süreçte belki de siyaset yapmanıza değil ama tiyatro ve sanat ile topluma gidişatı anlatmanıza daha çok ihtiyacımız vardı belki de.
Biz daha neye ihtiyacımız var diye öncelik sırası yaparken ya da taşın altına elini koymak isteyenler daha hangi taşın altına elini koysa diye düşünürken ya da şaşırmışken, dünün pamuk prensesleri azılı mafya çeteleri kurdu farkında bile olamadık. Çocukluğumuzun çizgi film karakterlerinin ismi ile azılı çeteler kuruldu üyeleri çocuklardan oluşan ve farkına bile varamadık.
Her ne kadar ‘pamuk prenses’ kısmı ironi olsa da çocukken izlediğimiz çizgi film karakterleri ya da isimlerinin yeni nesil çeteler olarak önümüze çıktığı bir gerçek. Kim neyi severdi elbet bilemem ama ben Casper çizgi filmini çok severdim. Anam o beyaz yaratık büyümüş bugün mafya lideri oluvermiş bir anda. Sadece Casper değil elbette, çocukların büyük bir heyecanla izlediği Daltonlar ve Red Kit de ismini yeni nesil mafyalara devretmiş gibi görünüyor.
ÇOCUKLUĞUMUZU ÇETELERE KİM TESLİM ETTİ?
‘Suça sürüklenen çocuklar’ diye bir tabir muhtemelen ben çocukken de vardı ve hala varlığını korumaya devam ediyor. Öyle bir tabir hepimiz çocukken var mıydı bilemem ama suça sürüklenen çocuklar hep vardı ve eğer temelden bir düzenleme olmazsa varlığını korumaya devam edecek gibi görünüyor. Muhtemelen ülkenin 3/1’i çocukları için hiçbir zaman böyle endişe duymayacak bir pozisyondalar. Ülkenin diğer birlik kısmı ise endişe duysa bile çözebilecek kadar güçlüler. Ülkenin kalan birlik kısmına giremeyenlerse kendileri çözemese bile kazandıkları paralarla çocuklarına bedel ödemeyecekleri bir çözüm bulacak kadar varlıklılar.
Her ne kadar ülke de iki sınıf var desek de çok da öyle görünmüyor elbette. Bu sınıfta olup diğer sınıfa göz kırpanlar, dirsek temasında olanlar, yanaşmak isteyenler, yan yana olmak için direnenler, emek harcayanlar deyip liste uzayıp gidiyor elbette. Liste her ne kadar uzarsa uzasın dezavantajlı çıkanlar yine çocuklar oluyor.
ASGARİ ÇOCUKLUĞUMUZ
Her şeyde olduğu gibi çocukluğunda asgarisi düştü çocuklarımızın payına. Sınıf farkı olmaksızın çocuk çocuktur deyip koca bir flama asmak istiyorum ülkenin tam göbeğine. Çocuktan katil, çocuktan mafya yaratan sistemin kucağına itildik gün saymaya devam ediyoruz.
Bir tarafta devlet okulu ve imam hatip güzellemesi yapıp çocuklarını yurt dışında ya da ülkemizde en güzel özel okullarda okutanlar, diğer tarafta çocuklarını vakıf okullarına, imam hatiplere ya da meslek okullarına göndermek zorunda kalanlar. Bir tarafta çocuğunu devlet okuluna bile gönderemeyip çalıştırmak zorunda kalanlar, diğer tarafta çocuklarının masasında kuş sütü eksik kalmasın diye kuşu bile yakalatıp sütünü sağdıranlar. Bir tarafta çocuğu üşüyor diye saç kurutma makinesini eline verip yan odada yaşından büyük yaşlanmışlığıyla yarım kalanlar, diğer tarafta özel okulda okuyan çocuklarının eksik kalan dersleri için özel öğretmenle takviye yapabilenler. Bir tarafta devlet okulunun zorunlu kıldığı okul üniformasını alamadı diye çocuğunun yarınını görmekten vazgeçenler, diğer tarafta…
Diğer tarafta her şey yolunda efenim, yolunda değilse bile yolu söküp yeniden kendi yollarına göre kıbleyi çevirecek güçteler. Bizim mahalleyse belirlenen eğitim sistemi, eğitim standartları, ekonomiksizlik, güvensizlik, açlık, yokluk sarmalı içinde suça sürüklenen çocuklar sırasında sırasını beklemeye devam ediyor.
SAYIDAN İBARETSEK BİLE AZ DEĞİLİZ
Bir sayıdan ibaret değil kaybettiklerimiz, kaybedeceklerimiz, kaybetmeye yüz tutmuşlarımız, son evresine merdiven dayamışlarımız. Bir sayıdan ibaret değil birleştiklerimiz, ötekileştirdiklerimiz, yalnızlaştırdıklarımız. Bir sayıdan ibaret değil, ayrıldıklarımız, bölündüklerimiz, yol yürüdüklerimiz, yolda bıraktıklarımız. Bir sayıdan ibaret değil geçim sıkıntısı yüzünden mafyaya özenenlerimiz, mektup bırakanlarımız, ölenlerimiz, öldürenlerimiz. Bir sayıdan ibaret değil kaybederek azalanlarımız. İlle de istatistiklerde rakamlar olarak uçuşacaksak gazete manşetlerinde, haber merkezlerinde, parti meclislerinde, zengin kürsülerinde sayımızı doğru saysınlar. Çünkü evet eksildik, korktuk, ürktük, yarım kaldık, yarım bırakıldık, dağıldık, dağıtıldık, sustuk ya da susturulduk ama hala ayakta, hala çoğunluktayız.
Az değiliz, sadece uzun zamandır aynı sokakta yan yana gelemiyoruz, gelsek de göremiyoruz çünkü sokak lambalarını kapattınız. Işıklar sizin meşaleler halkındır.