Oktay Akbal İkinci Dünya Savaşı sonrasında bir hikayesine şöyle başlamıştı:
“Önce ekmekler bozuldu!”
Üçüncü Dünya Savaşı arifesindeki bugünlerde yaşıyor olsaydı bence şöyle devam ederdi:
“Sonra bozulma devleti ve toplumu ayakta tutan ayar kurumlarına yayıldı. Hiçbiri doğru çalışmıyor.”
Ve eklerdi;
“Bozuk kantar her şeyi bozuk tartar.”
Belkide “her şey” için şöyle bir formül verirdi:
“Dört H artı S”
Dört H, yani HEKİMLİK, HAKİMLİK, HAKEMLİK, HABERCİLİK. Artı S, SİYASET.
Aylardır, bile bile yanlış rapor veren hekimlerden, taraf tutan hakimlerden, satılmış hakemlerden, doğruları dile getirmeyen habercilerden söz ediyoruz.
Baş ayar kurumu olması gereken siyasi otorite teraziyi onarmak yerine çaktırmadan ayağını kenardan basıp daha da bozma çabasında.
Ayarın bu denli bozulduğu ülkelerde yurttaşlar mutlu ve huzurlu olamazlar, yarınlara güvenle bakamazlar. Hayatları bir çileye dönüşür.
Ne yazık ki Türkiiye’mizde çoğunluk için hikaye aynen budur. Araştırmalar bunu gösteriyor.
SİYASAL ŞİZOFRENİ
Siyasette ayarların bozulması sonucu, demokrasinin ana öğesi olması gereken siyasi partiler şizofreniye tutulmuş, gerçek kimliklerini unutmuş bir görünüm sergiliyorlar.
Evet, butlan CHPsi ve MHP için de aynı şey söylenebilir ama, şizofrenik kimliksizleşmenin en çarpıcı örneği 25 yıldır iktidar olan AKP’dir.
AKP ideolojik olarak siyasal yelpazenin İslamcı damarını temsil etmek için kurulmuştu. Asıl niyeti konusundaki şüpheleri örtmek için o aşamada “muhafazakar demokrat” etiketiyle icraata başlamayı tercih etti.
Bu bağlamda, yaptıklarıyla, alnı seccadeden kalkmayan sofuların ve başı bağlı bacıların da laiklerden ne kadar farklı ve dürüst olduğunu kanıtlayacaktı. AKP’nin net dindar kimliği yarınki Türkiye’nin güvencesiydi.
YOK ÖTEKİLERDEN FARKIMIZ!
Geliyoruz bugünlere: Türkiye, yolsuzluk, kayırma, rüşvet tartışmalarıyla çalkalanıyor. Adalette, sağlıkta, sporda ve medyada tüm ayarların bozulduğunu herkes görüyor.
İlkeli bir parti olma iddiasıyla yola çıkan “inanmışların” partisi, hep eleştirdikleri laik kesimin seçme döküntülerini toplamak için çiğnemedik lokma, çiğnenmedik ilke bırakmıyor
Yarın öbürgün düne kadar Atatürkçü Düşünce Derneği’nin üyesi olan Cemil Tugay aralarına katılırsa ona “Hoş geldin sağdıç, asıl ait olduğun yeri buldun!” mu diyecekler?
Nasıl bir yer o ait olunan yer? Ya da layık olunum yer! Kaypak oportünistlerin, yalancı ilkesizlerinin toplandığı bir yer mi?
Başka parti döküntülerinin, çıkarcı ilkesizlerin sayısı arttıkça sormayacaklar mı kendi kendilerine: Bu zübüklerin benim yanımda ne işi var?
Ya da, ben ki alnı seccadeden kalkmayan bir müminim, benim bu günahkar döküntülerin arasında ne yerim var?
Başı bağlı bacıların Ece’si bir yüksek parti yöneticisinin borsada milyarlarca liralık dolandırıcılıkla suçlandığı ve kayırıldığı bir ortamda, ayarı bozulmamış AKPlilerin sorması gereken o kadar çok soru var ki!
Sorarlar mı dersiniz? Yoksa onların da ayarı bozulmuş mudur?