1998 yılının şubat ayında Uğur Dündar’la birlikte Arena programı içim Bakü’ye gidip Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’le görüştük. Uzun gazetecilik yıllarımın belki de en ilginç röportajıydı. Eski kurtla tam bir yarenlik havasında, daldan dala atlayarak pek çok şey konuştuk.

Karşımızda Sovyetler Birliği’nde istihbarat örgütü KGB’den Politbüro’ya yükselmiş, hayatı serüvenlerle dolu bir siyaset ustası vardı.

Zaman zaman “Bir gün Gorbaçov’a dedim ki…” ile başlayan anekdotlar anlatıyor., “Aslında Türk olmasaydım bir numaraya yükselirdim!” türünden fantastik şeyler söylüyordu.

“Bir numara” dediği konum SSCB Komünist Partisi’nin genel sekreterliği, yani Mihail Gorbaçev’in makamıydı.

Ne var ki, gün gelmiş, politbüro toplantılarında sık sık eleştirdiği Gorbaçev onu harcamış, tüm yetkilerini elinden almıştı.

“Devlete ait olan otomobili de almışlardı. Kaldık mı koskoca konakta hapis. Moskova’ya ancak bizim oğlan İlham okuldan çıktığında inebiliyordum. O beni şehirde gezdirip getiriyordu.”

İlham! Oğlumun adını ilk kez duyuyorduk.

TÜRKİYE DARBE YAPMAK İSTEDİ

Çok sevdiği Türkiye konusunda dertliydi. Arkasında Türkiye Başbakanı Tansu Çiller’in bulunduğunu iddia ettiği bir darbe ile az kaldı Azerbaycan’daki işinden de oluyordu…

Türkiye’de pek bilinmeyen darbe girişiminin öyküsünü uzun uzun anlattı. Bizi kabul etmesinin temel nedeni de sanırım buydu: Türkiye’nin en çok seyredilen ve güvenilen haber programı olan Arena aracılığıyla Türk halkına gerçekleri anlatmak istiyordu.

Biz de söylediklerini çekinmeden yayınlayacağımızı söyledik. Öyle de yaptık.

Yayından sonraki gün, 27 Şubat 1998 tarihinde Hürriyet Gazetesi tarihi röportajın haberini şöyle verdi:

ALİYEV DEDİ Kİ

“Arena'da, Uğur Dündar ile Haluk Şahin'in sorularını yanıtlayan Aliyev, darbe girişiminin arkasında Türkiye'nin bulunduğunu söyledi. Dönemin Başbakanı Çiller'in darbecilerle irtibat halinde olduğunu öne süren Aliyev, şöyle konuştu:

‘Darbeci Albay Ruşen Cevadov, Türkiye'den getirilen bir uydu telefonuyla sürekli haberleşti. O zaman ben daha uydu telefonunun ne olduğunu bilmiyordum. Bende bile uydu telefonu yoktu. Cevadov'un o uydu telefonu da Türkiye'den gelmişti. Omon karargâhındaki uydu telefonuyla Ferman Demirkol, Türkiye Başbakanı'na danışıyordu. Darbeyi düzenleyenler Türkiye'yle temas halindeydi. Türkiye para ve teçhizat yardımı yaptı. Türk elçi Altan Karamanoğlu ve MİT görevlisi Ertuğrul Güven de bu darbe girişimini destekledi.’

Öğretim görevlisi Demirkol'un darbe sonrası uygulanmak üzere yeni bir anayasa hazırladığını da belirten Aliyev, ‘Darbe başarılı olsaydı Demirkol cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktı’ dedi. Darbe başarısız kalınca, Çiller'in kendisini arayıp Demirkol'u bırakmasını istediğini, ancak kendisinin bu öneriyi reddettiğini kaydeden Aliyev sözlerini şöyle sürdürdü:

‘Daha sonra, aziz dostum Demirel, ‘Ben rica ediyorum, Demirkol'u uçağa koyup gönderin' dedi. Ancak Demirkol'u bıraktığım için pişmanım. Demirel rica etmeseydi onu bırakmazdım. Demirkol burada suç işledi. Onu yargılamalıydım. Burada kalsaydı daha da çok şeyler öğrenirdik.’

Aliyev, darbe girişimiyle ilgili olarak Türkiye’de Adalet Bakanlığı'na başvuruda bulunduklarını ancak bir şey çıkmadığını söyledi. Türkiye'yi çok sevdiğini belirten Aliyev, ‘‘Türkiye'ye küsmeyeceğim. Türkiye büyük Atatürk'ün kurduğu ülkedir. Türkiye'yi çok seviyorum’’ dedi.”

OĞUL TÜRKİYE’YE KÜSTÜ MÜ?

Baba Aliyev bize “dostum Demirel rica etmeseydi darbeciyi bırakmazdım” demişti. Öyle görünüyor ki oğul Aliyev babasının tersine, Türkiye’ye küsmüş. Acaba bu davranışı bir çeşit “babaya isyan” mı, yoksa altında yeni zamanlara ilişkin başka nedenler mi var?

Bunları öğrenmek için bizim 1998’de yaptığımızı yapmak, yani olayın muhatabı olan oğul Aliyev’i konuşturmak gerekiyor.