O eski coşkulu günleri hatırlıyorum. Ortaokuldayken bayram yaklaşıyor diye sınıflarımızı süslediğimiz günleri… Cumhuriyet Bayramı’ndan önceki son İstiklal Marşı daha bir başka okunurdu. Hayatı oyun gibi gören çocukların nadir rastlanan ciddi anları…

Öğretmenlerimizden Cumhuriyet’in ne anlama geldiğini duyunca her seferinde içimiz ferahlardı. Ülkenin yönetiminde halkın söz sahibi olması, halkın hukuk karşısında eşit olması, halkın sorgulayabilmesi, eleştirebilmesi ve özgürce düşünebilmesi… Ardından öğretmenimizin dudaklarından dökülen o benzersiz söz, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

Çocukluk işte hemen inanıyorsun. Yoksa o yaşlarda nereden bileceksin trafolara giren kedileri, sırf zengin diye, Ankara’da tanıdığı var diye işlediği suçu hasıraltı edenleri, haksız hukuksuz yere hapse atılan yurttaşları, gazetecileri…

Şimdi o çocuklar kara kara düşünüyor; öğretmenlerinin bahsettiği Cumhuriyet bu muydu yoksa uzaklarda bir yerde kendilerinden gizleniyor mu? Çünkü okulda ona öğretilen hiçbir Cumhuriyet modeline benzemiyor MESEM’lerde motor yağı ile bulanmış elleri…

Zenginin çocuğu lüks arabasını tamir ettirmeye gelince önce yıllarca fabrikada çalışıp emekli olduğu halde hala asgari ücretin saçlarını döken babası geliyor aklına sonra öğretmeninin derste anlattığı fırsat eşitliği kavramı… “Hangi fırsatın eşitliği” diyor içinden.

Anne okula veli toplantısına gidiyor, kantinde, zehirlenme garantili kâğıt gibi olan tostu görüyor, okulun tuvaletine giriyor sabunu göremiyor, sınıfa giriyor öğrenci bolluğundan kaynaklanan veli yoğunluğunu görüyor aklına yıllık bir ev parasına özel okula giden patronunun çocuğu geliyor. Önce “hani eğitim eşitliği” diyor sonra da sövüyor kaderine…

Bir kazada kızını kaybeden baba hak arıyor. 11 yaşındaki çocuk için intihar etti deniliyor. Baba haykırıyor, “11 yaşındaki çocuk nereden bilsin intiharı, kızım cinayete kurban gitti” diyor, duymuyorlar. Çocuğun üstünü toprakla, dosyanın üstünü “hukukla” örtüyorlar. Neden? Kazayı yapan belediye başkanının tanıdığıymış… Baba önce kızının mezarına bakıyor, sonra mahkemenin duvarındaki “Adalet mülkün temelidir” yazısına bakıyor. “Hani halkın hukuk karşısında eşit olması ilkesi” diyerek kızını anıyor.

Kutlu olsun Cumhuriyet bayramımız… Geçen yıl bugün yazdığım köşe yazımda, “Kutlamalara doymazsak ağlamalara doyacağız” demiştim. Ağlamalara doyduk, gözyaşlarımızı damıtmaya başlayıp kutlamaları sonraya mı bıraksak acaba?