Bir ev ve içinde yaşayan aile düşünelim. Baba, anne ve en az 3 çocuk... Baba çalışıyor eve para getiriyor ve aile geçimini sağlıyor. Ve bir sabah ansızın baba, eve getirdiği paraları belli başlı suçlarla kazandığı şüphesiyle gözaltına alınıyor. Normalde ne olması gerekir? Baba yargılanır suçluysa hapse girer ve aile de kendi kendini bir şekilde geçindirir. Bir diğer ihtimal de eve yeni bir baba atanır ve evi o yönetir. Çok büyük ihtimalle de anne ve çocuklarla anlaşamayınca da onları evden atar.

Peki, burada merak ettiğim asıl şey şu, asıl amaç baba ile ilgili suç şüphesi olduğundan onu yargılamak için mi gerçekleşiyor bu durum, yoksa eve çökmek ve yıkmak için mi?

Bundan yaklaşık 2 yıl önce zorunlu stajımı gerçekleştirmek için 1 aylığına İstanbul'a gitmiştim. Staj için gittiğim Halk Tv'de belki de hayatımın en keyifli ayından birini geçirdim. Bu sürede sabah 04.00'da uyanmak zorunda kalmamı hesaba katmıyorum. Biraz çileliydi... Ancak orada tanıştığım meslek büyüklerim o yorgunluk ve uykusuzlukla insanın yüzünü güldürebilirdi.

Mesleğimizin geleceği açısından oldukça umutsuz ama yanlarında staj yapan bir gence umut aşılayabilecek kadar güzel insanlarla tanıştım orada. Şu kâğıdı getir, bu boş bardağı götür stajı değil, gerçekten mesleği öğrenme stajım olmasını sağlamaya çalıştılar. Sağ olsunlar...

Geçtiğimiz günlerde abilerim ve ablalarımın mesleklerinin geleceği hakkında neden umutsuz olduğunun cevabını aldık. Patronlarına soruşturma açıldı ve Halk TV'ye kayyum atandı.

Burada yazımın başında sorduğum soruyu sormamız gerekiyor. Patronun yargılanması gerekiyorsa yargılanmalıdır, suçu varsa da cezasını çekmelidir. Ancak bu süreçle beraber bir basın, yayın organının karartılması arasındaki bağlantı nedir? Bu senaryoda konu sadece kanala değil o kanalı izleyen milyonlara dokunuyorsa kamunun haber alma hakkı nasıl korunacak?

Yoksa tabii ki herkes yargılanmalı. Sadece muhalif görüşlüler yargılanmıyor bu ülkede. Bakalım Melih Gökçek'e; ifadeye çağırıldı, "boynumuz kıldan ince" dedi. Suçu olmamış olacak ki bir değil, iki hiç değil, üçüncü defa çekirge gibi zıplayarak, sakızını çiğneyerek gitti.

Sadece muhalif görüşlüler yargılanıyor diyenler görmüyor sanırım. Bakalım Fatma Betül Sayan Kaya'ya; 'fon soruşturması'nda adı geçti, belli bir miktar paralar konuşuldu, paranın miktarı tatmin etmemiş olacak ki, "Aaaa ne kadar ayıp, bir daha lütfen olmasın" dercesine soruşturma yürütüldü.

Bir ülke düşünün ki en komik fıkradan bile daha komik olsun, ama hiç şakası olmasın. Anayasa'ya ve alfabenin ilk harfiyle başlayan haber kanalına baktığında harika bir ülke olsun ama gerçekliğe döndüğünde gördüğün o iki ülkenin birbiri ile hiç alakası olmasın.

Basın özgürlüğü kavramı herkesin ağzında olsun ama gazeteciler cezaevinde, ev hapsinde, savcı odalarında olsun. Düşünce özgürlüğü olsun ama sokak röportajlarında insanlar konuşamasın, komedyenler hapse atılsın.

Kamunun haber alma hakkı olsun ama son 20 ayda 10 kanala kayyum atansın emekçileri işten atılsın, ekranlar karartılsın.

İçinde yaşayanlar "Memleketim" isimli şarkının "Havasına, suyuna, taşına, toprağına bin can feda bir tek dostuma" dizelerini tüyleri diken diken olarak dinlesin, ama ülkede fabrikalarla, madenlerle, termik santrallerle, orman yangınları ile, denetimsizlikle, art niyetlerle hava, su, dağ, taş, toprak bırakılmazken tüyleri kadar ayağa kalkamasın.

Fıkra bu kadar. Ama umutsuzlanmayalım, umudumuza da kayyum atayamazlar ya!