İzmir ile Ankara arasında yaklaşık 590 kilometre var. Bu, elbette ki fiziki uzaklık. İki şehir arasındaki mecazi uzaklık ise kimi zaman sıklaşan siyasi diyalog ile yakınlaşır; kimi zamansa geleneksel olarak alıştığımız üzere, uzaklaşır.
Peki İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılmasıyla birlikte bu mesafenin kısaldığı söylenebilir mi?
Yerel yönetimlerle merkezi yönetim arasındaki ilişkiler ise yeni bir gündem olmaktan ziyade on yıllardır tartışılan popüler bir konudur. Özellikle farklı partilerin yönetimindeki belediyeler söz konusu olunca kaynakların kullanımı, yatırımların önceliği ve bürokratik süreçler üzerinden çeşitli anlaşmazlıkların yaşandığı bilinen bir husustur. Cemil Tugay'ın parti değişikliğinin de bu tartışmaya yeni bir boyut kazandırdığı söylenebilir. Peki, bir belediye başkanının siyasi parti değiştirmesi, yönettiği şehrin merkezi yönetimle ilişkilerini gerçekten değiştirebilir mi?
Keza bir belediyenin merkezi yönetimle kurduğu ilişkinin niteliği, belediye başkanının hangi siyasi partiye mensup olduğundan etkileniyorsa, bu durum yerel yönetimlerin kurumsal işleyişi açısından da değerlendirmeyi hak eder. Diğer taraftan, siyasi yakınlığın belediyelerin topluma nüfuz eden projelerindeki karar alma süreçleri üzerinde bir etkisinin olmayacağını söylemek de Türkiye'nin siyasi gerçekliğini yeterince hesaba katmamak olur.
İzmir'in merkezi yönetimden beklentileri dün de vardı. Ulaşım projeleri, altyapı yatırımları, finansman ihtiyacı ve çözüm bekleyen diğer meseleler bugün ortaya çıkmadı. Dolayısıyla bunların hiçbiri bir belediye başkanının parti üyeliğiyle başlayan sorunlar değildir.
Sözgelimi uzun zamandır çözüm bekleyen bir mesele, yeni siyasi dönemde kısa sürede çözüme kavuşursa bundan elbette İzmir yararlanacaktır. Bu bağlamda kent adına olumlu bir gelişmeyi yalnızca siyasi gerekçelerle küçümsemek doğru olmaz. Ancak yıllardır süregelen bir sorunun parti değişikliğini izleyen dönemde çözüme kavuşturulduğu görülürse bu gelişmenin neden şimdi mümkün olduğu ve önceki süreçte hangi koşulların etkili olduğu da değerlendirilebilir.
Bu çözümsüzlüğün temelinde belediye yönetimlerindeki eksiklikler de olabilir, merkezi yönetimin yaklaşımında veya kurumlar arasındaki anlaşmazlıklarda da. Hatta belki birkaçı birden de söz konusu olabilir.
Bir başka ihtimali daha değerlendirelim. Diyelim ki merkezi yönetimle siyasi yakınlık kurulmasına rağmen İzmir'in sorunlarında beklenen ilerleme sağlanamadı. Bu durumda yıllardır dile getirilen siyasi uyumsuzluk gerekçesinin sorunları açıklamak bakımından ne ölçüde yeterli olduğu yeniden tartışılabilecektir. Böylece kentin meselelerini çözme konusundaki idari kapasiteyi, tercihleri ve öncelikleri daha açık biçimde değerlendirme fırsatı doğacaktır. Esasında İzmir açısından önümüzdeki dönem, yalnızca yeni bir siyasi yönetim dönemi değil, yıllardır savunulan bazı görüşlerin de sınanacağı bir dönem olabilir.
İktidar partisiyle aynı siyasi çizgide bulunmanın yerel hizmetlere olumlu yansıyacağı düşüncesi de merkezi yönetimin farklı partilere mensup belediyelere eşit mesafede durduğu görüşü de bundan sonraki uygulamalar üzerinden değerlendirilebilecektir.
Elbette bir kentin bütün sorunlarını siyasi partiler arasındaki ilişkilere indirgemek mümkün değil. Yerel yönetimlerin kendi kararları, bütçe tercihleri ve yönetim becerileri de en az merkezi yönetimle ilişkiler kadar belirleyicidir.
Ancak burada önemli bir ilke var. Türkiye Cumhuriyeti'nin merkezi yönetimi yalnızca kendisine oy veren şehirlerin merkezi yönetimi olmadığı gibi, belediyeler de yalnızca kendilerine oy veren yurttaşların belediyesi değildir. Bu ilkenin anlamı, siyasi uyumun bulunmadığı dönemlerde daha belirgin hâle gelir.
İzmir'in Ankara'dan beklediği hizmetler siyasi tercihlerden bağımsız olarak sunulması gereken hizmetlerdir; belediyenin İzmirliye sunmakla yükümlü olduğu hizmetler de aynı ilke çerçevesinde değerlendirilmelidir. Cemil Tugay'ın siyasi tercihinin İzmir'e ne kazandıracağını ya da ne kaybettireceğini bugünden bilmemiz mümkün değil. Ancak bir süre sonra değerlendirme yaparken yalnızca nelerin değiştiğine değil, bu değişikliklerin neden daha önce gerçekleşmediğine de bakmak gerekiyor.
Çünkü asıl mesele İzmir'in Ankara'ya yakınlaşması değil, bir şehrin merkezi yönetimle kurduğu ilişkide siyasi yakınlığın ne ölçüde belirleyici olduğudur.