Tarih 16 Nisan 2026… Bugünden 5 ay önce “Yusuf Tekin ‘muz cumhuriyeti’nde bakan olsaydı ne olurdu?” başlığıyla köşe yazımı yayınlamışım. Başlığı bu şekilde seçmişim çünkü Yusuf Bey köşemi yazmadan 3 gün önce yaptığı bir açıklamada, “Burası muz cumhuriyeti değil, bir hukuk devleti” dedikten birkaç gün sonra 1 öğretmen, 9 öğrencinin hayatını kaybettiği okul saldırısı gerçekleşti.

Aynı Yusuf Tekin bahsettiğim bu saldırıdan 2 gün önce partisinin grup toplantısında basın mensuplarının, “okullarda bir güvenlik zafiyeti var mı?" sorusuna şu cevabı verirdi: “Her dönemin başında, valilerimizin başkanlığında okullarımızı güvenlik ve risk açısından değerlendirmeye tabi tutar, tedbirlerimizi alırız.

Tarih tekerrürden ibarettir sözü var ya bu sözün vücut bulmuş hali Türkiye’dir. Çünkü Türkiye alınmayan derslerin, alınmayan önlemlerin, alınmayan sorumlulukların ve verilmeyen hesapların ülkesidir.,

Kahramanmaraş’taki saldırıdan 5 ay sonra, o saldırıda 9 kurşunla ağır yaralanan Mustafa Arslan hala komadayken, eğitim öğretim yılına yeni girilmişken Manisa Turgutlu’da bir okul saldırısı daha gerçekleşti. Saldırıda 3’ü ağır 11 öğrenci yaralandı. Peki, bu saldırı gerçekleşmeden önce Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ne yapıyordu? Saldırı gerçekleşmeden 1 gün önce okul güvenliği protokolünü imzalamıştı Yusuf Bey. Böylelikle okul güvenliği protokolü imzasından 12 saat sonra gerçekleşen okul saldırısını önleyemeyerek en hızlı başarısız olan bakan sıfatını da kimseye kaptırmadı.

Sonrasında da yaralı öğrencilerin aileleri çocuklarından iyi haberler beklerken skandal açıklamalarına yenisini ekledi Yusuf Tekin. “Saldırı okulda değil okulun yakınlarında oldu, saldırgan öğrenci okula gelmeyen bir kişiydi” dedi.

Kıymetli Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin göreve geldiğinden bu yana Atatürk ile laik eğitim ile öğretmenlerin kıyafetleri ile uğraşmak yerine okullardaki öğrencilerin güvenliği ve sağlığı ile ilgilenseydi bugün bunlar yaşanmayacak ve konuşulmayacaktı.

Kendisi göreve geldiğinden beri çocukların emeğini MESEM’lerde ucuz iş gücü olarak kullanmayı desteklemek yerine, onlara kaliteli eğitim sağlamaya çalışsaydı okul saldırılarında ve MESEM’lerde sayısını bile tam olarak çıkaramadığım çocuk ölümleri gerçekleşmeyecekti belki de.

Yazılarımda bu ülkeye karşı umudumu diri tutmak için her zaman söylemişimdir, bu ülkenin olumsuzlukları bile zaman zaman insanlara umut verebilir. Sadece umut vermekle de kalmaz ülkemizin aslında nasıl nimetlere sahip olduğunu da gösterebilir. Bunu asla şükür etmek gibi algılamayalım. Şükretmeyi de hiç sevmem. Geleceğe dair bireysel ve toplumsal umutlardan bahsediyorum.

Mesela Cumhuriyet… Nasıl bir nimettir ki Yusuf Tekin bile bakan olabiliyor. Alın size bir umut, Yusuf Tekin’in bakan olduğu ülkede aramızdan kimler nerelere gelir. Tabii bizim de şansımız(!) kendisi kadar yaver gider de KHK’lar ve mevzuat değişiklikleri ile bir yerlere gelebilirsek, orası ayrı konu.

Kısacası umudumuzu yitirmeyelim. Eğitim sisteminden mi şikayetçiyiz, çocuklarımız okula aç mı gidiyor, okul saldırıları, öğrenci intiharları mı oluyor, sakin olalım… Kurtarıcı aramızda, aynaya bakalım ve tekrar edelim, “Yusuf Tekin bakan olduysa ben kesin başarırım.”

Orman yangınları mı oluyor, ağaçlar, köyler talan ediliyor, köylüler yurtlarından mı kovuluyor? Sakin olalım arkadaşlar… Bu ülkenin Tarım ve Orman Bakanı saksıyla fidan dikmeye çalışıyor. Aynaya bakalım ve büyük bir özgüvenle söyleyelim, “Bu ülkede saksıyla fidan dikmeye çalışanlar Tarım ve Orman Bakanı oluyorsa, ilkokul mezunu anneannelerimiz, babaannelerimiz cumhurbaşkanı olur.”

O yüzden yitirmeyelim umutları, yeşertelim fidanları. Saksısız olsun ama…