Fenerbahçe – Göztepe maçını izliyorum. Göztepe’nin üç önemli pozisyonunda Fenerbahçe kalecisi Ederson kalesini gole kapatmış. Uzatma dakikalarında Fenerbahçe Genduzi’nin (Guendouzi) golüyle öne geçmiş. Devre arası malum kanalın çokbilmiş ahkâm kesicileri Fenerbahçe’ye övgüler yağdırıyor. Maçı birlikte izlediğimiz arkadaşımla birbirimize bakıyoruz. Acaba biz başka bir maç mı izledik diye…
Devre arasında reklamlardan fırsat buldukları 7-8 dakikalık zaman diliminde sürekli Fenerbahçe’yi konuşuyorlar. Lukaku mükemmel oynamış, Fenerbahçe oyunu ‘domine’ etmiş. (Ne demekse artık, böyle terimler kullanınca daha çok bildiklerini zannediyorlar herhalde.) Sanki ilk yarıda yüzde yüz üç gol pozisyonuna giren Göztepe sahada yok, sadece Fenerbahçe’yi yorumlamak için çıkmışlar ekrana.
Göztepe oyun disiplininden kopmadan, yıllardır alışageldiğimiz futbol anlayışını sürdürerek ikinci yarıya başlıyor. Dakikalar geçtikçe İstanbul spor medyasının parlattığı Fenerbahçe’nin makyajı da dökülmeye başlıyor. İlk yarıda futboluna övgüler düzülen Genduzi’nin hatasını iyi değerlendiren Göztepeli Armstrong, Skriniar’ı da peşine takıp beraberliği sağlıyor. İki dakika geçmeden bu kez Henrique takımını rakip sahada öne geçiriyor. Hem de ilk yarıda yere göğe koyamadıkları 1.91’lik Lukaku’nun ve diğer iki Fenerbahçeli savunma oyuncusunun arasından yükselerek topu kafayla filelere gönderiyor. Devamında Fenerbahçe kalecisi Ederson’un mükemmel kurtarışlarıyla farklı bir yenilgiden zor kurtuluyor.
Maç sonunu bekliyorum, bakalım çokbilmiş yorumcular ne diyecek. Bu kez ilk yarıda övgüler yağdırdıkları Fenerbahçe’ye demedikleri kalmıyor. Gülüp geçiyorum. Nedense Fenerbahçe’nin karşısında başka bir futbol takımının olduğu, futbolun iki takımlık bir oyun olduğu akıllarına gelmiyor. İstemeden de olsa Göztepe için güzel üç beş cümle kuruyorlar. Ancak yine yorumların odağında Fenerbahçe var.
Bu yazdıklarım sadece yayıncı kuruluş yorumcuları için geçerli değil, TRT de dâhil neredeyse tüm ulusal kanalların spor programlarında aynı tekdüzelik, aynı tarafgirlik var, hem de yıllardır.
İstanbul’un semirtilmiş ve şımartılmış sözde üç büyük takımının yorumunu yaparak milyonlarca diğer takım taraftarlarının ahını almaya devam ediyorlar. Bir hafta önce ‘kara’ dediklerine bir hafta sonra ‘ak’ diyorlar. Rüzgârgülü gibiler, ne yandan eserse o yana dönüyorlar.
Ve maalesef bu kişiler spor yorumcusu, spor gazetecisi diye adlandırılıyor. Yıllarımı verdiğim mesleğim adına üzülüyorum. Yıllar önce başlattığımız ‘Spor sayfaları spor yazarlarınındır” imza kampanyası aklıma geliyor. Bu kampanyaya imza atanların çoğu sonradan mesleğe ihanet ederek meydanı emekli futbolcu, hakem ve teknik direktörlere teslim ettiler. Kalanlarımız da ana akım medyanın azgın sularında ya boğuldu ya da onlarla birlikte yelkenini doldurdu.
İyi seyirler efendim…