Muhtemelen yirmi beş yılı olan bir soruya cevap arayarak başlayalım istedim. Asım Ağabey kimdir bilmem ama tam tarihi bilmemekle birlikte 2015 yılında bir siyasetçimize bu soruyu sormuş. ‘Hoca biliyor musun fakir niye fakirdir?’ sorunun cevabını yine kendisi vermiş. ‘Fakir çalmasını iyi beceremediği için fakirdir.’ Cevabından etkilenen siyasetçi cevap vermiş, ‘el hak doğrudur Asım Ağabey.’ Asım Ağabey durur mu, eklemiş soluksuz, ’onlar da çalmasını iyi becerdiği için zengindir!'

Arşiv kayıtları…

Bu diyalog günümüz arşivlerinden henüz silinmemiş. Malumunuzdur, erişim engelleri yaşam biçimimiz haline geldi artık. Ne olur ne olmaz diye alınan erişim engelleri, silinen arşiv kayıtları hiç de yabancılık çektiğimiz şeyler değil. Bu konuşmanın hala varlığını korumasından bi kıl kapmadım desem yalan olur. Konuda ismi geçen Asım Ağabeyin çıkıp, ’hocam ben böyle bir şey demiştim zamanında ya’ diye başlayan bir cümle kurup sonunu ne ile bitireceğini kimse kestiremez. Hadi geçtim hırsızlık üzerine kurduğu cümlede güncelleme yapmasını, herkese telif hakkı basabilir bir anda.

Herkesi geçtim ben bile en az üç kez köşe yazımda Asım Ağabeyin haklı isyanını dile getirmişimdir yazılarımda. Hakkında bunca atıfta bulunmalara rağmen sesi çıkmayan Asım Ağabey bi kuşkulandırmadı desem yalan olur. En azından şu fon soruşturmalarında, ’ceeee ben Asım’ deyip ortaya çıkar diye çok iç çekmişliğim olmuştur. Hala gazetelere demeç veren bir Asım Ağabeyimiz yoksa ya kendisi de çalmayı becerenler tarafına geçti ya aramızdan ayrıldı, ya kurgu karakterdi ya da, ‘bir şey desem tutuklanır mıyım’ diyen kadın gibi endişeler taşıyor.

‘MİDESİ BOŞ OLAN İNSANA BEYNİNİ DOLDUR DİYEMEZSİNİZ’

Siirt’te yaşanan bir halk buluşmasında konuşan kadının cümleleri ile devam edelim bu haftaki temkinli yazmamız gereken köşemize. Tıpkı ‘bir şey dersem tutuklanır mıyım’ diye soran kız kardeşim gibi... Ne desek yolun sonu demir parmaklıkla sonuçlanır bilmiyoruz, ne yazsak bir daha yazacağımız her harf için çilehanelerde bekletiliriz onu da bilmiyoruz. Her bilemediğimiz, bilinmezliklerin diğer kapısını sinsice aralıyor.

Siyasi partilerin ve temsilcilerinin bile naiflikle muhalefet yaptığını zannettiği ve bizi de aynı tonda muhalefetimsi çemberin içine çekmeye çalıştıkları bir ortamda konuştu Emine Teğin. Bir halk buluşmasında mikrofonu eline alan kadın, Çukurova’nın içler acısı halini anlattıktan sonra ekledi, ’bu ülkenin çocukları aç aç.’ Sonra kısık sesle kulağına, ‘çok ses etme’ mi dendi bilinmez elbet ama konuşmaya şu sözleriyle devam etti; Kendim de çocuk gelişimciyim, üzülüyorum bu çocukların haline, bilemiyorum bir şey desem tutuklanır mıyım yani…

Emine Teğin en baba muhalefet liderlerinin bile yumuşatarak söylemeye çalıştığı ya da muhalefete muhalefet yaparak oylarımızı heba eden birçok siyasi partinin ağızlarında geveledikleri tüm cümleleri yüreğiyle iğdiş edip tükürdü kendisini dinlemeye gelen siyasilerin önüne. Hani siyasiler dediysek yanlış anlaşılmasın elbette Dem Partili siyasiler vardı alanda.

Küçük bir alanda yapılan halk buluşmasında duyduk sevgili Emine Teğin’in sesini. Açlık sınırından, çocuk yoksulluğundan, kadın yoksulluğuna, tarım işçilerinin derdinden, hayvan besleyecek gücü kalmayan köy halkının derdine kadar artçı deprem gibi vurdu geçti orada bulunanların yüzüne.

Cümlesinin sonunu şöyle bitirdi, ‘bu kaymağı yiyenler biraz da halka da verselerdi. Tırlarca parayı ne yapacaksınız, ne zaman bitireceksiniz? Hiç mi Allah korkusu yok? 1500 yıl mı yaşayacaksınız, siz Nuh Nebi misiniz ki 950 yıl ömür yapasınız. Nereden biçiyorsunuz bu ömrü kendinize.’

Vatandan yatanlara selam olsun, izin bitti…

Her meslekten her birimizin cümle kurarken kırk düşünüp bir konuştuğu, artık geçim derdinin ötesinde korku prangası ile sıkı sıkıya kilitlendiğimiz bu atmosferden kenetlenerek çıkacağımız günlerin umudu olsun sevgili Emine. Korkudan çırpınan yüreklerimizin gidecek başka vatanı yok, başka vatan da yok!

Bu haftaki yazımızı tahmini 16. yüzyılda Pir Sultan Abdal tarafından kaleme alınmış olan dizelerle bitirelim. Canımızı sıkan tek şey okuduğumuz şiirlerin dizeleri olsun. Haftaya daha umutlu yazılara ve dizelerde buluşuruz.

‘Uyur idik uyardılar

Diriye saydılar bizi

Koyun olduk ses anladık

Sürüye saydılar bizi

Sürülüp kasaba gittik

Kanarada mekân tuttuk

Ser’i Hakka teslim ettik

Ölüye saydılar bizi

Halimizi hal eyledik

Yolumuzu yol eyledik

Her çiçekten bal eyledik

Arıya saydılar bizi

Pir divanına dizildik

Aşk defterine yazıldık

Bal olduk şerbet ezildik

Doluya saydılar bizi

Pir sultan abdal’ım şunda

Çok keramet var insanda

O cihanda bu cihanda

Ali’ye saydılar bizi.’