Bir hafta önce vatandaşlık hakkım olan ilçe belediye oyumu, bir hafta sonra da büyükşehir belediye başkanlığı oyumu kaybettim, Hükümsüzdür!

Bir hafta içinde ülkede değişmeyen tek şey zengin tabakanın büyüme oranı ile diğer kesimde kalan bizlerin küçülme oranı.

DEMOKRASİNİN KAYIP İLANLARI VE BORNOVA’NIN RENKLİ DELİLERİ

Geçen haftalarda Ankara’da emekçilerin eylemleri vardı. Bu haftanın sokaklarını da muhtemelen kaybolan oyları arama ilanları dolduracak. Dört bir tarafa asılacak ’hükümsüzdür’ yazıları. Sadece bununla bitmeyecek saklı sokakların temaşası. Bornova sokağında biri soyunacak anadan üryan, ’delirmiş muhtemelen’ diyeceğiz içimizden içimize. Diğer bir sokakta allı morlu kıyafetleriyle kadınlar süsleyecek tüm ara sokakları. Kimisi homurdanacak, durduk yere ‘bunların da derdi bitmiyor’ diye geveleyecek. Bir diğeri ‘ yeni bir kadın cinayeti mi var?’ diye soracak, yanındaki arkadaşına, sıradan ve sakin.

ARPA SUYUNUN GÖLGESİNDE SOKAK DRAMATURJİSİ

Gece sekizden sonra Roman çocukları, Suriyeli çocuklar saracak soğuk arpa suyu içilen sokakları. ‘Bir gül alır mısın be abi? Abi, karnım aç bir ekmek parası’ diye dolanacaklar masaların ortalarında. O gün sokakların kazanını yine ’üzüm suyu alacağım, biraz para verir misin?’ diyen ağabey olacak. Çünkü bulunduğum memleket sokakların çocuk doğurduğuna ve sokak çocukları denen çocukların sokakta kalmalarını desteklemiyor.

CÜBBELİ TAVAFLAR VE SEVAP KASMA SEANSLARI

Saatler ilerleyecek, herkes tam sohbete dalmışken, cübbeli bir adam inceden süzülecek sokaklara, tanıdıklarına selam vererek, tanımadıklarını şöyle kaş altından süzerek, elleri arkasında döneleyecek tüm mekânların etrafını. Biri diğerine soracak: ’ne arpa içer, ne üzüm, neden her gün aynı saatlerde gelip geçer bu sokaktan?’ diye. ‘Alkol alanı vazgeçirmek iki kat sevaptır, ondandır bu tavaflar. ‘ cevabını alacak.

ÇAKIRKEYF FİLOZOFLAR VE MASADA BIRAKILAN YARINLAR

Sohbetler ağırlaşacak, veda vakti gelecek. Kimi sevdiğinden yandığı dertlerin küllerini atacak sırtına, kimi ekonomiksizliğin komikliğiyle çakırkeyifliğini harmanlayacak. Kimi yarın da aynı güne uyanacağının bilinciyle her şeyi unutup bırakacak masa da, kimi yarın için hâlâ telaşlı. Kimi bugünün güzelliğiyle unuttu tüm umutsuzlukları, kimi günün hantallığında yitirdi tüm umudunu. Herkes bir şeylerin telaş ya da bıkkınlığıyla ufak bir tebessümle ayrılacak olduğu yerden.

SEÇMELİ ÖLÜM KATOLOĞUMUZ VE BAHÇESİ KURUYASICA SİYASETÇİLER

Sonrası hayat başlayacak…
Masa ve sokakta bulunan kaç kişi gece evine, evine giden kaç kişi yarın işine gelebilecek bilinmez. Bunu ülke olarak düşünürsek ki öyle…
Kaçımız kalktığımız masadan evimize, kaçımız gittiğimiz evimizden yarın işimize, ya da işimizden bıraktığımız masaya dönebileceğiz bilmiyoruz.
Bir psikopatın cebinden çıkardığı bir bıçak, bir diğerinin kolayca edindiği silahtan çıkan bir kurşun, bir eski eş, yeni eş, sevgili, takıntılı erkek arkadaş, erkek birey tarafından uygulanan şiddet, iş kazası, MADEN GÖÇÜĞÜ, yangın, OTEL YANGINI, DEPREM, DEPREM, DEPREM…
Daha yazabileceğim ama yazmaya gücümün yetmediği birçok sebepten yarın ölebiliriz. Yarın kelimesi de politiktir, efenim.
Yarın Ali Şekeroğlu’na ve başka bir Şekeroğlu’na aynı şeyi vaat etmiyor çünkü.
Yarın bir İstanbul köprüsünden balonlar uçurtan bir gence denk gelebiliriz ya da fazla gazoz içtiği için gaz sonu yaşayan, bileklerine bağladığı fuların bağını çok sıktığı için bileği moraran, su tabancası sesiyle kafasında karanfiller çizen birine…
Kendine son yazan her son politiktir, efenim. Bize sorulmadan getirildiğimiz bu dünyanın, doğum dışındaki tüm aşamaları çöpün içine toplandığı bir bohça gibi kucağımıza öylece bırakılıyor. Hikâyenin giriş ve gelişmesini siyasi müteahhitlerin belirlediği bir ömrün sonunda bocalaması da bize kalıyor, efenim. Henüz kendi hayat senaryomun trajik komik sonunu yazmadan şunu söylemek isterim: Siyasetçilerin canı yedikleri haltların bahçesine düşsün. Bahçeniz bahar görmesin, efenim.