İzmir, Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın taktığı rozetle AKP’ye geçişinin yarattığı siyasi depremin artçılarını henüz atlatabilmiş değil. Şehir, çeyrek asır sonra büyükşehir belediyesinin iktidar partisine geçişinin şokunu yaşarken; bugün AKP kanadından bir bülten yayınlandı.
AKP İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı, iktidarlarının 24. yılı vesilesiyle yayımladığı bültende, alıştığımız siyasi başarı hikâyelerinin klasik motiflerine sarılıyor: “Türkiye’nin kabuklarını kırması”, “Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı kamu yatırım dönemi” ve İzmir için altı çizilen 1 trilyon 275 milyar liralık devasa bir fatura.
Saygılı’nın çizdiği bu parlak tabloya dışarıdan bakan biri, İzmir’in son çeyrek asırda merkezi hükümetin adeta gözbebeği olduğunu sanır. Ancak enflasyonun ve kur dalgalanmalarının gölgesinde, 25 yıla yayılan sözde bir TL toplamı tek başına hiçbir şey ifade etmez. Bu tutar; dolar bazında, kişi başına düşen payla veya toplam kamu yatırımları içindeki yüzdesiyle analiz edilmedikçe, “devasa” sıfatı bir propaganda aracından öteye gidemez. Rakamların rakamın altını kazıdığında çıkan gerçekler ise sokağın hafızasıyla uyuşmuyor.
Saygılı’nın açıklamalarındaki rakamlar da yeni değil. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2025 yılının şubat ayında aynı rakamları telaffuz etmiş: Tam 1 trilyon 275 milyar TL. Erdoğan’ın açıkladığı yatırımlar listesinde; adalet, tarım ve orman hibeleri ile sosyal yatırım hibeleri gibi başlıklar yer almış.
Örneğin bülten, ulaşım yatırımlarının zirvesine İZBAN’ı oturtuyor. Oysa İZBAN, Ulaştırma Bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yarı yarıya ortaklığıyla, kentin kendi öz kaynaklarının da ciddi oranda kullanıldığı bir modelle hayata geçti. Yeri geldiğinde "zarar ediyor" gerekçesiyle CHP’li yerel yönetimleri topa tutanların, başarı söz konusu olduğunda yerel iradenin hakkını teslim etmesi gerekmez mi? Keza geçiş garantileriyle bütçede devasa yüklere dönüşen İzmir-İstanbul Otoyolu veya Bayraklı Şehir Hastanesi gibi Yap-İşlet-Devret (YİD) modelli projeleri doğrudan "kamu lütfu" gibi sunmak da ayrı bir tartışma konusu. Sonuçta bu projelerin faturasını sadece İzmirliler değil, geçmeyen araçlar ve yatmayan hastalar için tüm vergi mükellefleri yıllarca ödemeye devam edecek.
Bültende özenle ‘es’ geçilen asıl tablo ise bitmeyen projelerde saklı. 2013 yılında "1080 günde bitecek" vaadiyle temeli atılan Ankara-İzmir Yüksek Hızlı Tren projesi, aradan geçen 13 yıla, değişen 4-5 bakan ve 4,3 milyar liradan 101,4 milyar liraya fırlayan maliyetine rağmen hala ortada yok. Fiziki gerçekleşmesi ile ilgili sık sık yüzdeler açıklanırken, 2027’ye ötelenen bir hattın olduğu şehirde “ulaşımda çağ atladık” demek, İzmirlinin sabrını sınamaktır. Kördüğüme dönen kent trafiğini nefeslendirecek Halkapınar-Otogar Metrosu için Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’nda ayrılan 3 bin TL’lik komik "iz ödenekleri" de iktidarın İzmir'e dair öncelik sıralamasının en net kaydıdır.
Gelelim yıllardır İzmir siyasetinin kronik polemiği olan "36 liraya 1 lira" meselesine. İzmir’in merkezi bütçeye verdiği her 36 liralık vergiye karşılık yalnızca 1 lira fiziki yatırım aldığı tezi, devletin cari harcamalarını ve yerel yönetimlere ayrılan yasal payları dışarıda bırakan eksik bir hesaplama olabilir; ancak ortada yadsınamaz bir temel bir gerçeklik var: İzmir, devletin kasasını dolduran en büyük ana kolonlardan biri olmasına rağmen, yarattığı devasa katma değerin hakkını fiziki yatırım olarak geri alamayan bir şehir.
Şimdi İzmirlinin aklındaki asıl ve en yakıcı soru şu: Başkan Tugay’ın ceketindeki rozetin değişmesiyle birlikte, Ankara bürokrasisi yıllardır ağırlaşan kronik sorunları, bir anda "hatırlayacak" mı? İzmit Körfezi’ne bakanlığın tüm imkanları cömertçe harcanmış, bu da CHP’de olduğu dönemde Cemil Tugay tarafından çokça eleştirilmişti. Çiçeği burnunda AKP’li Başkan Tugay geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Körfez temizliğinin bakanlık onayı ile çalışılmaya başlayacağını açıkladı.
Ne samimiyet ama!
Samimiyet demişken, işin Cemil Tugay cephesi ise siyaset tarihine geçecek bir samimiyet sınavı. 2024’te CHP logosuyla yüzde 49 oy alan, daha Ağustos 2025'te AKP'ye geçişi için “milyonda bir bile olasılık yok” diyen, 2026 boyunca bu iddiaları kesin bir dille yalanlayan bir ismin, haftalar içinde “AK Parti kimsesizlerin kimsesidir” noktasına savrulması hafızalardaki sıcaklığını koruyor. Fikirler ve siyasi görüşler değişebilir; ancak bu keskin dönüşün asıl borcu, partiye değil, ona o mevkii emanet eden seçmene ödenmelidir.
Öte yandan, daha düne kadar Tugay’ı "vizyonsuzluk" ve "iş bilmezlikle" itham eden AKP kurmaylarının, rozet takıldığı an itibarıyla onu "hizmet neferi" ilan etmesi de siyasetteki samimiyet testinin iki taraflı kaybedildiğini gösteriyor.
Bir rozet İzmir’in çeyrek asırlık kaderini mi değiştirecek, yoksa tüm bunlar afaki söylemlerle mi kalacak zamanla göreceğiz. Ancak İzmirliler, 24 yılın sonunda artık süslü kelimelerle ambalajlanmış bültenleri, komik metro ödeneklerini veya yakadaki rozete göre anında şekil değiştiren siyasi illüzyonları ciddiye alacağını düşünmüyorum.