Bu ülkede son yıllarda pek çok şeyimizi kaybettik. Alım gücümüzü, geleceğe dair planlarımızı, güven duygumuzu, huzurumuzu… Belki de en kötüsü, umudumuzu. Çünkü umut insanın yarına dair kurduğu köprüdür. O köprü yıkıldığında, insan kendini kocaman bir boşluğun ortasında bulur.
Bir zamanlar “Her şey düzelecek” diyorduk.
Sonra “Biraz daha sabredelim” dedik.
Ardından, farkında bile olmadan umudu küçük küçük ceplerimizden düşürdük.
Kimi ekonomik sıkıntılara, kimi adaletsizliklere, kimi de bitmek bilmeyen gürültüye yenik düştü.
Ve bir sabah uyandığımızda, en önemli hazinemizin, umudumuzun çoktan çalınmış olduğunu gördük.
Ama ilginç bir şey oldu.
Bunca yoksunluğun, bunca yorgunluğun içinde bir şey hâlâ bizimle kaldı: Neşemiz.
***
Nasıl oluyor, ben de bilmiyorum.
Pazarda fiyatlara bakıp yine de bir espri yapabiliyoruz.
Bir çay bahçesinde dostlarla kahkahaya boğulabiliyoruz.
Denizin kenarında gün batımını izlerken, hayatın bütün yüküne rağmen gülümseyebiliyoruz.
Bazen bir şarkı, bazen bir dost sohbeti, bazen de bahçede ağır ağır yürüyen bir kaplumbağa bize yaşamın hâlâ güzel tarafları olduğunu hatırlatıyor.
Belki de neşe, bu toprakların en eski direniş biçimi.
Çünkü neşe teslim olmamaktır.
Gülmek, her şeye rağmen “Ben hâlâ buradayım” diyebilmektir.
İnsanın içindeki ışığı söndürmeye çalışanlara karşı, küçücük de olsa bir mum yakmaktır.
***
Bizden çok şey alabilirler.
Paramızı, zamanımızı, hatta umudumuzu bile…
Ama neşemizi çalamıyorlar.
Çünkü neşe bir banka hesabında durmuyor, bir makamdan dağıtılmıyor, bir kararnameyle elimizden alınamıyor.
O, birbirimize bakıp gülümseyişimizde, dayanışmamızda, inadına kurduğumuz sofralarda yaşıyor.
Belki bugün büyük hayaller kuramıyoruz.
Belki yarından çok emin değiliz.
Ama hâlâ gülüyorsak, hâlâ bir şarkıya eşlik edebiliyorsak, hâlâ bir dostun omzuna başımızı koyup kahkaha atabiliyorsak, yenilmiş sayılmayız.
O halde geriye kalan bu küçük ama güçlü hazineyi koruyalım.
Çünkü bazen bir toplumun en büyük direnişi, bütün karanlığa rağmen neşesini kaybetmemesidir.