Bayram geliyor. Yaşadığım kasaba yine koca bir şehir kalabalığı ağırlayacak.

Çünkü dışarıdan bakınca Alaçatı tam bir rüya gibi görünüyor.

Taş evler…

Begonviller…

Beyaz keten gömlekler…

Bisiklet süren bronz insanlar…

Sabah yoga, akşam gün batımı, gece hafif caz müziği eşliğinde şarap…

Instagram filtresi gibi kasaba yani.

***

Buraya ilk kez gelenlerin gözünde herkes çok mutlu.

Kimsenin derdi yok sanıyorlar.

Sanki burada yaşayan insanlar elektrik faturası ödemiyor, kalp kırılmıyor, gece yalnız ağlamıyor gibi bir hava var.

Oysa Alaçatı’nın en büyük sırrı şu: Burada herkes biraz kaçak.

***

Kimi eski hayatından kaçmış.

Kimi evliliğinden.

Kimi plaza toplantılarından.

Kimi kendinden.

Bazıları büyük şehirden “her şeyi bırakıp geldim” diye anlatıyor hikâyesini.

Sanki Himalayalar’a inzivaya çıkmış gibi…

Oysa insan her yerden kaçabiliyor da kendi karakterinden pek kaçamıyor.

Bir de şu meşhur “Alaçatı huzuru” meselesi var.

Canım benim, burada rüzgâr çok güzel evet ama hayat bazen o kadar pahalı ki insan huzur yerine tansiyon ölçüyor.

***

Dışarıdan herkes çok zengin sanılıyor mesela.

Halbuki birçok kişi kışı nasıl çıkaracağını düşünüyor.

Yazın dolup taşan mekanlar kapanınca kasaba bir anda sessizleşiyor.

O romantik sokaklardan bu kez gerçek hayat geçmeye başlıyor.

Ve yalnızlık…

İşte onu kimse paylaşmıyor.

Kalabalık yaz akşamlarında bile burada çok yalnız insan var.

Masa dolu, kalp boş mesela.

Yanında biri oturuyor ama aklında başkası.

Kahkaha atıyor ama geceleri uyuyamıyor.

Çünkü deniz manzarası insanın içindeki boşluğu her zaman kapatmıyor.

Bir de Alaçatı’da “iyi görünme” baskısı var.

Herkes sanki hayatını dergi çekimi gibi yaşamak zorunda hissediyor.

Kötü hissetsen bile keten elbisen güzel olsun istiyorsun.

***

Bazen düşünüyorum…

Belki de bu kasabanın en gerçek şeyi rüzgârı.

Çünkü burada herkes biraz savruluyor.

Ama yine de seviyorum Alaçatı’yı.

Çünkü bütün o gösterişli görüntüsünün altında kırık ama güzel insanlar var.

Yeniden başlamaya çalışanlar var.

Kendini toplamaya çalışanlar var.

Ve galiba insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey de bazen bu oluyor:

Tam iyileşemese bile nefes alabileceği bir köşe bulmak.